28 Nisan 2010 Çarşamba

Olsun...

Sesini duydum pencere kenarında
''Yapma, sırılsıklam olursun.'' dedim,
sesinle birlikte kokunu da duymak istediğimde.
Sırılsıklam oldum.
Olsun...
Köye dönüş yolunda,
''Yeşili görmeyen gözler renk zevkinden yoksundur''yazılı ağaç tabela geldi gözümün önüne.
Sırılsıklam olurdum,
Yeşili en güzel tonuna boyamıştın,
gördüm,
sırılsıklam oldum.
Olsun...
İşte,
öyle,
olsunlu tavırlarım hoşuna gitmiş olacak ki şiddetini bir yana bırakıp ince parmaklarınla
yanaklarıma,dudaklarıma küçük küçük dokundun,
mutlu oldum.
En güzel kahverenginden bir papatya,
en güzel yeşilinden bir iğde çiçeği buldum,
koynuma koydum.
Her başımı eğdiğimde üzgünüm sandılar,
Oysa koynumdaki kokuyu içime çektikçe ben,
huzur buldum.
Başım önümde,
sırılsıklam
ama dudaklarımda bir tebessüm,
kesin deli sandılar.
Olsun...
Ben gözüm kapalı,içimde papatyalı iğde kokusu sırılsıklam mutluydum...

25 Nisan 2010 Pazar

ŞANSLIYIM...

Şanslıyım,
hala grafon kağıdıyla kedi merdiveni yapmayı unutmadığım için
balon şişirmekten yanaklarım yorulduğu için,
bayrakları sallayarak dolaştığım ,
kapının önünden geçeni kolundan tutup,
''Baaak sınıfımız nasıl olmuş?''diye sorduğum için,
sabah uyandığımda, ilk olarak havaya bakıp mavi bulutları gördüğümde
''Ohhhh bugün hava harika'' diye sevindiğim için,
en güzel giysilerimi akşamdan başucuma hazırlayıp,
sabah erkenden okula gidip son bir prova yaptığım için,
alkışlar alındığında yapılan gösteri,okunan bir şiirden sonra ,gözlerim parlayıp öpülen değil ama ''Harikaydın ''diye öpen olduğum için.
çuval yarışında alkışla tempo tuttuğum,
bu heyecanı çocukluğumda bırakmadığım için.
30 yaşımda hala 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyor,
bu işi yapıyor olduğum için ,
çok şanslıyım.

22 Nisan 2010 Perşembe

İyiyim Sen Nasılsın?

Günlerden bir gün;
Asya kız ağzında düdüğü, elinde şişesi ,altında bisikleti annenin eve dönüşünden sonra alel acele yemeğini yiyip onunla birlikte park,bahçe yollarına düşer.
Herşey normaldir ilk başlarda sohbet edilerek ,yol kenarlarında durup dinlenip ,görülen çiçekler toplanarak ilerlenir.
Parka varıldığında önce biraz kayılır,
sonra elinde kamyonu karpuz çiçekleri toplanır ,itinayla kamyona yüklenip yollara çıkılır.
Birden ince ince yağmur çiselemeye başlar.
Anne telaşlı Asya kızla konuşup eve dönmeye ikna etmeye çalışsa da Asya kz hiç oralı olmaz.
Sonunda yüzüne düşen damlalarla ,
''Çok yamuy yağıyo gidelim anne ''der .
Anne sevinçle bisikletini getirince,
Asya kız ''ı ıhhhh binmiycem''diye reddeder.
Koşar bisiklet yolunun kenar taşlarına ve o oradan yürümeye,
anne de bir elinde kamyonun ipi bir elinde bisiklet ona eşlik etmeye başlar.
O sırada Asya kız fikir değiştirip ,
''Anne beni bonuna asana''der .
Anne istemesede yağmurun da şiddetlenmesini göz önüne alıp ''tamam''der .
Şimdi ellerindeki bisiklet ve kamyona birde boyunda Asya ekleyerek devam eder.
Asya kız annesinin boynunda keyifle şarkı söylemeye koyulur.
Anne haline gülmek ve ağlamak arasında gidip gelirken;
''Ohhhhh Asya hanım keyfiniz yerinde sanırım.
NASILSINIZ İYİ MİSİNİZ?''der .
Asya kız cevap verir;
''İYİYİM TEN NASILSIN?'':):):):):):):):)

