30 Ocak 2011 Pazar

Mutsuz kadın evi sesleri

‘’Girmesek………’’
‘’Gir içeri ,bakma ona sen.’’diye söylendi kapı.
Bir ayaklarına bir kapıya baktı.
Kapı:
‘’Hadi…Gidecek başka bir yerin var mı?’’
Haklıydı …
Doğduğu yerler artık ona yabancıydı.
Yavaşca açılan kapıya bir tekme attı ayakları ‘’Sanane!’’ diye öfkeyle bağırdı.
Sessizzzzzzz di ev-i-
‘’Heyyyyy, unuttun beni!’’ dedi.İçeri girdiğinde giydiği terliğinin teki.
Aldırmadı çıplak ayağa geçirilen diğer teki.Dönüp bakmadı, tercih edildiği için keyfi yerindeydi.
‘’Nankörrr’’ diye bağırdı diğeri.
‘’Ahhhh! Körmüsün üstüme bastın kaldırsana yerden beni’’ dedi koltuk kırlenti.
O hiç duymadı.
Çantası çekingen,’’ Kızma ama niye hala gezdiriyorsun beni?’’ diyordu ki duvara çarparak yerde buldu kendini.
Bulaşık bardaklar mutfaktan,kirli çamaşırlar banyodan seslendi,herşeyden habersiz;
‘’Geldin mi ?Nerdesin kaç gündür gel hadi yıka bizi.’’
Elleri karıştı söze,’’ Ne olur ne olur önce bizi.’’
Kolonlar, koridor duvarlarına seslendi:
‘’Şişt ne oldu buna? Niye bakıyor öyle gözlerini dikmiş size ,deli deli?’’
Koridor duvarları telaşlı ‘’yavaşşşşşşş duyacak şimdi.’’
Derken duvara yasladığı sırtı,yavaşca sürtünerek yere yığıldı.
Karnına doğru çekti dizlerini.
Kollarıyla sardı bedenini.
Sakladı dizlerinin arasına gözlerini.
‘’Lütfennnn!!!’’ dedi yalvarır gibi’’ Rahat bırakın beni.’’
Bir tek ayakları ‘’Keşke hiç girmeseydik içeri’’diyebildi.
Ve sustu
herkes
herşey
ev buz kesti
Tek duyulan,
bir kadının hıçkırıklarla kesilen , son -olmasını istediği- nefesiydi.

28 Ocak 2011 Cuma

Uykudan Solucana

Akşam.
Anne için kız uyusun vakti.
Kız İçin uyumam da uyumam uyku mu?O da ne? vakti mi?
Her akşam çeşit çeşit hikayeyi okumaktan sıkıldınız mı?
Aynı hikayeleri okumanın okumaktan onun ezberlemesinin pek bir faydası olmadığını mı düşünür oldunuz?
Uydurduğunuz hikayelerde dönüp dolaşıp kendini mi tekrar eder oldu.
Varsa 2-3 yaş arası çok konuşmayı seven ama uyumayı sevmeyen çocuğunuz.
İşte güzel bir öneri
Hikayenizi siz yazın yönlendirmelerle.
İlk doğaçlama gelişen hikayemiz.
--Anne!Asya yı anlat.
--Asya yı mı?
--Hımmmmm Asya adında bir kız varmış?
--Bu kız nasıl bir kızmış Asya
--Şirin bir kız.
--Asya ne yapsın Asya?
--Parka gitsin.
--Kimle gitsin Asya?
--Duru ile
--Duruya ne demiş Asya?
--''Benimle parka gelir misin Duru?'' demiş.
--O ne demiş?
--Gelirim demiş.
--Parkta ne yapmışlar?
--Kumla oynamışlar.
--Kumla oynarken Asya'nın parmağına ne dokunmuş Asya?
--Solucan
--Asya solucanı görünce ne yapmış?
--''Ne işin var burda'' demiş
--Solucan ne demiş?
--Geziyorum demiş.
--Solucanı geri bırakmış mı Asya?
--Hayır Duruyla kovaya koymuşlar.
--Solucan buna ne demiş?
--''Heyyyy beni nereye götürüyorsunuz?'' demiş
--Duru ne demiş?
--Eve gidiyoruz demiş.
--Evde ne yapmışlar solucana?
--Tabağa koyup yemişler.
--Solucana ne demişler?
--''Seni yiyecemmmm'' demiş
--Solucan ne demiş?
--''Lütfen beni yeme lütfene beni yeme''demiş.
--Yemiş mi Asya?
--Hı hııı yemiş.
--Solucan ne yapmış
--''Aaaa nereye gidiyorummm?'' demiş
--Nereye gitmiş ki solucan?
--Boğazına,sonra karnına
--Solucan orada ne ile karşılaşmış?
--Bir bebekle
--Ne yapmış bebeği görünce?
--Aaaa bebek sen ne arıyorsun burda demiş?
Biz burda kapı çalmasıyla ayaklandık ve hikaye yarım kaldı. Yarın akşam bebek ve solucanın macerasının sonunu getirebilirz belki:)
Ama buna her akşama devam edeceğim ki anlatırken nerdeyse uyuyacaktı esnemekten.
Hem böylece okuyarak bir haftada ezberleyip sıkıldğımız hikayelerin alternatifi olur,hem hikayeye kendi katılığında canlandırır beyninde kendi de karışınca olaylara daha da eğlenceli olur.
Belki yazarım bu uyduruk hikayeleri ilerde okur:)
Çok daha farklı ve ilginç yönlendirmeler ve tıkandığında eklemelerle hikayeyi daha ilginç hale getirebilirsiniz.
Eğlenceli bol dinlenceli bir hafta sonu sizin olsun.15 gün de benim:)
Söylemesi ayıp ben 2 haftalık bir tatile girdim de:):):):)

