4 Aralık 2010 Cumartesi

BİZ ÇOK ÖZLEDİK,ZORUNLU AYRILIK...

Susukunluğun tek sebebi telefonsuz internet ağının gelişini bekleyişimiz. Bir hafta on güne kadar gelecek,beklemekteyim Çok çok çok özledim okumayı ,yazmayı ''Nasıl vakit buluyorsun? ''diyorlardı, vakit bulma değil vakit ayırma bu ,çok çok çok özledim. Nefes alıyorum burada ben terapi bir nevi Az kaldı bizi unutmayın emi:)

18 Kasım 2010 Perşembe

Kardeş mi istiyor?Bebekliğini mi özlüyor anlamadım.

Kimi gün yedi cücelerden bir tanesi
Kimi gün kedisi
Kimi gün küçük bebeği oluyor kardeşi
Ne böyle bir düşünce var ne de bahsi geçti.
Ama hergün biri oluyor kucağında anaç tavuk tavrıyla
yemek yediriyor,sallayıp uyutuyor nini söyleyerek,hasta oluyorlar, doktora götürüyor bir bir.
Sonra hayali kardeşi kıskanıp sarılıyor kendisi kundaklara
hasta oluyor, süt istiyor ,yürümeyi yeni öğreniyor gibi sendeleye sendeleye yürüyor sonra.
Ben Asya'nın kardeşiyim diyor.
Küçükken neredeyse hiç binmediği yürütecine biniyor defalarca.
Bana mı çekti diyeceğim geçmiş günleri hep özleyen, hep o anlarla yaşayan :):):)
Tamam şirin oluyor ama , bu devam ederse sorunmu demek acaba?????
Bende sorun oluyor da:P

Bana Pis Ona Missssssss.

Havada uçuşan toz zerrecikleri,
hala kış ayında olduğumuzun farkına varamadığı için susam tanesini sırtlamış yuvasına kış hazırlığı için götüren bir karınca ,duvar kenarı anayolu boyunca karşılaşıp acelece acele selamlaştığı diğer karıncalar,
ve önünden geçerken farkedip bir ''Allah rahmet eylesin''bile demeden
''Dur sen şu susamı bırakayım gelip seni de alacağım ''dediği ölmüş kelebekler.
Bu durumdan rahatsız 30 yaşında bir anne ve bu durumdan çooooook mutlu 2,5 yaşında bir kız çocuğu.
Uçuşan toz zerreciklerini kovalıyor havada.
İçerden çığlık çığlığa sevinçle bağırıyor.
''Anneeeee bak akadaşlarım bulada(karıncalar)''
''Aaaaaaaa bak sayın böcek te bulada(kelebek)''
''Sayın böcek senin ne işin var bulada''
''Şişşşşt sayın böcek sana diyolum uyuyomusun yaaa''
''Anne sayın böcek konuşmuyoooo''
''Hasta mı oldun sen''
''Dul ateşini ölçeyim hemen''
''Yimibeş delece,ufffff sayın böcek çok hasta anneee''
!!!!!!
Sayın böcek,karınca ve toz zerrecikleriyle çok mutlu
Sırf bu yüzden yazları hergün temizlerken şimdi evi hafta da bir temizliyorum
Keşfetsin,öğrensin,hayvanlarla iç içe olsun diye yavrucak.
..........................................
''Efendim?''
''Tembel mi?''
''Kim, ben mi?''
''Aaaaa ne münesbet yorgunluktan,tembellikten temizlemediğimi de kim söylemiş
yalan vallahi yalan...''

9 Kasım 2010 Salı

HER ŞEY GÜZEL OLACAK...

"Beni görmek demek nasıl olursa olsun yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyor ve duyuyorsanız bu yeter. Sizin için sağlığını, yaşamını adamış olan bu adam sağlıklıdır ve sizin için çalışacaktır. O sizin için yaşıyor. Benim gücüm benim size olan sevgim ve sizin bana olan sevginizdir. Bu ulus, bu ülke yeni yönetim biçimi üzerinde dünyanın en akla yakın bir varlığı olacaktır."
Kötü şeyler yok bugün, yok yazmayacağım,kemiklerini sızlatacak şeyler anlatmayacağım.
Rahat uyu güldüğün günlerdeki gibi güzel olacak herşey.
Buna olan inancımı asla yitirmemek istemiyorum.
Şanslıyım seni doğru anlatabileceğim ,seni doğru tanımalarını sağlayabileceğim onlarca minik yürek benim ellerimde.
Rahat uyu...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Tek başına oynayamayan çocuklar.