20 Nisan 2010 Salı

Gelincik Gelini

Kocaman bir ceviz ağacının gölgesindeydi benim şehrim.
Sıra sıra taşlardan örülmüştü evim.
Bir oda, bir mutfak gerisini neyleyim.
Gelincikten bir gelindi hatırladığım ilk misafirim.
Taştan yapılmış koltukların kenarına iliştirdiğim.
Ve taştan yapılmış ocağımda fırınladığım toprak fincan takımlarıyla çayımı ikram etmiştim.
Yan tarladan toplamıştım masamdaki çiçeği ve yemek niyetine tabağındaki çiğdemi .
Kınalar sürmüştük yan komşumla kaya üzerindeki yosunları tükürüğümüzle ıslatıp,
Sonra unutup evi,çayı,çiğdemi,gelincik gelinini ,
yeşil buğday başaklarıyla kaplı yokuştan yuvarlanarak bıraktık kendimizi.
İçimdeki umut ve hiç büyümeyen çocuk işte bu güzel anılarımda gizli.
Sana da yaptım dün, ceviz ağacı gölgesi bulamasakta taştan bir ev ve gelincik gelinini.
Hatırlamazsın büyük bir ihtimal ama ben hiç unutmayacağım, bir çiçeğin geline dönüşmesi esnasında gözlerindeki şaşkın sevinci.
Ve emin ol yapacağım.
Benim gibi hatırlayacağın, hatırladığında ve anlattığında gözlerinin parlayacağı anılarının olduğu bir çocukluğa sahip olman için elimden geleni.

19 Nisan 2010 Pazartesi

İyi Ki Yaptım.

'' Alma'' dediler.
Aldım.
''Öpme'' dediler.
Öptüm.
''Yatma''dediler.
Yattım.
''Alışır'' dediler.
Dedim alışsın .
İyi de yaptım.
Her anın bir güzelliği vardı doya doya yaşadım.
Kucağımda saatlerce uyuttum salladım.
Öptüm şapur şupur,en sesli ve en lezzetlisinden.
Koyun koyuna kokusu kokuma karışa karışa uykuya daldım.
Şimdi ne kucağımda duruyor,
ne öpmeme izin veriyor,
ne de yanımda yatmak istiyor.
Her şeyin yaşanması gereken bir zamanı varmış ,
yakalayamazsan geçip gidiyor, tadını çıkarmak lazım.

17 Nisan 2010 Cumartesi

İçine bağlaç kaçtı:)

(pantolon ve tşört lcw erkek çocuk reyonu:)
''Biz markete gidiyoruz VE meyve suyu alıcaz VE süt alıcaz VE emmek alıcaz.''
''Parka gidelim VE salıncaa binelim VE kaykaya binelim VE zıpzıpa gidelim.''
''Ne oldu kızım?''
''Ben düştüm VE babaanne beni kaldırdı VE bana yadım etti.''
''Anne bak ağaç VE buuu çiçek VE buu küçük ağaç''
VE VEEEEEEEEEE çık kızımın içinden artık ,rahat bırak yavrucağı.
Bize yeterdi üç-beş kelimelik cümleler fazlasında gözümüz hiç olmadı.
Geçen hafta çıkardık, içine samba,rock,rep kaçmıştı .
Bu hafta da bağlaç kaçtı içine ara ara uzun cümlelerde çıkarmaya çalışmaktayız.
video
Geçen hafta içinden bir çırpıda çıkardığı samba ve rock figürleri...
Darısı bağlaçlarımızın başına..

