27 Şubat 2010 Cumartesi

Cici kızın annesi günlerim,eskidendi çok eskiden

Trambolinde zıplama ve parkta tek başına tırmanma kayma geçmişi 14 aylığa dayanan Asya
Bu işlerde baya usta olmuştu artık.
Elimde çekirdeğim dışarıda sandalyelerde izliyor.
Ardından parka gidip orda da bankalara oturup o merdivenlere tırmanıp,kayıp, kayarken el sallayan cici kızı bende annesini oynuyordum ta ki bu cumartesiye kadar.
Sultanlık sona erdi:(
Asya artık trambolinde zıplayan ve takla atan diğer abilerine bakıp takla atmaya çalışıyor.
Ben ;
''Aman kızım ,canım kızım ,yavrum düzgün zıpla,ay dur kıracaksın bi tarafını nidaları atıyor''
Parkta merdivenlerle ilişiği kesip Aşağı videoda gördüğünüz şekilde kaydırağa ulaşmaya çalışırken elimi tutmasına izin vermediği için
Yukarı tırmanan kadar ''kızım dikkat et ''cümlesini her basamakta tekrarlıyorum.
Cesaretini kırmamak için ses çıkarmıyorum ama düşecek diyede ödüm kopuyor.
Yanı başında müdahale etmiyor ama her an müdahale edecek şekilde hazırolda bekliyorum:)
Bitti yani elinde çekirdeği bankta oturan cici kızın annesi günlerim.
Çocukta haklı ama değilmi 9 aydır hep aynı çık merdivenden kay aşağı.
Hayata aksiyon ilave etmeli.
video

25 Şubat 2010 Perşembe

Aşktan nameler

Geldim ama hala işçilerle uzlaşma sağlayamadık.Onlar da bende direniyorduk ki bana destek sevgili arkadaşım Pınar ve Durusundan geldi.
''Kargonuz var'' dediler
''kargo beklemiyorum'' dedim.
Ve bunu, yani sürpriz kargoları çok sevdiğim için koşa koşa kargoya gittim . içinden Asya için aşağıdaki cd lerden

Bana da aşağıdaki şu harika kitap geldi.Harika diyorum çünkü okumakta olduğum kitaplar henüz bitmişti.

Hemen başlayabildim .Önce yazar hiç duymadığım bir isim olunca acabalarla baktım kitaba kapağını aralarken ama aşk bu kadar güzel öykülerle anlatılır ancak.

içinde 5 adet öykü var.Şu eski aşklara hayran olanlar varsa işte bu kitap tam sizlik.

Bir kaç cümle yazayımda haksız olmadığımı anlayın.

Güneşe ''ya doğ ya doğayım''diyen bir güzeldi o.Ona bakan ,gök kapıları açılmış da bir melek yere inmiş sanırdı.

Yuh dedim bir insana ancak bukadar güzel, sevdiğine güzel olduğunu anlatabilir. Ne kadar zarif ne kadar seviyeli ne kadar hoş.

Ya Bu

Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem,ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her akşam mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbıhal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, sofaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen...

Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlenmeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum.senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum.

Sonra tevbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.

Diye yazıyor bu sözlerin üzerine başka da bir şey diyemeden Pınar'a ve halimi hatrımı soran tüm arkadaşlarıma teşekkür edip iyi geceler diliyorum.:)

24 Şubat 2010 Çarşamba

Hain patronum

Bir kaç gün önce dengesiz hava şartlarına,yurtta iki gün nöbete ,yorgunluğa dayanamayıp
Omuzlarıma oturmuş 100 kiloluk bir sumocuyu
Boğazıma yerleşmiş ve özellikle geceleri iğnelerine acı biber sürüp küçük dilime dilime batıran bir akapunkturcuyu
kürek kemiklerime koca bir kanca ve çekiç geçiren bir dağcıyı
eklem yerlerime buzdan ev yapmaya çalışan bir eskimoyu
sağ omuzumdan başlayıp boyun yolundan gözüme kadar kazı çalışmaları yapan bir arkeoloğu
ağzımda hiç bir yemeği içeri kabul etmeyen bir muhafızı
beynimin sağ lobunda koca bir kazan kaynatan bir aşçıyı
ses tellerime şu an tost işlemi yapmış bir kuaförü
Vücudumda geçici işçi statüsüyle işe aldım.
İşlerine o kadar bağlılarki nerde olursak olalım çalışmayı bırakmıyorlar
Ama ben bu aşırı bağlılıktan hoşlanmamaya başladım artık
Bu gün hastaneye gidip sözleşmelerini doktorla tek taraflı fes edicez
Direnmeye devam ederlerse antibiyotik gazı atıp şiddet kullanıcaz.
Daha da drenip greve gitmelerini sağlamak tek amacım
işi bırakıp vücudumun muhtelif yerlerinde bekleme yapmalarına izin vericem.
Tamamen işten çıkarmaya gücüm yetmez sanırım.
Olmazsa mevsimlik işçi statüsü teklif edicem.
O zamana kadar yokum anlayacağınız.
Sevgiler. Hain Patron:D

