8 Temmuz 2016 Cuma

Beş Şehir

Eski bir karavanın küçük penceresinden dışarı bakıp da göremediğim ama duyabildiğim çocuk kahkahalarının kolumdan tutup dışarı çıkarmasıyla kapı önündeki masanın yanında buldum kendimi.
Üzerinde uçmasın diye taş konulmuş sayfa sayfa el yazısıyla yazılmış hikayelere uzanıyordum ki tanıdık bir rüzgar savurdu eteğimle saçlarımı.Bir elimle etek uçlarımı toparlayıp bir elimle yüzüme gözüme bulaşan saçlarımı temizlerken, hem çocuk seslerine hem de hikayelere dokunamadan uyandım vakitsiz bahar uykumdan ,en olmak istediğim şehirlerdeyken, en olmak istemediğim şehirlerin ikindi güneşinin, içine girmeye çalıştığı gözlerimi inatla  açmayarak bir kolum uzandığım kanepeden yere sarkmış diğer kolum o açmak istemediğim gözlerimin üzerinde.
Ne kadar sonra bilmem kolumun kenarında kalan yüzümün kıyısından köşesinden öptü ''Hadi uyan anne çok komik bir şey yaptım''diyerek.Doğruldum isteksizce olduğum yerde aklım  hala dokunamadığım hikayelerde dolanıp dururken anlattı durdu bir sürü şeyi gülümseyerek ,sonra bana bulaştı gülümsemesi de dinlemeye başladım.
O gitti ben yine olduğum yere uzanıp kaldım,sonra baktığım o beyaz tavan üzerime örtülmek istedi de son anda kaldırıp kendimi ,spor ayakkabılarını da ayağına geçirip "hadi canım,hadii!"diyerek tutup kolundan dışarı attım.
Önce hızlı  hırslıydı adımlarım ,sağ yanımdaki bahçeden başını uzatıp boynuma dolan limon çiçeğinin kokusuyla bi yavaşladım,bir tane alıp koynuma koydum da  durdum sonra ,sonra başım önümde koklaya koklaya tekrar hızlandım.Koynumda bir limon çiçeği kokusu bitirecek kadar yürümüşüm eğdiğim başım o sarhoş eden koku bitip de  kitapçıdan gelen kitap kokusuna yönelince anladım.
Bir kaç dergi bakındım bu şehre ait olmayan ki  ''Buralarda okunmaz onlar bu yüzden getirmiyoruz''sözüyle zaten olamayanı aradığımı bir kez daha hatırlatmış oldu kız bana.
Ve ardından ''Ne kadar farklısınız ,buralara ait değilsiniz sanki ''dedi (Hay ağzını öptüğümün kızı ne de güzel dedi )gülümsedim.
Tam çıkacakken kibarca teşekkür edip, arka tarafta en alt rafta tek başına duran  bir kitaba takıldı gözlerim tanıdık geldi . Öyle yayılmış da rafa ,üstü başı toz içindeyken baktığımı görünce bi toparlandı ,silkindi de çırptı üstündeki tozu pisi sonra fiyakalı fiyakalı baktı şöyle bir saçını arkaya doğru sıvazlayarak atıp(ya da atamayıp bilemeyeceğim şimdi)
''Beni tanıdınız mı hanımefendiciğim'' dedi.
''Çıkaracağım sanki ama durun durun söylemeyin bulacağım ''derken bir öksürüp eli ağzında yumruk o hoş sesiyle
''Belki de aramak ve bütün kapıları çalmak kafidir''dedi de tanıdım hemen gülümseyerek açtım kollarımı
''Yav siz miydiniz Ahmet Hamdi Beyciğim,hadi toparlanın da bize gidelim''dedim
O toparlanırken  ,kız uzanıp elimden kaptı da "O kitap okundu sanırım yeni değil  yani ,sayfaları kıvrık sararmış belli''dedi.
Bir göz göze geldik de telaşla bir kıza bir bana bakan Ahmet Hamdi Beyciğim ile
''Şiiişt dedim sakin olun alacağım sizi" Sonra kıza dönüp ''Olsun ben almak istiyorum Beş Şehir'i dedim.
Çıktık yol boyunca bulunduğu şehirleri anlattı bana dinledim.
Bir ara o dalmış anlatırken,karşı caddedeki  öğrenci yurdunun penceresine takıldı gözlerim.
Bir genç çıkardı kafasını sağa sola bakıp kimse olmadığına emin olunca ''Çok seviyorum çook!''diye bağırıp telaşla  kapattı geri pencereyi. Güldüm ''Ah'' dedim ''bahar ,ah sen daha neler yaptıracaksın kimlere kim bilir?''
''Efendim?'' dedi 
''Hiç ''dedim "daldım bi an afedersiniz,anlatın siz ben dinlemedeyim''.
"Hah ,tamam o zaman ''dedi
''O sevdiğin şehirler var ya hani rüzgarları tanıdık,oralara da gittim ben .Size  kitapçıda söylediğim o cümle, işte o cümleyi oralarda birine en güzel cümlelerine başlamadan önce de hediye etmiştim
''Sustum ,başım önümde sonra
''Biliyorum ''dedim
''biliyorum o cümleden tanıdım zati sizi''
''Zati,zati ne kız?"'dedi de o altıncı şehirde kaybolunan  rüyaların ağırlığı bi hafifledi omuzlarımda, gülüşerek eve girdik.