16 Nisan 2010 Cuma

kitap,oyuncak kombini

Babam çok kızardı ''İndim kuyu dibine sildim süpürdüm silkindim çıktım.''tekerlemesini her söylediğimde.
Şimdi sessizce tekrarlıyorum tam yeri''İndim kuyu dibine(biraz orda kalmaya ihtiyacım vardı)sildim (silinmesi gerek her şeyin, aklımdan)süpürdüm(ayağıma takılıp canımı sıkan her şeyi)silkindim çıktım.
İşte buradayım:)
Burada da değilim aslında(bknz. son yazılan yazının tarihine)
l 8:00-14:30 arası okulda 15:00 19:00 arası mütemadien sokakta.
Asya bisiklette,
Asya parkta,
Asya kamyonla karpuz taşımada,
Asya basketbol sahalarında,
Asya futbol sahalarında,
Asya markette,
Asya, Asya ,Asyaaaa tüm bu hikayelerin baş kahramanı olduğu halde hiç rol verilmemiş gibi kapı önünde içeri girmeyeceğim diye isyanlarda .
Nerden nereye geldim oysa düşüncem. Asya'nın bugünlerde sokak dışında vakit ayırabilirse ilgilendiği kitapları yazıp,ne alsam diyenlere fikir sunmaktı.
O zaman hemen asli yazıma geçeyim.
Tesadüfi bir şekilde aldığım kitaplarla, doğum gününde gelen ufak hediyeler birbirine paralel konularda oldu.
İlk kitabı ''Dinazorlar''ve ilk gelen doğum günü hediyesi dinazorlar yapbozu.
İkincisi ''Doktorda''kitabı ve ikinci gelen hediyesi bir doktor seti.
Bu kitap ve oyuncağın ulvi faydasına gelince
Çocuklarımız çeşitli nedenlerle (bunların en başında kan alma geliyor)doktordan korkma,muayene sırasında çığlık çığlığa kendini yerden yere atma davranışları gösteriyor ki Asya da bu çocuklardan birtanesiydi.
Nasıl aştık bunu?
Önce evimizin baş aktörü,starı CAİLLOU'nun doktora gittiği bölümleri izlettik,
Sonra bu kitap devreye girdi ciddi ciddi dakikalarca inceliypr kitabı çok önemli bir makale okur gibi kaşlar çatık.
Gelen doktor setiyle de tüm aileyi muayene ettikten sonra da, tamam artık dedik korkmaz ama tek birşey kalmıştı,onuda yapınca bizim kız oldu doktorda bir canavarken ,doktorda bir melek.
Doktora giderken bebeğini alıyor,önce onu doktora muayene ettiriyor sonra kendisini.
Böylece doktor fobisini de yendi.
Üçüncü kitabımız ise ''Rüzgarlı Bir Gün''bu daha önce alınmış bir kitaptı ama şu aralarda uçurtma mevsimi olduğu için onuda uçurtma ile kombinledim:)
HepsideTubitak yayınları ve gerçekten bu yayınlar hem uygun hemde çok ilgi çekici ve güzel.
Müsadenizle işimin başına dönmem,gerekli gereksiz ayırmam ,
pek yapamasamda gereksizleri atmam, koca koca koliler yapmam lazım : )
Sevgiler...