20 Şubat 2010 Cumartesi

Teşekkürler Güzel Şule ve Bilgesi-Asya'nın tam bağımsız halleri

Asya bir kaç gündür Mersindeydi.Çok özlemişiz ve pek bizi sallamaz desekte ki bunun nedeni:
Asya'nın kimseye aşırı bir düşkünlüğü yoktur .Anneannesinde kalır bizi aramaz bize gelir anneannesini aramaz .
Kimseden gelmem ayrılmam demez.Herkeste çok sever üstüne düşer oysa.
Sanırım sevgi arsızı oldu kimseyi kaybetme korkusu yok.Bu yüzen de tam bağımsız sanırım:)
Evde de kimle ne oynayacağını bilir ve ona göre gelir yanımıza eve gelince sadece annemle olayım bacaklarına sarılayım durumu yada baba peşinde koşayım halleri yok.
Kay kay yapacaksa evde,top oynayacaksa,ip atlayacaksa ,bisiklet sürecekse ,spor yapacaksa babayla
anne gel top oynayalım,ip atlayalım ,antrenman yapalım demez bunları sadece babasına söyler
suluboya yapacaksa,resim çizecekse,kitap okuyacak,yada evcilik oynayacaksa da bana gelir babasına demez kitap oku resim yap diye:)
Braşlaştık anlayacağınız fiziksel aktiviteler babada ,kültürel aktiviteler annede görünmez bir kuralla:)
İşte bu yüzden dedim Asya pek bizi sallamaz diye biz çok özlemiştik ama onun bizi özleyeceğine ihtimal vermemiştim.
Ama arabadan kucağıma gelir gelmez saçlarıma ,yüzüme dokundu ve
''Anne tenin saçların çot düzel olmuş''(anne senin saçların çok güzel olmuş)
''Anne sen plenses dibi olmuşsun''(sen prenses gibi olmuşsun)dedi ve öptü.
ardından baya gidip onada güzel sözler söyledi:)
Anladım ki pek vurdumduymaz görünsede anne ve babasını özlemiş.
Vurdumduymazlığı özlemediğinden değil geleceğimizi ve hep yanında olacağımızı bildiğindenmiş.
Ne uzattım lafı oysa Şule'nin güzel hediyelerinden bahsedecektim Asya gelmeden geldi hediyeleri sürprizoldu onada görünce çok sevindi tahta ipli giydirme abisini:) ben elime alıp veriyordum ki
''Anne dotunma ona yapma kısacam bak ''(anne dokunma ona yapma kızacağım bak)dedi
tamam dedim ve bıraktım :)
Ardından kendi hediyeme yöneldim içinde birbirinden güzel eğlenceli etkinlikler var çeşit çeşit keçe,dikiş,kumaşlarla yapılabilecek şirin şeyler.
Biz alelacele hemen bebeği yapmaya koyulduk.
Asya elindekini bırakıp bana yardıma geldi kalıp çıkardı kendince kesti,boyadı bebeğin suratını.
Ve ortaya bu bebek çıktı.
Onların ki kadar şirin olmadı :(çok doldurmuşum sanırım biraz etine dolgum bir hatun oldu:)
Ama eğlendik Şulecim çok çok çok teşekkür edriz inan çok sevindik ve mutlu olduk.
Güzel sözlerin içinde ayrıca teşekkür ederim.
Asya ve ben öperiz ikinizide.
Bunlar bebeğin nasıl yapılacağına dair fotğraflar.En alttada kalıbı var belki sizde yapmak istersiniz:)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Bir yıl olmuş asyaselda olalı

Çok olmuş,
yok aslında çok olmamış daha dün gibi Asya için ek gıda alternatifleri aradığım günler
Ardından anne bebek siteleri,ve bloğu açmaya karar verişim daha dün gibi.
Oysa bir sene olmuş da geçiyor bile.
Yukardaki fototlar ilk yazılarda kullandığım fotolardan Asya 10 aylıkmış daha.
Sadece foto arşivi not defteriydi benim için blog
Nerden bilirdim bizi düşünen ,merak eden,arayan soran sesini duyduğumda
beni mutlu eden seslerini duymak istediğim, görmek isteyip görüştüğüm,
bundan mutluluk duyduğum,
Üzüldüğümde benle ağlayan
sevindiğimde benle gülen
Yardım dediğimde koşan ufak hediyelerle bizi şaşırtıp mutlu eden
insanlarla karşılaşacağımı.
Bizi seven bizimde sevdiğimiz arkadaşlarımız,ablalarımız,kızkardeşlerimiz olacağını
İyi ki açmışım bu bloğu
İyi ki tanımışım
İyi ki burdayım
İyi ki buralardasınız.
Asya ve biz seviyoruz hepinizi
Fotolar bir yılın kısaca özeti ve değişimi.
Gözünüzün önünde büyüdük değiştik öyle değil mi:)