24 Ocak 2011 Pazartesi

Çocuk olan evde perdeler hiç kapanmaz...

Offffff değil ama kocaman bir ohhhhh diyebilirim.
İşten geliş saatim 15:00
Koltuğa oturuş saatim tam 7 saat sonra şimdi.
Çalışan anne vicdan azabıyla,iki oyun arası 2 saniye dinlenmeden ,2 saniye susmadan.
3 yaşında enerji dolu bir çocuksa evinizdeki
yorgun da olsanız,üzgün de,uykusuz da kapanmaz hiç perde ,veeeee ''Oyun başlasın!''
Oyun 1
Yağmur varsa dışarda ,çıkamıyorsanız hava kararmışsa ve ay dedeyle yıldızlara bayılıyorsa.
Keseceksiniz peçeteden ay ve yıldız,yapıştıracaksınız beraber camın buğusuna.
Kayıp gidişini izleyeceksiniz yıldızların camdan akan su damlalarıyla.

Yetmedi mi?

Biraz yorulması mı lazım erkenden uykuya dalması için?Aynı zamanda eğitici de olsun mu istiyorsunuz bu spor?

O zaman alacaksınız 4 renkli elişi kağtılarını,koyacaksınız koridorun bir ucuna kağıtları,diğer ucuna aynı renkte yapbozları.

Bir renk söyleyeceksinizkoşarak alması için yapbozları koridorun bir ucundan. Alıp aynı renk kağıtlara koymasını isteyecekisiniz diğer tarafa ulaştığında.

Yoruldu ama hala oyun mu istiyor?

Tam of diyecekken görüp gülebilirsiniz topa vurması gereken adamların amuda kaldırılıp ayaklarına cocopops dizilmiş hallerine.

Yetmedi mi?
O zaman biraz da başının dönmesi lazım.
E o da eğitici olsun eğlendiriken değil mi?
Hatta yemediği üzümleri yedirsin.
Kurdelayı labirent yapacaksın halının üzerine ,götürürken harfli yapbozları tam merkeze,
merkezdeki üzümleri de ödül olarak yiyecek cimcime.
E şimdi bir ohhh diyebilirim değil mi?
Hem eğlendi.
Hem öğrendi.
Hem de mışıllll mışıl uyuyor şimdi:)
Çalışan anne azabımda böylece yok olup gitti.
Ama ben de bittim....

23 Ocak 2011 Pazar

Sabah sabah:)

Saat 6 suları ağzımdan takır tukur ses geldi.
Şaşırdım Ogün'ü görünce.
Dilime dolaşmış.
Nerden hatırladı,nasıl unutmadı beni ?
Özür diledi ve kendini affettirmek için başladı söylemeye:)
İyi ki dolaştın dedim dilime
İyi ki geldin.
İyi pazarlar....

Ogün Sanlısoy-Saydım Akustik Yükleyen Pitekantropus. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!

19 Ocak 2011 Çarşamba

Pişt Burnum:)