8 Nisan 2010 Perşembe

İNİŞlerimçıkışLARIM

Aşık değilim.
Liseli hiç değil.
Sıcaklar da,
her sabah içime çektiğim portakal çiçeklerimin kokusu da terk etti beni.
Çağla tezgahları da kalktı bir bir.
Papatyaları bile göremez oldum yanından geçtiğim tarlada
Bu durumda baharın üstüne de atamam ki;
şu yorgunluğu,
unutkanlığı,
kendini bilmezliği,
her işin başına yarım, sonuna yamalak getirmeyi ,
yetememezliği,
vurdumduymazlığı,
bunun nedeni konusunda en ufacık bir fikre sahip olamamazlığı,
ve bundan doğan aşırı memnuniyetsizliğimi diye devam etmem gerekirken
bu satırları yazan ben miyim şaşkınlığından uzak, melankolimle baş başa şu saatte şu şarkıyı dinlemekten zevk almanın tedirginliğini...
Ne uzun bir cümle oldu.
Ben anlamadım ki bu durumu, siz anlamamışsınız çok mu?:)

Teşekkürler Haykırış Abi:)

Bana bu güzel hediyeleri vereli aslında çok uzun zaman olmuştu Haykırış abimin ve güzel yardımcısı eşinin.
Ama ben yayınlamakta biraz geç kaldım.
Öyle ice düşünceli,kibar ve naziksinizki sizi okurken eski bir İstanbul beyefendisi ile sohbet ediyor gibiyim:)
Çok teşekkürler , sevgilerve saygılarAsya kız ve benden size. :)
Biri kişisel olarak üşenmeden yorulmadan hazırladığı özel ödüller (yaptığım tüm imla hatalarına karşın yazılan güzel cümleleri haketmesemde)ve yine aynı sabırla hazırladığı sevdiği blog yazılarından içinde bizde varız oluşturduğu blogdan seçmeler kitabı:)
Tekrar teşekkürler:)

5 Nisan 2010 Pazartesi

Şükürler Olsun...

Üç sene önceydi.
duyduğumda haberi aaa yazık demiş,
ama küçük mü büyük mü diye sorduğumda 2 yaşındaki çocuğu olduğunu duyunca en azından küçük çocuğuymuş diyip sanki küçük olduğu için acısı daha az olur gibi çok saçma bir düşünceyle başın sağolsun demiştim. Ama bugün düşündükçe 2o cm ile neler olabileceğini bırak dilime aklıma bile getirdiğimde defalarca defalarca şükrediyorum
Ve o gün düşündüklerim için kızıyorum kendime evlat acısı 2 de olsa 20 de olsa aynıymış diyorum.
Bugün Asya çok büyük bir kaza atlattı
Asya yaramaz bir çocuk olmadığı,anneannesi hiç yanından ayrılmadığı halde yemek için iki dakikalığına mutfağa gittiğinde ,
televizyon sehpasının kapağını açmaya çalışırken kapağın nasıl olduysa vidasının çıkması , çıkan kapağın Asya'nın elinde kalması ile kapağa asılması,bu asılmanın etkisiyle koca televizyonun yere düşmesi.
Ardından korkan Asya'nın çığlıkları ve annenannesinin odaya koşması ve karşılaştığı manzara koca televizyon Asya'nın ayaklarının önünde.
20 cm ile kafasının üstünden sıyrılıp yere düşen televizyon 20 cm öne düşseydi.............
Tüm gün aklımda bu soru, ya biraz öne düşseydi .
Canım ya ağlamış
anneanne telezonu kıydım diye
annemde üzülme kızım kırılmadı korkma gel yardım et kaldıralım demiş.
Kaldırmışlar kaldırdıktan sonra bak bişey yok kızım kırılmadı diyince gözlerindeki yaşla
''oleyyyy yaptım bak telezonu yaşasınnnn'' diye seviniyormuş:)
Bana da telefonda anlatıyordu
''Anne telezonu kıydım
çok koktum,aladım''diye heyecanla.
Yazıyorum ama hala aynı soru aklımda ya öne....ve ardından gelen binlerce iyi ki, iyi ki diye devam eden şükür dolu cümlelerim. Seni çok seviyorum canım bebeğim sana bişey olmasın kara kızım benim...
Kimsenin çocuğuna bişey olmasın...