''ODAMI GÖRMEK İSTERMİSİİİİİİİİİİN?'' diye korkunç sesler içinde kabuslar görüyor bize misafir olan her insan gece eve döndüğünde.
Kapı ilk açıldığında ''Ah ne şirinsin Asya'cım ın ''cım'' ını söyleyemeden o kabusa dönüşen sözcükler dükülüyor ağzından hemen''ODAMI GÖRMEK İSTER MİSİN?KAPAT GÖZLERİNİ''ve bu misafirlik bitene kadar devam ediyor.
Onlar misafir gece ya da gün bitip attıklarında kendilerini evlerine bir''Ohhhhh''çekiyorlar da,
ya biz?
Uyanır uyanmaz daha bir gözünü açamadan ''OYUN OYNAYALIM MI?''
İşten dönüşte daha ayakkabılar bile çıkmadan ayaktan''SANA BİR SÜPLİZİM VAR:)ODAMI GÖRMEK İSTER MİSİN?''oluyor ilk sözcükleri.
''Beraber çay içelim''
''Birlikte resim yapalım''
''Birlikte çadıra girelim''
''Birlikte araba sürelim''
''Birlikte süt içelim'' derken ve birlikte bunları yaparken ben okulda şarjımı bitirmiş evde onun enerjisine yetişmeye çalışırken ''Ben bisiklete bieneceğim''dediğinde ohhhhh diyip tam nefes alacaktım ki,
''Birlikte binelim mi?dedi.
Ne yorgunluk dinliyor ne uyku
tek derdi odası ve oyunu haliyle.
Tek başına hiç ama hiç oynamayan bir çocuktu ta kiiiiiiii
Odasına çizilen arkadaşlarına kadar.
Sürekli bizle oynamak isteyen ,bir sn bile peşimizden ayrılmayan çocuk odasına çizdiğim kız,tavşan ,Rozi ve Caillou dan sonra odasında tek başına vakit geçirmeyi sever oldu.
Onlarla konuşur,hikaye okur oldu.Odasına girince ilk işi onları öpmek oldu.
Şimdi biz peşindeyiz oynayalım mı diye ama o hiiiiiç oralı değil:)
şimdilik:)

20 Ekim 2010 Çarşamba

Yine duvar çizimi biri Asya biri okul için.

Ohhhhh 3 ay tatilim var diye nispet yapan sen misin?
Şimdi başımı kaşıyacak vaktim yok
Ve öğretmenlerin çok tatil yapmasının sebebi o çocuk sesinin kulaklarda ve beyinde yaptığı kimi zaman kalıcı da olabilen hasarları en hafife indirmek.
Yoksa emekli olamadan tımarhenelik olmak kaçınılmaz.
En çok üzüldüğüm de akşama kadar onlarca çocukla uğraşıp evde bir çocuğun sesine tahammül edemez duruma gelmek.
Sevmem işinden yakınmayı aslında bu kadar işsiz insanın olduğu şu zamanda.
Ama bazen ses dayanılmaz oluyor ki yapılan sadece öğretmenlik olsa ,
müfettiş,istenen bir sürü kağıt israfı belge......
Bir tek ,
hatırlarsınız sınıflardaki mevsim şeritlerini işte onları yapmayı seviyorum.
Hazır artık çoğu belge resim kullanılacak bir çok malzeme eskisi gibi değil.
Ama yok illaki ben yapmalıyım birazda çocuklar dahil olmalı içine sevmiyorum al yapıştırları
kimine göre gereksiz zaman kaybı gibi görünse de sınıfımda benden izleri seviyorum .
İşte tamamlanmamış mevsim şeridi için yaptığım resimler.
Bukadar iş arasında bir de Asya ya birşeyler çizdim ki tüm yorgunluğumu bu aldı.
Eski çizimlere sevgili Zuhal'in hediyesi kelebek resimlerini ekledim.
Ha birde Rozerin'im var odası için resim sözverdiğim,hazırladım en kısa zamanda göndereceğim affet beni özürdilerim bu kadar geciktiği için...
Bir de arayı çok açmamın suçlusu sadece internetim ben masumum .