bok!

Pazar ya da cumartesi ya da hafta içi  bilmiyorum şimdi ,ama bi çocuğun eğlenmek için haftasonunu beklemediği zamanlarda yaşandığını düşününce herhangi bir gün olabilir ya da her gündü bizim o yağ tenekesi tıngırtılı merasimimiz.
Zaman belirsiz, kapağı kesilmiş yağ tenekelerinin iki tarafına  baglanmış tel saplarından çıkan tıngırtıyi bir çocuk evden koşarak çıkıp başlatır,diğerleri o tıngırtı korosuna ellerinde demir soba maşaları ve kendi yağ tenekeleriyle katılırdı.
Ben yeniydim bu işlerde ,memur çocuğu ,yağ tenekem bile onlarınki gibi kapkara egiş büğüş değil, annem karam yağdan elimi kesmesin diye özenle kapağını kesmiş keskin yerlerini içe eğmişti (bu durumdan hoşlanmazdım onlardan daha temiz ya da daha düzenlı olmaktan. Büyüdügümde de yeni bir ayakkabı alınca eski görünsün diye önce çamura,toza,pise sürüşüm de sanırım hep bundan.) Alıp maşamla ,yağ tenekemi takılırdım peşlerine
Onlar kurumuş bokları eliyle koymuş gıbi bulurken ,benim uzaktan görüp koştur koştur yanına gittiğim şey ya at boku çıkardı (makbul olan inekti çünkü)ya çamur parçası.
Hepsi bir bir dolduruyordu  tenekelerini
Ben tıngır mıngır koştururken yine bir gün  oraya buraya traktör arkasındaki bir ineğin arkasından yere düşüp o an yumusak bi krep hamuru kadar güzel görünen boka takıldı gözlerim.
Sonra bir daha bir daha yaptı,yapışınısevdiğiminineği koşup gittiğimde ,kuruduğunda tenekemi agzına kadar dolduracak bi bok yığınına sahiptim.Ama cıvık ve yumusaktı tenekeme alamaz ama onu da öyle orada bırakamazdım
Bekledim...
inekler gittiteneke teneke boklar birbirlerine gösterilip gitti
çocukların koşuşturmaları gitti
tenekeler,maşalar gitti
traktör(bokun üzerinden geçmemesini tembihledim)gitti
ve güneş gitti
ama ben gitmedimmaşamla şöyle kenarından kaldırdığımda kalktığını gördüm ya dünyalar benim olduözenle tenekeme yerleştirdim ve ertesi günki bok toplama merasiminde köyün tüm çocuklarına gerine gerine gösterdim.Hayran kaldılar.
Sonra,sonra işte bi bok olmadı ,kıyamadım ama sobada yaktık gitti
yani diyorum ki ben bir parça bokla mutlu olan bir kız çocuğundan bir kadın büyütmüşüm
Üzmeyin beni!!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...