15 Şubat 2010 Pazartesi

Şişe ile yatıp şişe ile kalkıyorum

Herkes okulda su şişesini atmıyor
evde de öyle
Şimdilik sıkılmadım ama yakındır
Umarım siz sıkılmadan ben sıkılırım bu pet şişeden takı toka yapma işinden:)
Dedim Güneş '' e anlat nasıl yapıldığını da sıkılmayalım'' dedi:)
Hemen Güneş ne demek:)
bir pet şişe alıp alt kısmını kesiyor ,daha sonra bu alt kısmı çakmak ile
istediğiniz şekli veriyorsunuz
ben akriliklede olur dedim ama oje ile çok daha güzel oluyor.
Aslında anlatılacak pek bir tarafı yok plastiği vermek istediğiniz şekil kesip ısıtıyorsunuz.
Gerisi yaratıcılığınıza kalmış:)
Sevgiler

14 Şubat 2010 Pazar

Pet şişe değerlendirme

Asya kız anneannesi ve dedesiyle Mersin'e gitti yarın dönecek.Buda giderken verdiği son pozlar.
O olmayınca o kadar boş kalıyorki ev herkes ne yapacağını şaşırıyor zaman geçmiyor.
Baba koltuğa yayılmış Fenerbahçe maçının özetlerini seyrediyor.
Selin onu maç konusunda sorduğu sorularla bunaltıyor.
Selin:Şimdi bu futbolcular gol atmak zorunda mı?
Mehmet:yooo
Selin:Atmasa da para alıyor yani?
Mehmet:Evet
Selin:Amannn atmam o zaman ne parçalıycam kendimi gol atıcam diye
Mehmet:Olur mu canım kazanırsa para alıyorlar
Selin:Oldu golleri ben atayım paraları onlar alsın atmam kenarda dolaşır dururum.
Mehmet:Olur mu onlarda hazırlıyor topu tek başınamı gol atıyorlar sanki
Sein:Öfff sıkıldım Mehmet abi kapat hadi:)
Mehmet:Bitsin kapatırım
TELEVİZYONDAN GELEN SES ''VEEE OFSAYT''
Selin:ofsayt ne:):):)
Mehmet:Amannnnn bi kıza anlatılabilecek en zor soruyu sordun.Vallahi şimdi anlatamam.
Onlar maç seyrede dursun bende yine pet şişelerden birşeyler yaptım.
Yine bir küpe ama bu defa oje ile boyadım,akrilik boya ile de güzel boyanıyor:)
Ve bir de mumluk yada kalemlik olarakta kullanılabilir.
Bunlarda pet şişe ile yapılabilecek başka örnekler. Ben kuşlara yem verilmesi için yapılan düzeneğe bayıldım çok yaratıcı.

Kaynak

13 Şubat 2010 Cumartesi

Ah köpekcik yine aynı yerlere götürdün beni.