15 Ekim 2010 Cuma

Bunama belirtileri gösterdiğim şu günlerde unutmadan.

Uzun zaman olmuştu hatta arada unuttuklarım bile oldu sobe mi dersiniz mim mi bilmem ama sorulan sorulara cevap vermeyeli , vermediğimde oldu ama kasıtlı değil tabi. Hani olur ya sizi arayan birini görürüsünüz cevapsızlarda uygun zamanı beklerken unutursunuz günler geçer üstünden ve sonra çok zaman geçtiği için de kendinizi savunacağınız bir söz bulamaz ,unuttum demeye de utanırsınız,
siz böyle şeyler yapmaz mısınız?
Tühhhh!
Ben yaparım unutkanlığım tavan yaptığında
şu günlerde de olduğu gibi geçen gün konuşup banka koymuşum telefonumu,bulan annemi arayana kadar da haberim olmadı.
Ya asma kilitli sınıfımın üç yedek anahtarını iki hafta içinde kaybedişim.
Daha fazla batmamak için anlatmadan ,Sibel'in istatistik sorularını da unutmadan ben cevaplara geçeyim
İşte en fazla okunan 5 yazı.
08 Ara 2009, 8 yorum
213 Sayfa görüntüleme
30 Mar 2010, 21 yorum
199 Sayfa görüntüleme
04 Tem 2010, 21 yorum
172 Sayfa görüntüleme
14 Şub 2010, 7 yorum
140 Sayfa görüntüleme
15 Şub 2010, 24 yorum
133 Sayfa görüntüleme

10 Ekim 2010 Pazar

Pazar Anatomisi

Baharı görmeden kışa geçtiğim şu günde,
Bir demlik çayın kaynama
+
Bulaşıkların yıkanma
+
camların silinme
+
perdelerin yıkanıp asılma
vakti kadar
defalarca defalarca onu dinledim...
sıkılmadım mı
yok....
Hemde hiç:)
Öyle ki yapılan işlerin yorgunluğu olması gerekirken şu an omuzlarımda,
yok...
Hemde hiç:)
Ha bir de,
ezberledim masallarımı,şarkılarımı
olmadığı için bir televizyonum ya da projektörüm akıllı tahtadan hiç söz etmiyorum:)
Geçeceğim yarın karatahtamın başına elimde tebeşirim,
dudaklarımda eeeeeeeeeeeeeee sesi,
bir harf öğreteceğim kırk yıl kölem olmalarını istemeden:)
bir harf,
ilk harf
Son zamanlardaki sessizliğimin minik minik 19 sebebine...
Şimdi uzanacağım yatağıma kulağımda haliyle hala o
ama aklımda yarın....
Çocuk gibi.
Heyecan???
Var...
Hemde çok:)
Niye mi????
Bilmem...
İşte...
Öyle...:):):)