4 Nisan 2010 Pazar

Papatya Mevsimi= Asya Mevsimi(03/04/2008)

Niye ve neden orada olduğumu hatırlamıyorum.
Hatırladığım;
bir, o mevsim papatya mevsimiydi;
iki , o gün beni annesi sanıp bacaklarıma sarılan yeşil gözlü kız çocuğunun
bunun farkına vardığı halde sarılmaya devam edip gülümsemesi ve asık suratlı annesinin elinden tutup bizi ayırdığında benimde yeşil gözlü gülümseyen bir kız çocuğu annesi olmayı çok istediğimdi .
Oldu, iki yıl önce dün,bir papatya mevsiminde o kız çocuğuna sahip oldum, güler yüzlü ama kara gözlü:)
Partiler verilmedi evde kalabalık,
prensesler gibi giydirilmedi.
Yapılmamalımıydı ?yapılabilirdi, ama o günü hiçbir hazırlık ve koşturmaca içinde geçirmek istemedim.
Seneye oluşabilecek arkadaş çevresiyle gerçekten bunu anlayıp sevinebileceğinde düşünelim dedim.
Doya doya tıpkı ilk doğduğu gün gibi her anında bereberdik.
Yemyeşil bir ormanda sarı yaprakların sesleri olduğunu
karahindiba perisinin üfleyince uçtuğunu,
göle atılan bir oltayla balık tutulduğunu,
avuçlayıp suya attığı çakılların altında bir solucan,, çakılları attığı suyun buzzz gibi,,
suyun içindeki kocaman ağacın üstündede ev olabileceğini,
patikadan inerken düşüleceğini,
sevdiği arıların ise canını acıtabileceğini öğrendi.
İp atlayan ,top oynayan abi ablaların çokluğuna şaşırdı ,.
''Bende atlayabiliy miyimmm?'' diye izin alıp aralarına karıştı.
Tüm bunlarda evde verilen bir partiye değerdi sanırım:)
Pasta mı?
O akşama bırakılan, yenmekten çok defalarca mum üfleme oyununa dönüşen vazgeçilmez seramoniydi.
Kendi şarkısını da kendi söyledi
İyki doğdun Asyaaaaaa
bizde eşlik ettik iyiki doğdun Asyaaaaa
Şimdi sıra sizde
video

1 Nisan 2010 Perşembe

Yaşasın Mektup Kardeşliği

Ufacık bir okuma armağanıydı tek düşüncem
işin buralar varacağını
Eline kağıt alanın bende bende diye çırpınacağını
bambaşka hayatlar tanımanın onları bukadar heyecanlandıracağını
Hiç aklıma getirmemiştim.
Unutmuşum mektubu sadece Türkçe derslerinden tanıdıklarını.
Mektup diyince akıllarına gelenin tarihin sağ üst köşeye yazılıp ,sevgili diye başlanıp sonuna noktalı virgül konulacağından başka birşey gelmediğini.
Postacıyı bekleme,
zarfları heyecanla açıp her kelimeyi okuduktan sonra gülümsemenin zevkine varmadıklarını
Ama şimdi her gelen postacının teneffüste yolunu kesiyorlar
Ellerine aldıkları zarfları sınıflarına çıkana kadar herkese gösteriyorlar
Onlarca çocuk başında heyecanla açıp okuyorlar.
Çok uzaklarda kendilerini düşünen ,merak eden birilerinin olduğunu biliyorlar
Bambaşka bir hayata dokunamasalarda ,dahil olamasalarda
''İstanbula gelirsen denize gideriz ''cümlesine evet diyemeyeceklerinin farkında olsalarda
belki öğretmenim büyüyünce giderim beni ozaman tanır değilmi?umudunu içlerinde taşıyorlar.
Blog arkadaşım Tuğçe'nin sevgili meleği Öykü ve arkadaşı Deniz artık çoook uzaklarda minicik yüzleri güldürüyorlar.
Yaşasın mektup arkadaşlığı:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...