Bacaklarıma değen yumuşaklıkla aniden geriye sendeledim korktum mu?
Sanmam korkacağım kadar değildi.
Elimde çayım simidim,yurt kapısının demirlerine yaslanmış kimbilir nerelerde dolaşıyordu beynim,bu yüzden irkildim.
Oysa bundan beş yıl önce böyle bir durumda çığlık çığlığa tepki verirdim.
Olaylara karşı ifadesizliğim belirdi bugünlerde eskisi gibi çok sesli değilim.
Hafif bir gülümsemeyle izin verdim bacaklarımın arasında gezinmesine Mızmız'ın
Mızmız mı dedim ?
Nede çabuk koyuvermiştim adını sarı tüyleri uçlara doğru kirden kahverengileşen köpekciğin.
Çabuk değildi aslında başka bir Mızmız'a benzettim
Elimdeki simit parçasını koydum önüne yemedi.
Yemezmiydi köpekler simidi ?
Oysa yerdi?
Yermiydi?
Yada ben bir köpekle karşılaşıp ona birşeyler vermeyeli hatırlayamayacağım kadar uzun zaman mı olmuştu.
Evet olmuştu sarı bir köpek bacaklarımın arasında dolaşmayalı uzunnnn zaman olmuştu.
Pazardı ,
o zamanlar sevmezdim pazarları .Pazarlar sevilmez mi demeyin ;
Hafta içi her sabah odun ,tezek karışımı bir soba yakar ,
bu soba iki güne bir borularıyla birlikte başınızdan aşağı kurum boşaltarak devrilir ,
tahta tabanı çökmüş sınıftan her süpürmede bir kova kum çıkar ve o toz bulutu arasında saçlarınız kahverengiye çalarsa
ve sizin tüm bunlardan sonra gireceğiniz sıcacık bir banyo yerine boruları donmuş odanın birinin kenarına 1 metrekarelik, tuğla yükseltilerek yapılmış bir banyo bekliyorsa.
sizin tek banyo şansınızda hafta sonları öğretmen evindeki ise
ve cumartesi sıcacık banyoyu,arkadaş koridor sohbetlerini,
tek eğlence batak masalarını bırakıp pazar sabahı saat 12'de köye dönen minübüsü kaçırmamak için köy minübüsçülerini arıyorsanız telefon telefon üstüne
SEVMEZSİNİZ.
Sevmiyorken yine bir pazar gününü omuzlarımda valizim ellerimde bir haftalık mutfak alışverişim .
Yol kenarındaki bakkalın önünde minübüsümü bekliyorken dolaşmıştı bacaklarıma ,yine sarı ama daha büyükçe bir köpek yavrucağı .
Ama o zaman zavallı, attığım kuru ekmeği bile patilerinin arasına almasıyla yemesi bir olmuştu .
E şimdi bu yavru niye yemiyordu üstelik susam ekstrasıda vardı bu sefer
Soğuktu ,yiyecek bir şey bulamamış olacaktı ki kuru ekmeği bile yedi diğeri koca bir kemik gibi .
Ama bu Mızmız'ın sıcak ,hergün yurt yemeklerinin yediği önünde yemediği arkasındaydı sanırım yermi kuru ekmeği.
Onunda alıp getirseydim buralara o da yemezmiydi ki.
Alışırmıydı buralara yediği o kuru ekmeği versem bu defa beğenmezmiydi?
Köpeği de kendi nankörlüğüne alet etme Selda dedim kendi kendime bu senin nankörlüğün
kapımı asma kilit yerine normal kilitle açayım ,
yüzümü musluktan akan suyla yıkayayım,
okula kaldırımdan yürüyerek gideyim ,
yatak yapmak,toplamak zorunda kalmadan sabahları örtüsünü üzerine atıp çıkayım
gibi basit isteklerin varken şimdi ne bu memnuniyetsizlik ?
Ne bu unutkanlık ?
Ne çabuk alışıyoruz bulunduğumuz ortama ne çabuk unutuyoruz ... ve bir köpek yavrusu ne çok şey hatırlatabiliyor insana .

11 Şubat 2010 Perşembe

Müfettiş hanım, içimde kalmadı desem yalan gözünün ortasına patlatamadım

''Beni demoralize etme,
depolitize etme
Her işten kaçar oldum
İllegalize etme ''diye bir şarkı vardı eskilerden hatırlar mısınız?
Bambaşka bir hikaye yazmak istiyordum.
Bugün bu şarkının dilimde beynimde dolaşmasına neden bu yazıyı yazmama neden olan olay olmasaydı şayet.
Yapamıyorum ben
aman boşver ,ne derse desin ben kendimi biliyorum diyemiyorum.
Çok çabuk demoralize oluyorum
çok çabuk kırılıyor
çok çabuk üzülüyor
ve çok çabuk atamıyorum üzerimden bu halimi
Oysa alışık olmalıyım 7 senedir teftiş görüyorum ben
ve her teftişte ceza yazmaya hevesli bir polis edasıyla araştırıp en yok olanları bulmaya çalışmalarına alışığım.
Buldum buldum diye içlerinden bağırıp egolarını tatmin etmek istercesine sıraladıkları cümlelerede.
Ama olmuyor işte iki senede 3 öğretmen değiştirmiş,anasınıfına gitmeyen ve bizim tabirimizle seçilmiş öğrencilerin doldurulduğu bir sınıfı 5 ayda toparlamaya çalışırken,
her okul bitiminde olmuyor nasıl düzelecek diye arabada ağlarken
özel hayatlarıyla bile çok fazla ilgilenirken
dersime ilk defa giren ,beni ilk defa gören ,benim öğretmenliğim ,hayat görüşüm hakkında en ufacık bir fikre sahip olmayan müfettiş hanımın benim öğretmenliğim ve hayat görüşüm hakkında saçma sapan saptamalar ve fikirler yargılar beyan etmesi bunu acımasızca yapması ve bunu sadece yarım saatlik bir sürede gördükleriyle değerlendirmesi
hayır o öyle değil diye itiraz etmeme fırsat vermeme izin vermeyerek terbiyesizce bir tavır takınması
beni saçma formaliteler,kağıt küreklerle uğraşmadığım için yargılaması beni çok üzdü.
Verilen notlar ya da onun ne düşündüğü benim için önemli değil ama aylardır onları normal seviyeye çıkarmak isterken bunun için deli gibi çırpınırken oturarak asla ders işlemezken ki zayıflamamı sınıftaki sandalyeyi çıkarmama borçluyken:)
heyecanla yerinden kalkıp soruyu ''ben yaptım öğretmenim'' diyen bir öğrenciyi baz alıp hep çocukların soruyu yapıp masada oturan öğretmene getirdiğini düşünen ve bunu asla yapmadığımı anlatmaya çalışırken beni dinle diye azarlaması beni üzdü.
Değilim asla onun düşündüğü gibi bir öğretmen değilim
Ben bunu biliyorum ama yinede bu günü berbat geçirmeme engel olamadı.
Canım ya çocuklar çok tatlılardı müfettiş gittikten sonra yanıma geldi bitanesi
''Öğretmenim,canınızmı sıkıldı''?
''Evet canım''
''Bizi beğenmemişmi?''
'':)Evet canım''
''Amannnn boşver öğretmenim beğenmezse beğenmesin o kendini çok beğenmişti zaten:)''
Bir diğeri;
''Öğretmenim neyi beğenmemiş?''
''Yazılarınızı''
''Bende onunkini beğenmedim,defterime yazdığı yazı çok çirkindi sizin yazınız daha güzel''
Üzgünüm ve sayın müfettiş hanımıma
Aşağıdaki''İçimde kalmadı desem yalan gözünün ortasına patlatamadım''
şarkısını armağan ediyorum:)