2 Ekim 2010 Cumartesi

Bir Salkım Vişnemiz

Olmadı...
Her iki senede bir
bindiğimiz kamyon kasasında tanımadığımız yollara doğru yol alırken küçülüp kaybolan
o tanıdığımız yerleri ardımızda bırakıp bir daha hiç oralı olmadığımızdan mı?
Her yeni yerde her yeni insana karşı annemin önümüze çektiği o görünmez duvardan mı?
Yabancı yerlerde yabancı olup aynı soyadalı bir sürü insan arasında yabancılaştığımızdan mı?
Yoksa sadece benden mi kaynaklandı bilmem,
içten sarılışların ardından sırtımı sıvazlayan ya da sıvazladığım,
hiç düşünmeden ağız dolusu yapılan tatlı sırların anlatanı ,
hiç düşünmeden yapılan ağız dolusu sıların dinleyeni,
mutluluğun ya da üzüntünün paylaşanı,
paylaşılanı...
OLAMADIM ben.
Grupça gidilen eğlencelere ''Hadi sen de'' denildiğinde
İşim var larım çoğaldıkça
''Hadi sen de'' ler azaldı.
Azaldıkça sondan bir önceki durakta,
tepe başında ,
uçurum kenarındaki kaysı ağacı altı zamanlarım çoğaldı.
Bu zamanlar çoğaldıkça arkadaşlarım azaldı.
Onlar azaldıkça mutlu anlarım
yada üzüntülü zamanlarım anlamsızlaştı.
Kendi başına bişeyleri yaşamak ister acı ister tatlı
damağımda hiç bir tat bırakmadı.
Olmadı...
Dostum sözcüğünün iç hep boş kaldı.
Anlamıyorlar beni diyordum ama asıl anlamayan bendim sanırım.
Bir yerden başlamalıydım.
Anlatmak istediğimde telefona defalarca bakıp sonunda ik çift yazmalıydım.
Onu ne ilgilendirir ne düşünür dememeliydim.
Çok fazla şey bilmem de gerekmezdi hakkında ya da onun benim hakkkımda,
gözlerinden ne dediğini anlamalı,ne dediğimi anlamalıydı.
Oldu...
Belki hiç birşey bilmiyorum diyecek kadar bilmiyorum hayatını yaşadıklarını,
belki hiç birşey bilmiyor o da.
Ama ilk defa söylemek istediğimi gözümle anlattığım biri girmişti geçen yıl bu zamanlar hayatıma.
Çok sorgulamadı sormadı sadece dinledi.
Anlayamadıklarımızla anlaşamadıklarımızla eğlendi beni de eğlendirdi.
Şimdi O da burda
dinlemek ,konuşmak, zaman geçirmek zevkti.
Okumak da ayrı bir zevk olacak şimdi benim için
İyi ki varsın Asya cicişin Öslem'i ,
Yazmak okundundukça daha da zevkli ve anlamlı hale geliyor sizde bir hoşgeldin demek istemez misiniz:):):)

28 Eylül 2010 Salı

Geldim Geldim:)

Çok oldu değil mi yazmayalı?
Değişiklik var mı hayatında diyen Özlem'e
''Nebileyim işte aynı heralde''dediğim günden bu yana bir yıldır durağan hayatım birden gaza bastı
Hem de acemisi olduğu yollarda
Madde madde yazayım da sıkıcı gelmesin::)
1.İlk gün direği sıyırarak,ikinci gün kavşakta önüme birden çıkan arabaya bakakalıp direksiyonu bırakarak,üçüncü gün tüm heyecanımı atarak araba kullanmayı öğrendim
Ve diyorum ki benim kadar arabalardan korkan bir insan şimdi tek başına gezintilere çıkabiliyor,araba kullanabiliyorsa şu yazıyı okuyupta ''Hayatta kullanamam'' diyen arkadaşım sana sesleniyorum sen havada karada kullanırsın:):):):):)
2.Sevsem mi sevmesem mi bir türlü karar veremediğim mesleğim,
karşı konulamaz ama anlaşılması da zor ama şeytan tüyü olan bir sevgili gibisin tam ''Tamam sevmiyorum artık seni''dediğimde yine yeniden kandırıyorsun beni:)
Bu yıl çok yorucu olacak gibi,
Uzunnn zaman oldu mini mini birleri okutmayalı
şimdi en az onlar kadar yabancı
onlar kadar heyecanlıyım yaptığımız çizgilere karşı
Ama yaşamı boyunca kullanacağı okumayı yazmayı birine ben öğrettim demek ayrı bir keyif olacak gibi:)
3.Bir tek okullu olan ben değilim.
Bu yıl hem veli hem öğretmenim.Asya'da kreşe başladı aslında tam başladı diyemem evimizin 300 m ilerisindeki kreşi görüp sürekli kreş kreş diye tutturması,evde hiç kimseye nefes aldırmadan kendisi ile oynanmasını istemesi acaba?dedirtti bize. Acaba göndersek mi?
Kreş bir zorunluluk olmadığı için çok daha rahat oldu karar vermemiz tabi sevmezse istemezse göndermeyiz yine oyun arkadaşı dedesi,anneannesi,teyzesi,annesi,babası olur dedik.
Kayıt için gittiğimizde ise dış kapıdan içeri bizden önce girdi ve eliyle selamlayarak
''Herkese merabalarrr''dedi:)
O an nuttu bizi kendisi ile birlikte 10 arkadaşıyla ilgilenecek öğretmeninin elinden tutup oda oda gezdi
Sindi mi içime???
En çok da onu öyle mutlu görünce evet ya içime sindi.
Ve zorunluluk olmadığı için daha da rahattı içim.
4.Sahi Eylül -Ekim sonbahar ayıydı değil mi?Şurda bir ay sonra kış aylarına geçeceğiz ama hala yanıyoruz iyi mi?Salgın şeklinde gelen ve bizi dizi dizi yatağa dizen mikroplarda amortisi...