Seviyoruz eğlenceli kitapları
Daha önce sıradışı öykülerden almış ve bahsetmiştik.
Sonları hoş değilmiş gibi görünse de içindeki ince espriyi çocuklar anlıyor ve seviyorlar
Dilaver'i Münevver yılanının yutması onlara korkunç gelmiyor.
Ya da Nalan'ı suların alıp götürmesi,
Ve şimdide kaybolan bir burun:):)
Tüm gün çekmecelerde,dolaplarda aranarak draması yapılan ''Burun'' dururken ben nasıl anlatayım anneannesini kurdun yediği kırmızı başlıklı kızı,kurdun yediği anneanneyi kurdun karnnı keserek kurtaran oduncuyu...
Evet ,burnunu kaybeden Ali'nin öyküsünü anlatacağım tabi.
Çok eğlenceli tıpkı diğerleri gibi.
Yekta Kopan imzalı bir kitap.Daha ne söylenebilir ki.
Asya kız şimdiden ezberledi.
Ve en güzeli de aynı benim tonlamalarımla tekrar etmesi anlatırken burnunu kaybeden Ali' yi.
İkinci kitap ise Michael Foreman 'a ait ''Neyse ki Ne Yazık ki''
Anneannesine unuttuğu şemsiyesini götüren maymun Milo'nun yolda başına gelen çooook ilginç olayları anlatıyor.
Neyse ki ile iyi sonucu
Ne yazık ki ile başına gelen kötü sonucu anlatıyor.
Ve hikaye bitse bile daha büyük yaştaki çocuklar için beyin jimnastiği niteliğinde bence.
''Ne yazık ki kara bir bulut belirdi ve biraz sonra yağmur yağmaya başladı .
Neyse ki anneannesinin şemsiyesi yanındaydı.
Ne yazık ki bastığı yere dikkat etmedi.
Neyse ki şemsiye paraşüt gibiydi.
Ne yazık ki aşağıda bir balina vardı....... ''
........ Ve bu hikaye hiç bitmez hayal gücüyle devamı çocuğunuzla birlikte yazılabilirsiniz.

15 Ocak 2011 Cumartesi

İnsanı insan acıtır.

Sıkı sıkı sarılmıştı mantosuna.
Rüzgarda yoktu oysa.
Farketmedi yanına geldiğimi,hatta duymadı bile ona seslendiğimi bir şeyler var belli.
''Neyin var ?''
......
''Neyin var?
''Küçük insancıklarım.''
Duymuş demek ki.
''Efendim???''
''Küçük insancıklarım.''
''Nerde?''
''İşte burda''
diye işaret parmağıyla vurdu iki kaşının arasına.
Sonra şakaklarına ,
’’Ve burda devlet dairelerinde işini iyi yapmayan memurluktan emekli olup ,işte tam buralara yerleşmiş iki insancığım.
Arşivdeler, yeni dosyaları üstüste yığıp tozlu dosyaları merakla karıştıran dizaltı eteğinin altından kıvrılmış kahverengi ten çorabı görünen iki çok konuşan insancık.
Geliyor sesleri uğul uğul öyle dalıyorlar ki susun dediğimi duymuyorlar çoğu zaman
Başımın ağrısı hep onlardan.
Geçenlerde bir –an-ı düşmüş dosyanın arasından
saçları röfleli olan bulmuş,kızıl kabarık saçlı olana anlatırken duymuş, beyne kan sıçratan kancı insancık.
Tepsisini sallaya sallaya ,gelip anlatmış gözdeki arkadaşlarına onlarda hemen akıttılar bin kova suyu göz pınarlarıma.
Ne oluyor ya dedim.
Bu da ne ?Sordunuz mu bana ağlayasın var mı yok mu diye çıkışınca geriye kalan su kovalarını da burnuma indirdiler .
Tam ona da söylenecektim ki, boğazımdaki insancıklar ,arkadaşları tabi arka çıkacaklar ya hemen bir düğüm atıverdiler oracıkta ‘’ Hık’’ dedim ‘’Gık'' dedim çıkmadı sesim .
Baktım, yakalayamadım soluk borumdan kaçmışlar,nefes alamayınca anladım.
Geri dönemediler tabi nasıl gittiler bilmem ama kalbimde sabahladılar .
Akşam inceden inceye geliyordu titrettikleri tellerden dökülen o içli nağmelerin sesi.
Bir ara iyice dağıtmışlar ki sabah can kırığıydı heryerim.’’
Gülümsedim,gülümsememelimiydim acaba diye düşünemeden gülümsedim .
‘’Canım hani beyin,sinir ucu ,sinyal sinir uçlarının beyne gönderdiği sinyaller,belki bir panik atak hali,yada depresyon,bazı beyin sıvılarının stres ve yorgunluktan azal.... ''
cümleyi tamamlamaya gerek görmeden sustum aşağılar gibi baktığında yüzüme ,başını hayır der gibi salladı iki yöne.
Tam kalkıyordum ki titreyen sesi
''Gitme ne olur ''dedi.
Kalktım yanından ,diz çöktüm önüne, parmaklarımla yüzünü kapatmış sarı saçlarını araladım.
Denize baktığında turkuaz olan gözlerinin kıyılarına vurmuştu gözyaşları, avuçlarımdaydı ıslanmış yanakları ,avuçlarım ağladı.
‘’Canımmm’’ dedim ’’Yapma bunu kendine’’
Geriye doğru çekti yüzünü sinirle.
‘’Ben mi ,ben mi yapıyorum tüm bunları yada şu söz ettiğin lanet sinir uçları mı? İnsandan başka hiçbir şey bu kadar acıtamaz canımı.’’
Haklıydı…
Söylenecek her şey o an saçmalamaktan başka bir işe yaramazdı.
Sustum, yapabileceğim en iyi şey sımsıkı sarılmaktı.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Ohhhh be!