müzik - ceynur - yağmur [yeni klip 2009 h.q.] | izlesene.com

8 Şubat 2010 Pazartesi

okudum,beğendim,paylaştım

Almitra sözü aldi ve sordu:
- Peki üstat; evlilik nedir?
Cevap söyle geldi:
-Siz birliktelik için doğmuşsunuz.
ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.
Tanrı’ın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız.Ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki,cennetin rüzgarları aranızda dans edebilsin…
Birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.
Bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun…
Birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;ekmeğinizden verin birinize ama aynı somundan ısırmayın…
Birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin.Sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde ayni melodiyi seslendirir. ..
Birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! Sadece hayatın eli o kalbi saklar!
Birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir!
Ve unutmayın ; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler…

SHAKESPEARE

11.Sone

Gençliğin günden güne kalırken gerilerde

Bir yavru yaratırsan alsın diye yerini,

Dinçken can verirsen o körpe can ilerde

Senden göçen gençliğe varıp yaşatır seni.

Böyle sürecek akıl, güzellik ve başarı;

Yoksa cinnet, yaşlanmak, çürümek var yer altında:

Hiç kimse düşünmese gelecek kuşakları,

İnsanlık sona erip giderdi üç batında.

Dünya çoğalmak için doğmayanlarla dolu,

Kaknem, kakavan, kaba: kısırlıktan bitsinler;

Yaradan vermiş sana en iyiyi, en bolu,

Bu cömert aramağana cömertçe karşılık ver

Seni kendine mühür yapmış, bunu böyle bil:

Sen de eşler yap diye, ölüp git diye değil.

SONE 75

Bir an sevinç duyarken,

korkuyorum sonra hemen,

Haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi;

Bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken,

Sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi?

Bazen, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle,

Doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra,

Senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte,

Ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya.

İşte böyle,

her gün hem açlıktan ölüyor,

hem tıkanıyorum;

Ya oburca her şeyi yiyorum,

ya da hiçbir şeye dokunmuyorum...

6 Şubat 2010 Cumartesi

Kızımın babaları:)

Selda şaşırdınmı bu ne biçim başlık demeyin:)
önce bir dinleyin.
Uzun zamandır bu durumu yaşadığımız için biz buna alıştık artık ama
Anlatamıyorum ona
Nasıl anlatılır bilmiyorum
''Değil'' diyorum
''Bak senin ki burda'' diyorum anlamıyor.
Her gördüğünde televizyona sarılıp,
her dinlediğinde radyoda pür dikkat kulak kabartıp,
asla değiştirmemize izin vermiyerek sevinçle
''Babam çıkmışşşş''diye bağırıyor.
Çok anlatmaya çalıştım.
''O senin baban değil yavrum ''diyor
''Senin baban bir melekti'' repliğinide ekliyorum ardından ortamı yumuşatmak için ama ikna olmuyor.
Babası da bu duruma ciddi ciddi bozulsada
''Iıhhh o benim babam ''diyor...
Asya Yusuf Güney'i babası sanıyor:)
Akşam ki diyalog
Asya:Aaaa babam çıkmış
Baba:O değil senin baban ,benim
Anne:Babana mı benzettin kızım
Asya:evet bencettim
Anne:Ama o senin baban değil yavrum senin baban bir melekti :D :D
Asya:Benim babamm oooo ı ıhhhhh
Baba: :/ :/ :/
Baba:Asyaaa o baba değil
söyle bakalım neymiş
Asya:Hayıyyy o baba değil
Baba: Ohh aferin kızıma:):):):)
Asya:OOOO MEMETTTTT:):):):)
Anne: pu haaaa haaaaaa