15 Eylül 2010 Çarşamba

30 da hala 7 gibi

Utanmadım ütülü pantolonumu,tşörtümü astım başucuma
akşamdan hazırladım çantamı,
uyuyup uyuyup uyandım geç kaldım,terlikle gittim,minübüse yetişemedim ve türevleri birçok aksilik içeren rüyalar demeti ile sabahı sabah ettim.
Kahvaltı edemedim mideme ağrılar girdi.
İlkokula başlayan taze bebeler gibiyim.
Şimdi mi?
Bugün mü?
Yeni bir okul olduğu için mi?
Değil...
Hala o ilk okula gideceğimin gecesindeki gibi,
her sene aynı şekilde hissederim.
Sıkılsam da bazen çok yorulsam da,
düşündüm de çoğu insanın hatırlayamadığı o heyecanı
ben hala yaşıyabiliyorum,
çocuk gibi:)
Tatil dönüşü işe başlarken başka kim benim hissettiklerimi hisseder ki:):):):)
Çizmeler mi?
Yok yok hala sizin oralarda olan Eylül serinliği yok bizde
ama görülüp beğenilen bu çizme şort altına ,etek altına ,cehennem sıcağında giyiliyor şimdi:)
Giyilmez yavrucuğum demedik mi?
Demedik:):):):):)

10 Eylül 2010 Cuma

Biri şeker mi istedi?

Biri şeker mi dedi?
Mmmmmmmm en tatlı şekeri ben yedim bugün, tüm gün boyunca
Efendim?
Size de mi ikram edeyim?
Tamam:):):)
İşte çikolatalı bayram şekeri:)
Biz gelene kadar
Afiyetle yiyin:)

7 Eylül 2010 Salı

İTİRAF

Daha fazla saklayamayacağımı biliyordum
sende farkındaydın zaten
sana olan ilgisizliğimden
uzun cümlelerden kaçışımdan
bir merhaba diyip uzaklaşıyor olmamdan
seni seviyorum,
ama onu da seviyorum
sende alışkanlıklarım onda hareket ve heyecan var:)
Kızma ne olur en azından bak itiraf ediyorum
seni onunla aldatıyorum