Yazdım yazdım sildim.
Yazmayı unutacak kadar mı ayrı kaldım buradan?
Yok okadar da fazla değil,
Yok yok fazla olmuş itiraf etmeliyim.
Ohhhh be bitti artık hep buralardayız okur ve yazarız:)
Okur yazar demişken okur yazar oranına 12 kişi daha eklemiş bulunmaktayım:)
kaldı 6:)
Ohoooooo herkes su gibi okuyor yazıyor diyenleri duyar gibiyim ama köy okulları biraz daha geriden takip ediyor ne yazık ki.
İlginç ve güzel bir his birine okuma yazmayı ''Ben öğrettim.'' diyebilmek.
Babam emekli öğretmen ,
''Okuyorlar ,ama ben öğretmedim ki çalışıp okudular ''dediğimde .
''Saçmalama tek başına nasıl öğreneceklerdi'' dedi.
Bana hala ben öğretmiyormuşum gibi gelsede:)
Gizli gizli ''Ben öğrettim ya''demekte hani şımartmıyor değil:):):):)
Çok mutlu oluyorum okuduklarını görünce.
Kupa kazanmış bir takım
Madalya kazanmış bir atlet gibi:) gururlanıyorum verdiğim emeğin bir parça geri dönüşümünü görmek sevindiriyor tabi:)
Bende bu değişiklikler var.
Asya kız ise ,bir hasta bir iyi,bir mutlu ,bir sinirli,
Evden çıkmak istemiyor.
Odasından çıkmıyor.
Geçen gün zorla parka götürmeye çalıştım daha işten gelir gelmez giysilerimi bile değiştirmeden sıkılmıştır diyerek..
''Sıkıldın kızım hadi gidelim artık ''dediğimde
Gülerek ''ha ha hi hiiii bak çok mutluyum ben sıkılmadım hiç ''dedi ve odasına gitti.
İşine geleni duyuyor işine gelmeyende taş misali
ben bilirim ,ben özgürüm tıpkı bir ergen ruh hali.
Büyüdü tabi:)
Volyebol dersleri alıyor tanıdık birilerinden,aile indirimi:):):):P
Ama öğretmeninin söylediğine göre aynı duruşları öğrettiği 10 yaşındaki öğrencilerinden daha iyi duruş ve vuruş yaptığı yönündeydi.
Dersler evde tabi:P
Ders olayı şaka bir yana evde bu sıralar bol bol rahat-hazırol ve voleybol antremanları yapıyor babası ile.
Langırt oynuyor diyemeyeceğim biz oynuyoruz çünkü,
O da ''Yeterrrrr oyunu bırakın artık'' diye azarlıyor bizi.
Neyse çok yazdım ,nasıl olsa bundan sonra hep buralardayız:)
Videolar gelsin:):):)
video video

1 Ocak 2011 Cumartesi

Yıl Bindokuzyüzdoksandokuz

Yılın ilk günü doğduğum yerde değil, ama her öğrencinin olduğu gibi benimde yeniden doğmuş gibi hissettiğim üniversiteyi okuduğum yerdeydim.
Doğduğum değil doyduğum hiç değil malum hangi öğrenci doymuştur ki:)
Ama seviyordum,hala da seviyormuşum ve çok ama çok özlemişim.
Aynı değildi tabi hiçbir şey,
otobüs beklediğim durak,
sigara aldığım büfe,
çay içerken oturduğum tahta tabure,
sahlep içtiğim salaş cafe,
sabah sabah ciğer yediğimiz ocakbaşı,
yerken parmaklarımı yediğim seyyar köfteci(en çok da ona üzüldüm desem),
saatlerce kulağımda müzik yürüdüğüm kaldırımlar bile ,
başımı kaldırıp baktığımda etrafındaki yapılar,
hatta ben........
Salak salak bakındım durdum,ağzım şaşkınlıktan ve mutluluktan bir karış
Ama yine de çok çok çok mutluydum bugün
oralarda olmak bana iyi geldi tazelendim sanki:)
Yaşadığım en güzel dört seneydi
oraları tekrar yaşayınca bugün farkettim.
Hala o salak mutlu ifade suratımda
Bunu daha sık yapmalıyım dedim:)
Umarım herkes ilk gününü benim gibi mutlu geçirmiştir:)
sevgiler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...