4 Şubat 2010 Perşembe

Yok artık:)

Sayın Asya Yamaçlı
Resme ilginiz ne zaman başladı?
Ben hatırlamıyorum ama 9-10 aylıktan beri elimden boya kalemleri düşmezmiş
Uyanır uyanmaz kalem defter ararmışım.
En çok kuru boyaları sevsemde suluboya çalışmalarınada bayılırmışım.
Bakın burda 22 aylıkken yaptığım suluboya çalışmam esnasında çekilmiş bir fotoğraf.
Annem ve babamı yapmışım suluboya ile
Burda ise babamı kuru boya ile ilk resmedişim:) Buda ev içerisinde açtığım ilk kişisel sergim kuru ve suluboya çalışmalarımın bir arada sergilendiği.
Annemin anlattığına göre salonda sadece iki koltuk onlara aitmiş
geri kalan kısımlar hep bana
iki köşede sandalye ve masam masa üzerinde boyalarım
kağıtlarım ,kitaplar ,oyuncaklar derken anasınıfı haline gelmiş.
sayfalarca resim çizer
heyecanla ''Anne bak seni çizdim hadi asalım''diyerek duvarları resimlerle doldururmuşum.

Sayın Yamaçlı bu güzel sohbet için teşekkür eder başarılarınızın devamını dileriz:)

Ben teşekkür ederim buyrun sergi salonuna geçelim şimdi:)

Yok artık altı üstü 4 daireden ne hayaller kurdun be ,abarttık kremasınıda kabarttık oldu:)

Tamam tamam biraz daha kurayım hayal yatacağım sergi dağınıklıklarını toplayıp:)

iyi geceler

3 Şubat 2010 Çarşamba

Bu blogda yine grev var.

Bize merhaba demek için
okumak için gelen arkadaşlarım ve daha arkadaş olamadıklarımız hatta daha tanışamadıklarımız
şimdiden söyleyeyim sonra nerde yazı demeyin.
Bu blogda ,
istasyonlarda,
otoyollarda,
hastanelerde,
kamu kuruluşlarnda,
kısaca sendikalı tüm memur ve işçiler dolayısıyla onların çalışma alanları bir günlüğüne kullanılamaz ,hizmet veremez durumda olacak.
Yani heryerde Tekel işçilerinin hak arayışlarına destek için grev var.
Yok ben duyadım ,ben bilemedim demeyin.
Benden söylemesi hizmet bekleyip sizde zor durumda kalmayın onlarda.
Amannnnn banane bana dokunmayan bin yaşasın dersen ,hemen kapat git bu sayfayı.
Bende destekliyorum dersen de git destek ol onlara
Ya da gitme işe bir gün durudur hayatı binlerce hak arayan aile için .
Ya da hiç bir şey gelmezse elinden bir yazıda sen yaz bloğunda
Kısaca yarın biz buralarda değiliz
Orda olabilsem olurdum
çalışıyor olsam da yarın evde olurdum
tatil dolayısıyla bunları yapamadığım için hiç bir kamu kuruluşuna gitmeyerek ve burdan ses vererek bizde grevde olacağız.
Yazı yazanların listesini eklemek için geleceğiz sadece bende yazdım demeniz yeterli...
Ya da Eylem'in yaptığı gibi şu siyah kurdelayı bloğuna eklemeniz...

1.http://sudenazarabaci.blogspot.com/

2.http://delilerinteknesi.blogspot.com/(okumalısınız)

3.http://icmdkiyolculuk.blogspot.com/

4.http://www.duruvekoleleri.com/

5.http://idillehayat-aysencifci.blogspot.com/

6.http://guneskizimasya.blogspot.com/

7.http://tibetdiyari.blogspot.com/

8.http://bilge-orfe.blogspot.com/ 9.http://annesiningulu.blogspot.com/

Uzun bir yol...