5 Eylül 2010 Pazar

Bırrrrrrrr donuyoruz Ankara'da :/ :/

Soğuk ,evet evet yanlış söylemedim soğuk.
Çok uzun zaman olmuştu Eylül'de soğuk hissetmeyeli.
Çok uzun zaman olmuştu otobüsle yolculuk etmeyeli.
(O kadar çok olmuş ki biz binmeyeli otobüslerin her koltuğuna televizyon konmuş,internet bağlantısı yapılmış,telefonlar bile kapamıyor artık.
Tamam gülmeyin ama ben en son bindiğimde video kasetle izlenen tv ler vardı,telefon kesinlikle yasaktı.)
İkisini de özlemişim.
Burnuma uyur uyanık gelen kahve kokusunu,
rüyalarımın fonunu oluşturan aksiyon filmlerinin sesini,
Hatta boynumun tutulmasını,ayaklarımın uyuşmasını bile.
Bir tek cama başımı yaslayıp uyuyamadım.
Çünkü hep benim olan cam kenarı bu defa bir hanımefendiye aitti.
Gece yolculuğu olduğu için bizi yormasa da ister istemez sıkıldı tabi.
Sohbet ettiği ön koltuktaki kendinden 30 yaş kadar büyük ablası da olmasaydı
daha da sıkılacaktı ve sıkacaktı bizi.
Ama sevdi yine de otobüs yolculuğunu .
Gelene kadar o ''Nereye gidiyoruz?'' sorusunu sordu defalarca ben ''Ankaraya gidiyoruz'' cevabını verdim artık yirmiden sonra içim darala darala.
Kah pencerelere sticker yapştırdı,kah kitap okudu,fotoda ki boyun yastığını Migros da bulduk çok şirin değil mi?kah ona sarılıp uyudu.
İndiğimizde ''Nereye geldik?'' dediğinde kızarmış ve altı morarmış gözlerimle baygın baygın bakıp ''Ankaraya kızım'' dediğimde cevabı
''Ankayaaa ankayaaa neydesin seni göremiyorummmm''oldu:)
Aşağıdaki foto da ise Çankaya belediyesinin kızının eline bize çaktırmadan tutturduğu ''Evet''yazılı balonu kızına çaktırmadan patlatma arzusunda olan baba ve üzerindeki yazıdan habersiz balona oynamak istediği için kaçan kızını görüyorsunuz.
Zavallı evet sözcüğüne bile gıcık olduk bunların yüzünde ya
Neyse artık uyumalıyım zira gezmeli bir pazar bizi bekliyor.
Basket maçalrına niyetliydik hatta çok istemiştik ama biz gelmeden bir gün önce İstanbula gitmişler,onlar üzülsün ne yapalım şirin bir taraftarın tezahüratlarından mahrum kaldılar hıh.
Salı döneceğiz o zaman kadar biraz daha soğuk depolayayım:)
İyi sabahlar:)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Süper güçlerin var inkar etme , biliyorum çünkü artık bende de Var

Başım çok ama çok ağrıdı bu gün sol kürek kemiğimden yukarı çift dikiş yapan bir çuvaldız girip girip çıktı göz pınarlarıma kadar:)ara ara giremediğinde kemiklerime denk geldiğinde ona bir çekiç yardım etti.
Vay be doktora gidip ağrılarını anlatan nineler gibi anlattım baş ağrımı,ama öyle başım ağrıor desem amannn baş ağrısı diye geçiştiriliyor .
Evde de böyle yaptım daha etkili oldu ilgi toplama işi:)
30 yaşında hatunum ama hala severim nazlı tuzlu halleri.
Ha bir de söyleyeyim anneden başka kimse nazı sonuna kadar çekemiyor,ne eş ne evlat
Anne olduktan sonra kadınlara özel güçler veriliyor .
Ve o özel güçlü süper kadın yanı başınızdaysa herşey daha da kolay oluyor.
Yemek yapma zorunluluğunuz kalmıyor hasta olduğunuzda.
Eteğinizden çekiştirip oynamak isteyen bir kızınız olmuyor o geldiğinde
ayaklarınızı uzatıp ağrınızla başetmeye çalışabiliyorsunuz.
Uçarak gelip ne istediğinizi sorup yapıyor,bu içli köfte bile olsa bir makarna yapımı kadar kolay bir şeymiş gibi ''Tamam hemen yaparız'' diyor .
Sizde dudaklarınızı büzüp şirinlik yapan üç yaşındaki bir çocuğa dönüşebiliyorsunuz o sırada.
O da sizi faklı görmüyor sanki:)
Makinadaki çamaşırlar bile daha hızlı yıkanıyor ,nasıl yıkanıyor ne zaman seriliyor ,toplanıp katlanıyor takip edemiyorum.
Hepsi bununla kalmıyor tabi Asya ile bir odadan bir odaya yarış yapacak ,kule dizecek kulelerden köprü yapıp altından geçecek, çalan şarkıya kalkıp iki göbek atıp ardından parka gidecek enerjiyi de buluyor kendinde.
Dilimlenmiş meyvemi yiyip ayıldığımda mutfağa gittiğimde heryer pırıl pırıl.
Mis kokuyor annem, mis kokutuyor.
İyi ki hep yakınlarımda.
Ama benim hala başım ağrıyor midemi de bulandırmakta
Ne bela bişeymiş asıldı kaldı omuzlarımdan göz kapaklarıma.

31 Ağustos 2010 Salı

Sıra dışıyız bu günlerde.

