30 Mayıs 2016 Pazartesi

dağınık

Yarım saat,
tam yarım saattir oturduğum pencere kenarının altındaki  kaldırımı süpürüyor sert kıllı fırçasıyla.
O fırçanın kaldırıma sürtünürken çıkardığı sese gıcık oluyorum.Dişlerimi al, kaldırımda sürüm sürüm süründür daha iyi diyeceğim adama , saçımı tutup fırçayla boya süren adam yüzünden bişey söyleyemiyor saçımı tutana da gıcık oluyorum.
O da tam süprüntüyü kaldırım kenarına toplamışken üzerine basa basa geçip dağıtan şişman kadına gıcık oluyor.
Ben ,artık saçımı  boyayan adama da
bekliyorum
bekliyorum
bekliyorum
ben beklemeye gıcık oluyorum
o hâlâ kaldırımı süpürüyor... "Arkaya eğin boyununuzu" diyor.
Boynum koptu kopacak kadar yıkayıp saçlarımı "kaldırın"diyor da kaldıramadıgım boynuma sebep adama bir daha gıcık oluyorum.
O hâlâ kaldırım süpürüyor .
Bebekli bir kadın geliyor, adam süpürmeyi bırakıyor toz gitmesin çocuğa diye,
adama gıcık oluşumdan utanıyorum.
Süpürgenin sesini de duymuyorum artık, çünkü fön sesi bastırıyor.
Adam bu defa da süprüntüyü dağıtan genç kızlara söyleniyor, ama tekrar topluyor
"ahh "diyorum "boynum!" fön boynumu yakıyor.
Kulagında telefon,kaldırımdan bir adam geçiyor elini kolunu sallayarak telefonun diğer ucundakine
Süprüntüye bakıyorum, dağılmış.
Gülücem utanıyorum
Fön sesinden duymasam da anlıyorum "Toplamıyom a..na koyum,dağınık kalsın!"diyip süpürgeyi küregi bi kenara atıp karşı kaldırımda sigara içmeye başlıyor. "Ahh! "fön boynumu yakıyor
ters ters bakıyorum adama da o sırıtarak "Abla "diyor "örgü yapayım mı saçına,toplayalım şöyle?"
"Yok!diyorum "toplama(a..na koyum-demeyi çok istesem de diyemeyerek-) dağınık kalsın!!!"


28 Mayıs 2016 Cumartesi

uğurböcüü

saçıma ,başıma cır cır olmuş bir kuşun yeşilli sarılı vıcıklığının
akıl ve kalp çizgim arasına da  uğur böceğinin konduğu bir ögle arası


görgüsüz!

Kahveden babanı çağır gel! dönemi,
bakkaldan ekmek al gel! dönemine de denk geliyor olmalı ama annem ekmeği bazlama yapıp buzdolabının sebzeligınde sakladığından evin en küçüğü olarak,
bakkaldan ekmek al geli değil,kahveden babanı çağır  geliydim.
"Kahveden babanı çağır gel!"
dedi,annem yine ve ben yine oflaya puflaya evin yanındaki kahveye gidip
kapı kenarından kafamı uzatıp,okey oynayan babamla göz göze gelmeye çalıştım,zira yanına gidip "annem seni çağırıyor"demiştim de birgün fırçayı yemiştim.
Göz göze gelip de babamın"gelmiyorum,çabuk eve git!"bakışıyla ikiletmeden doğru eve gidip "babam gelmiyormuş"dedim kolumdan tuttu da annem söylene söylene meydandaki minübüse gittik.
İlçeye varıp postaneden teyze arama rutinimizden sonra yanıbaşındaki eski bir apartmanın ikinci katındaki kuaföre girdik.
Adam,annemin saçına geniz yakan bişey sürüp,bugidilere sarıp,kazan gibi bir şeye sokarken kendimden bir kaç yaş küçük bir kızla tanıştım adı hatrımda diil "hadi"dedi evimiz yukarda annemden yiyecek bişeyler isteyelim" annemin kafası hâlâ kazanın içinde arkasını dönüp de beni farkedemezdi,karanlık merdiven dairesinden çıkıp evin kapısına geldik.Kapı açıldı anne suratsızın teki bana ,ama kızına "Ne istiyorsun güzel kızım " dedi.
Kız "hiiç "diyip koşarak içeri girdi.
Salon görünüyordu kapı aralığından,koltuklar vardı aslan pençeli kolluklu,kocaman da bir avize ,ha avize dendigini sonra ögrendim tabii ışıltılı,parlak taşlı bi lambaydı adı benim için.
Kız tam elinde koca bi kase kayısı,erik,çilekle geri gelirken kapı kenarında duvara çakılı dantel örtülü tahta rafın üzerindekı telefon çaldı. "aa"dedim"ev telefonunuz da var"
Annesi telefonla konuşurken ben kapı eşiğinde kızın getirdiği erikten bi tane alıp yerken,ikinci eriğe uzanıyordum ki kadın telefonu kapatıp bana ters ters bakıp kızına yine yumuşakca "aaa kızım,görgüsüzlük(bu kelime benim içindi)etmeyin,yeter birazı da abine kalsın"diyordu ki kız "ama anne abim yokki benim"dedi
elimdeki eriği bırakıp agzımdakini de boğazıma dizip,aşağı inip anneme sordum "görgüsüz kime denir?"az çok anlamıştım ama annem anlatınca ağlamaya başladım
"ama"dedim"bahçemizde kocaman bi erik ağacı var bizim,ben görgüsüz değilim!"