Yollar.
Sonunda nereye varacağımızı bildiğimiz,ya da bilmediğimiz yollar
Yıllarca üniversiteye giderken kullandığım bu yoldan
yıllar sonra ,
kiminle?
kaç yaşında?
nasıl?
ve hangi duygularla tekrar geçeceğimi düşünmüş
ama
önümüzdeki arabada canım arkadaşımın ;
arka koltukta oturan,gözlerinin önü morarmış,elinin üzerinde serum iğne yerleri,halsiz kanser teşhisi konmuş 8 yaşında kızını hastaneye yatırmak için geçeceğimizi hiç ama hiç düşünmemiştim ki onlarda daha düne kadar iştah şurubu almaya gittikleri hastaneden buraya geleceklerini hiç düşünmemişlerdi...
Uzun bir yol var önlerinde şimdi geriye döndüklerinde birdaha asla hatırlamak istemeyecekleri bir daha asla geçmek istemeyecekleri uzunnn bir yol.
Dualarmız Dilşad ile birlikte umarım bu yolu sağlıklı ve mutlu bir şekilde tamamlayabilirler.
Bizde bu yolda onlara madi manevi destek olup yorulduklarında yaslanıp ağlayacakları omuz olacağız.
Şimdi tek derdi okulundan ayrılmak olan ve tüm kitaplarımı evde unuttum diye ağlayan küçük kıza minik hikayelerle sürpriz yapmak ilk işim Onun moralini yüksek tutmak için ailesini moralini yüksek tutmak için hep orda olacağız. Sizde dualarınızla Dilşad'a destek olun şimdilik yapacağımız tek şey bu .

2 Şubat 2010 Salı

Oh Beeee Sonunda Evimdeyim:)