Bir gün sıkıldı Cemile'den Asya .
Ezberlemişti kelimesi kelimesine sevmişti de oysa.
Ama vakti gelmişti ayrılmanın zira bir faydası olmayacaktı artık.
Böylece Cemile defterini kapattık.
Sıra dışı herşeyi seven annesi ''Sıra Dışı Bir Öykü''görünce dayanamadı.
Hemen aldı...
Sıra dışı öykülerin dili aynı böyle tüm kitap eğlenceli bir tekerleme gibi
Bir tek sonları korkuttu beni.
Lütfen demeyen Handeyi kuşun alıp götürmesi,
Aldıklarını geri vermeyen Dilaver'i Münevver'in yutması,
Yalan söyleyen Nalan'ın sele kapılması,
Oburluk yapan Umur'un domuzlar içinde kaybolması gibi.
Korkunç gelsede Asya korkmadı benim düşündüğüm gibi.
Sevdi tekerleme şeklinde akan hikayeyi,
ve bu ilginç sonlara muzip şekilde güldü geçti.
Ama sanki isteneni yapmayan bücürlerin başına böyle korku filmi gibi olayların geleceğini düşündürmek yanlış gibi.
Küçük Prens serisinden ''Uyumak İstemiyorum''u ise laf aramızda kendim için aldım gibi:)
Onda da yatak altı canavarlarından ,Caillou'dan kalma korkan Asya için yine bir yatak altı canavarı sevimsiz geldi.
Ama kıllı bacaklı bir örümcek görüğündekorkuç olduğunu söylediğinde annesinin verdiği''Babanın da kıllı bacakları var ama hiç korkunç değil''yanıtı sevimliydi:)
Bir kaç içime sinmeyen şeyler olsa da adı üstünde Sıra Dışı Bir Öykü bugünlerde elimizdeki
Ve bir şeylerin mantıksız olduğunu komik olduğunu çocuklara veriyor gibi ki,
Asya her okuduğumda takındığı muzip ifadeyle gülerek beni dinledi.
Bunda ses tonumun ve mimikleriminde etkisi unutulmamalı tabi:P:P
Ve çocuğunuza alacağınız kitaplar konusunda kararsız isenizb Bir Dolap kitabı olan bir yer var bi gezin derim:):):)

29 Ağustos 2010 Pazar

Fotoğrafın Yazıyla Hiç Alakası Yok Sadece İçim Açılsın Diye...

Çok gereksiz ayrıntılarla dolu olduğumu farkettim.
''Tanıştığımızda üzerimde ne vardı'' diye soran gereksiz aşığa cevap veren daha gereksiz hafızaya sahip diğer aşık gibi en gereksiz şeyleri hatırlıyor,
hatırlamak hatta hiç unutmak istemediklerimi ıkınıp sıkılıp çıkaramıyorum.
Saatlerce gözümü kapayıp salak salak düşünüyorum.
Ne gereksiz ayrıntılar yer etmiş beynime,
ilkokulda üzerinden geçtiğim köprü altındaki köpeklerin sayısının 6 olduğu,
üniversitede öğretim yöntemleri dersinden önce iki sandviç yediğim,
geç kaldığım derste iki basamaklı çarpmanın öğretildiği
4 yaşlarında annemin gün arkadaşları geldiğinde uyumam söylendiği için tuvalate gidemeyişim.
Gibi listeyi daha da uzatabileceğim uzattıkça ve aklıma geldikçe daha saçma olduğunu düşüneceğim bir çok gereksiz an anı bile değil an...
Ve bunlar öyle bir yer kaplıyor ki
Ergenlik yıllarımda açtığımda üzerime eşyaların yığıldığı dolabım gibi
çantamda çalan telefonumu ararken telefondan önce elime gelen 3 sene öncesine ait
faturalar,bileteler,sakız kabukları,hatta çürümüş çağla parçaları gibi.
Gerekli anılarıma ulaşmaya çalışırken elime ayağıma dolaşıyorlar.
Keşke bir dolap düzeltme
yada çanta temizle kadar kolay atılıp,
gerekli ve sevdiğim şeyler belleğimdeki yerini tekrar alabilseydi.
Ha çok ayrıntı hatırladığımı da düşünmeyin sakın
bazen bir söz söylerken yarıda kesip sonra ne söylediğimi unutacak,
telefonda konuşurken telefonla konuştuğumu unutup telefonu masaya bırakabilecek kadar da çelişkilerle dolu bu beynim.
Sanırım biraz dinlenmeliyim .
e tatil bitti gelsin bıcır bıcır bücürler ,
Onlarla çocuk olduğum için mi acaba çocukluğa dair herşey gün gibi açıkta da
20'lerden sonrası bir muamma????????????

