24 Kasım 2012 Cumartesi

10 YIL







Onca yıl nasıl geçmiş
ON yıl olmuş

ben Selda Öğretmen olalı
on yıl olmuş
bir odada üç kız yaşamaya alışmaya çalışalı
su taşırken gülme krizlerine girip
gece mum ışığında üçlü batak oynayalı
''Bu dağlar her dışarı çıkışımda üzerime üzerime geliyor'' diye ağlayan arakadaşa sarılalı
On yıl olmuş
sonbaharın kıştan önce geldiğini ilk göreli,
beyaz üzerinde sarıyı bu yüzden seveli,
zil çalıp okul bomboşken sessiz şarkılar söleyeli,
duvara oturup biryerlerde birileri beni düşünüyor diye düşleyeli,
sahipsiz mektuplar yazalı,
delirmeye az kalalı,
On yıl olmuş ilk kez kar küreyeli,
baca temizleyeli,
odun kırıp,boya badana yapalı
kel iki çocuğu okul bahçesinde öpmek için kovalayalı
lojman duvarlarına küçük bir fırçayla dip köşe resimler yapalı
Ferhan Şensoy'la,Oğuz Atay'la tanışalı
nefret ettiğimi düşünürken  bir yandan
bir yandan nasıl sevildiğine anlam veremediğim yerleri
ve o yerleri unutmam  gerekeli
ama
Nasıl unuturum ki
unutamam ki
unutmam ki
Nerde nasıl yaşarsam yaşayayım hep aklımda,hep düşümde uyandığımda hüzünlü bir gülümseme sebebi

değil on ,elli yıl geçse de hala aklımda ilk günki gibi Selda Öğretmen oluşumun ilk günleri.





12 Kasım 2012 Pazartesi

Hay dilimin kemiğine

Yapmamalıydım belki
Ama 
''ööööğğğğk ben bunu hayatta yemem iğrenç''dediğinde
o an istemsizce ağzımdan çıktı
''Öyle deme bak bu yemeği bulamayan çocuklar var'' 
Birde üstüne  yetmezmiş gibi ağzımın ayarını tutturamayıp
''Allah'a şükretmelisin bize böyle güzel yiyecekler verdiği için ''diye devamını getirdim
getirdim de ne oldu
sorular ardı ardına geldi
''Kimler yemek bulamıyor,''
şey kem kümmmm
''Afrikadaki çocuklar''
Ve böyle bir cümle kurduğuma beni pişman eden
Felsefeyi ben mi okuyorum sen mi dedirten  sorusu geldi ardından



                  Niye Afrika da Allah yok mu?
                          Ama haksızlık değil mi bu,neden bize yiyecek veriyor da onlara  vermiyor.
        Ne denir ki???
                Kendimce bişeyler anlattım ama 
                  Konuşmanın en başına dönüp
                    O cümleyi hiç kurmamayı öyle istedim ki o an





9 Kasım 2012 Cuma

Atatürk'ü Anlatmadım...

1881'de doğduğunu söylemedim
Annesi Zübeyde Hanım
Babası Ali Rıza Bey
Kızkardeşi Makbule
demedim
Bababası öldüğünde dayısının çiftliğinde karga kovaladığını
Sırasıyla
Önce Mahalle Mektebi'ne
Sonra babasnın isteğiyle
Şemsİ Efendi Okulu'na da gittiğini de
Onu anlattım bu gün ,
ama
Yurdumuzu düşmanlardan kurtardı
Cumhuriyet'i kurdu
1938'de öldü
diye de sözü bitirmedim 
Onu anlattım

Yüzerken,kumda güneşlenirken  ilk defa
ilk defa gördüler kaşlarını çatmamış
kıravat gömlek hazır olda durmamış hallerini

Çocuklar gibi sallıncakta sallanışını
dans edişini izlediler
en sevdiği şarkıları söyleyip
en sevdiği çiçeği kokladılar
hangi takımı tuttuğunu
köpeğinin adını öğrendiler
sesini duydular
Anıtkabir'i sanal da olsa gezdiler
Atatürk'ü çooook anlattım onlara
ama bu gün
Mustafa Kemal'i ilk defa gördüler
dinlediler












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...