Hep derim yine diyeceğim en güzel tatil ayaklarını uzatıp evde keyif yaptığın ,dinlendiğin tatildir.
Ne kadar rahat edersem edeyim evim evim evim
asıl tatil şimdi başladı bizim için.
Her tatilde dönüşünde önce kızım sonra ben hasta olurum bunu rutine bağladık , hiç değişmez bir gelenek halini aldı artık.
Ama şimdi iyileşme ,dinlenme ,eğlenme,okuma tüm yorgunluğu atma vaktidir benim için.
Çok önce sipariş ettiğim kitaplarım gelmişti ve ben birini okulda teneffüs aralarında,kitap okuma saatlerimizde bitirdim.
Birini öğlen aralarında sessiz bir köşe bulduğumda okumaya çalıştım diğerinide sindire sindire Asya uyuduğunda.
E biri bitti diğerleride tatil süremce bitecek:)sıcak sobamın başında kedi gibi kıvrılıp tadını çıkara çıkara sona erdireceğim.
Yani yok bizde çalışıyorum,çocuğum var yemek bulaşık hiiiiiiç vaktim yok okuyamıyorum ayakları:)isterseniz okur ve buna zaman ayırırsınız diyenlerdenim.Ya siz?:)
İlk bitirdiğim şu yazımda da bahsettiğim ilk aşkım yani ''Don Kişot'um oldu.''
Defalarca izlediği çizgi filmi tekrar gördüğünde hiç izlememiş gibi ağzını ayırıp şapşal bir gülümsemeyle izleyen çocuk keyfiyle okudum.
Biliyordum yel değirmenleriyle karşılaştığında ne olacağını
ya da hırsızlarla
ya da aşkının bir hayalden ibaret olduğunuda
onun tatlı bir deli olduğunuda.
Biliyordum ama onunla tekrar karşılaşmak beni mutlu etti.
Bir tek sonunu unutmuşum okuyunca hatırladım üzüldüm.
Yine de okumak onu okumak çok güzeldi...
Diğer kitaplarım ise;
Vedat TÜRKALİ''Bir Gün Tek Başına''
27 Mayıs 1960 Harekatına yaklaşırken, son 5-6 aylık bir zaman dilimi...
Parlamenter diktatörlüğün karanlığında, umutsuzcasına; el yordamıyladirenmeye çalışan bir toplum...
Yıllar önce 'Müdüriyet'te yediği iki tokatla yılıp sinen; Beyazıt'ta öğrenci kitlesinin eylemi içine düşüverince tabanları yağlayan bencil, ürkek, kuşkulu ve kaypak Kenan...
Evinde olabildiğince ağır iki çeki taşı; karısı Nermin ve kızı Zeynep...
Devrimci ateşi sönmüş Kenan'ın karşısına, devrimci ateşi yeni yeni alevlenmeye başlayan bilinçli, gözüpek ve dirençli Günsel çıkıyor.
Günsel'le Kenan'ın aşkının perde arkasında kıvıl kıvıl kaynayan bir toplum...
Kenan'ın iki tokatta yüzgeri ettiği yolun yiğit savaşçıları 'Baba' ve
Hasan'ın yılmaz mücadeleleri...
2. Kosinski''Adımlar''
Jerzy Kosinski'nin cinselliğe ve ahlaka bakışı, modern kültür ve politikanın sarsıcı gizli cereyanlarını parlak bir biçimde yakalıyor.
Romanda, baskı yapanla baskı gören, işkenceciyle kurban, popülerlikle anonimlik arasındaki ayrımlar irdeleniyor.
Kosinski, bireyi dengesizleştiren, hayalgücünü kontrol etmeye çalışan bir çevre tarafından duygusuzlaştırılıp, tahrik edilen kadın ve erkeklerin portrelerini çiziyor.
3. Oğuz Atay ''Eylembilim''
Ülke 12 Mart arefesindedir. Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar...
Romanın kahramanları, olaylar karşısında saf tutmaya ya da tutmamaya
çalışan “akademikler”dir. Bir üniversitede gelişen olaylar, bir matematik
profesörünün, Server Gözbudak’ın “hatırat”ından nakledilir.
4.Pablo Neruda''Kuruntular Kitabı''
Kuruntular Kitabı, Neruda'nın, 'güz' döneminin başyapıtı sayılır. 1958'de yayımlandığında büyük ilgi uyandıran kitap, Neruda'nın melankolik-ironik ruh yapısını gösteren bir ayna gibidir. 'Şiirle düşünme'nin olağanüstü bir örneğidir Kuruntular Kitabı.Kitap pek çok yolculuktan, yurt özleminden sonra, Neruda'nın Şili'ye dönüp, Büyük Okyanus kıyısındaki Isla Negra'ya yerleştiği dönemde yazdığı şiirleri kapsamaktadır. Denizi, toprağı, yurdunu, halkını yeniden keşfetmesinin lirik bir öyküsüdür.
5.''Haydi Oynayalım''
Çocuğunuzun Gelişimini ve Yeteneklerini Destekleyecek 355 Oyun
Günümüzde çoğu anne baba çocuklarını geleceğe hazırlamak için, gelişimlerini bilinçli bir şekilde desteklemek istiyor.
Bu rehber kitap 1 ile 7 yaş arasındaki çocukların belirleyici nitelikteki yetenek alanlarında nasıl bir gelişim çizgisi izlendiğini açıklıyor.
Kitaptaki oyun önerileriyle, çocuğunuzun çeşitli yetenek alanlarındaki gelişimini belli hedefler doğrultusunda ve ailece eğlenerek destekleyebilirsiniz.
Çocuğunuz için doğru oyunlar:
hangi oyunlarla hangi yetenekleri geliştirebileceğinizi bir bakışta gösteren tablolar.
Ayrıca: Çocuğunuz için faydalı oyuncaklar.
Haydi Oynayalım yaz tatili boyunca sizin ve çocuğunuzun en güvenilir, en neşeli arkadaşı olacak.
Hangi gelişme aşamasında
Hangi yetenek için
Hangi Oyun
Kitaplar hakkında alıntılarla içeriklerini yazdım ama okuyup bitirdiğimde de ne düşündüğümü yazacağım..
''Haydi Oynayalım'' kitabını biraz inceledim ve sadece farklı oyun önerileri olan bir kitap olmadığını gördüm bana farklı bakış açılarından bakmamı sağladı oyun ce çocuğa.
Daha ayrıntılı okuduğumda oyun ve içindeki çocuk-oyun ikilisine farklı yaklaşımları ipuçlarını paylaşacağım.
Şimdi sesiz odamda şekersiz kahvemle sıcacık minderimin üzerinde ''Eylembilimi''okumaya gidiyorum.
İyi geceler...
Bu arada bir hafta uzuuuuun bir zamanmış özlemişim buraya yazmayı ve sizi okumayı:)
YORUMDAN SONRA AKLIMA GELDİ EKLEYEYİM DEDİM..
Ufak bir hesap yapalım ortalama bir kitap 200 sayfa olsun.
Biz 24 saat olan günümüzden sadece 15 dakika ayırarak 15 sayfa kitap okuyabiliriz.
Buda 15 günde 225 sayfa yapar yani 1 ayda ortalama sayfalı 2 ,yılda ise böylece 24 kitap bitirebilirsiniz.
Günde bilgisayardan,telefon konuşmasından,uykudan sadece ve sacede 15 dakika ayırarak yılda 24 tane kitap okuyabilir,
bambaşka fikirler edinip,bambaşka bakış açıları kazanabilir,kelime
dağarcığımızı genişletebilir,çocuklarımıza örnek olabilir,kütüphanemizi zenginleştirebilir,bambaşka hayatlar tanıyabiliriz.
Sadece 15 dakika 15 dakikamızı nelere harcamıyoruz ki?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...