17 Mayıs 2016 Salı

neşem kaçtı!

neşem kaçtı!
nereye mi?
çook eski zamanlarda neşenin ciğerlere kaçtığı  rivayet edilir
bilmem ben görmedim hiç ,siyah beyaz film sahnelerinin yalancılarının yalancısıyım
ha ,hatta bir tek öksüre öksüre çıkarılan neşe ,dert olup mendilleri de kan kırmızısına boyarmış ,boyarmış da neşesi ciğerine kaçan iflah olmazmış derler
Benim?
yok canım :) benimki kalbime kaçtı içime çektiğim acı bir dumanla,
varmış olmalı çoktan
duyuyorum sıkı sıkı  kapatıyor şu an tüm kapakcıkları bir bir,zira çığlık seslerinin şiddeti azaldı.
Önüne gelenin ciğerlerine kaçıp,yırtıp, mendillerini kan kırmızıya boyuyormuş iflah olmayan olmayayım diye.
nereden mi biliyorum?
bilmiyorum aslında, kaçarken dudak kenarıma bi not bırakmış orda yazıyor olmalı ya da yazmamış da olabilir ,son anda eline tutuşturduğum kağıda, ben yazdırmış olmalıyım
evet evet ben yazdırdım
ne yazdırmıştııım
hah ,hatırladım !
yaz !
"kapat tüm kapakcıkları ve bulduğunun yak ciğerini!"yak mı dedim,sil onu ,yırt olmalı o
düzelt!


banyo

Teninde zamklaşmış ter biraz,biraz toz,biraz is,pis biraz
biraz hırs,öfke biraz
inceden bir ağıt belki biraz
yutulamayan ama çıkarılamayan kılçıklı sesler biraz,gözlerinden ,yanaklarına,dudak kenarlarından boynuna
sonra
sonra ,belinden
bacaklarından parmak uçlarına kadar süzülen suya karışıp bunlar ,kıvrılarak o karadelikten akar biraz
birazı da durur ayak uçlarında ,birikir de her defasında, ama her defasında utanmadan, suyun yüzüne çıkar biraz
da aldırmaz çıkarsın
Tenin,
arınmış terden,isten,pisten,hırstan,öfkeden ,ha bir de yanında sevgiden
zerresi kalmayıp da tam ohh mis gibi, derken ,avuç içiyle silinen buğulu camdan akan rimel  bulaşır parmak uçlarına biraz
tenin,
tenin, adım atılmaya çekinilen,yeni yıkanmış bakondan serin ve  tehlikelidir artık biraz..


13 Mayıs 2016 Cuma

papatya♡

Dışarıdan eve dönerken  kızlarını ceplerine doldurduğu bir hüpletimlik çikolatalarla değil,bi üflemelik karahindibalarla,kendini de bir avuç papatyayla mutlu eden anne♡♡♡


gelincikler

"Unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de
Yeter ki iki dukdak arasına konsun gelincikler
İpince bir ıslığa yerleştirilsin
Türküler süzsün tüveylerinden" demiş şair gelincik tarlalarına uzaktan baktıkça . Ha böyle alıp başını gitmelerin ağrısı hafiflemiş,unutulmuşken tam, sert ve buz gibi çakıllar arasına sıkışmış ama hâlâ güzelliğinden birşey kaybetmemiş görünce de işte böyle durup durup hüzünlenirsin çalınamayan o  her ıslıkta ben gibi,sen gibi ,bilmem daha kimler gibi.


"okunmuş kitap servettir"

"Büyük bir okuyucu olan Molla Bey için kitap da kadın gibi bir şeydi;yani okunduktan sonra başından atılırdı. Yalnız ,biri diğeri gibi rahatsız edici olmadığı için,-kitap unutulmaya razıdır,fakat kadın razı olmaz-bir köşede kendi kendine durmasında bir mahzur yoktu.Ev genişti;okunmuş kitap bir servetti"

Molla Bey'e  kısmen katılmakla birlikte baştan atmalar biraz ağır bi kelime benim için :) Ama öyle okunmuş kitap servetler,köşede durmalarında mahzur olmamalar,hah,onlara bişey diyemem.
Dolaplardakiler mesela,sıkış tıkıştır bir nizam intizam yok ,ne renk ,ne yazar,ne yayınevine göre dizilidir
Ha, buradakiler de öyle ama başımdan atamadıklarımdır bunlar otururken bi esneyip,bi uzanıp ,çekip ,alıp okuyup tekrar yerine koyduklarımdır. Sayfalarında patyalar,karanfiller kuruttuklarımdır.Yenilerin de ilk durağıdır sayfalarına  kızların not yazıp ,resim yapabilmeleri için bekledikleri.
Bugün yeni kitapları dizerken #alazkızım "Nereden alıyorsun bunları?" dedi.
"O elindekini internetten aldım"dedim.
Acıp ilk sayfasına bir şeyler karalayıp burnuna göturüp gözlerini kapayıp kokladı ve "ohh mis gibi internet kokuyor bu kitap"dedi :)
Ne koktuğu konusunda ufak bir yanlış anlama olsada , o kokuyu aldı bir kere,sevdi de  belli:)
#ahmethamditanpınar
#mahurbeste


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...