26 Ağustos 2010 Perşembe

İzleyin Kpss Sıkandalını Belgesiyle

Hay gözünüz doymasın ,insan yaparda soruların hepsini mi yapar?

En çok geçen sene salakmış bu sene einstein olmuş yorumuna güldüm...

İzleyin hemde sonuna kadar ,hatta buraya tıklayıptam ekran yaparak izleyin..

2010 KPSS SKANDALI Yükleyen ufopilotu. - DiÄ�er hayvan videolarına göz atın.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

HALAGÖZ

Allah Allah nidalarına karşılık Help! Help! diye sesler duydum dışardan içeri girmeden önce
Ne oluyor dedim kendi kendime
Meğer bir kuşak savaşı yaşanıyormuş içerde
Hacivatla Karagöz almışlar ortalarına Caillouyu,
''Çık aramızdan artık'' diye söylemekteler
Asya da sesizce kenarda izlemekte sanki buna sebep kendi değilmiş gibi ilgilenmemekte
''Bayılıyolum sana Caillou diye ümit verdiği
her sözünü ağzı bir kaşış açık dinlediği,
gözlerinin içine güldüğü o değil sanki.
Ne çabuk unuttu macera dolu o günlerini de
kendini buluverdi perdenin önünde.
Her gece buluşur oldu Hacivat ve Karagözle
Dün onlarla buluşmadan önce Caillosunada bir göz atıp geçtiğinde,
dayanamadı tabi Karagöz bunu gördüğünde.
Bir Caillou bir Halagöz
Caillou modern ,avrupa görmüş ne de olsa kabul eder başka erkek arkadaşları,
Ne var normal arkadaşı der Hacivatla Karagöze.
Ama Hacivatla Karagöz öyle mi?
Heyyyyyyt diye hiddetlendiler Asyayı kendilerine gelmeden önce Caillou ile görünce.
Yapma kızım dedim etme Kaaragöz Hacivat bir Ramazanlık Caillou günde 3 kez seninle.
Ama yok dinletemedim Halagöz de Halagöz diyipte başka bir şey dememekte
Özetle Asya ikisindende vazgeçemedi ama
Bir süre az görüşme kararı aldılar Caillou ile
Arkasını dönüp gittiğinde Halagöz ve Hacivatın elinden tutup
Caillou boynu bükük kaldı geride.
:):):):):):):):)
Ve çok güldüm dün gece anneanne Karagöz(Asyaca HALAGÖZ)
Asya Hacivat bıy bıy bıy gösteri yapıp eğlenmekte
Bir ara anneanne Karagözün meşhurrr kafaya vurma hareketini yapınca
Asya ''Naptın Halagöz niye vurdun kafama''diye bozuldu küstü gitti bir köşeye:)
Bu Ramazan çok eğleniyoruz bu sayede:):):)

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Hiç şaşırmadım

Hiç ama hiç şaşırmadım BUNLARA...
Neyi düzgün yaptılarki bunuda yapsınlar
Neye güven duyuluyor ki artık bu ülkede buna da duyulsun
Ne fizikçiler, ne öğretmenler tanıyorum ki
kimi gardiyan kimi gümrük memuru kimi güvenlik görevlisi oldu
kimi onlar kadar şanslı değildi
evleri ,evlilikleri dağıldı
hayatları yok oldu.
yazık hemde çok yazık.
Şaşırmıyorum artık duyduğumda ama hala üzülmeye devam ediyorum.
Elimde değil görmezden duymazdan gelemiyorum
Ve Asya seni nasıl bir eğitim sisteminde büyüteceğiz bilemiyorum.
Üzlürdüm artık çok ama çok korkuyorum.
Ha bir de şu var buna çok güldüm:):):)

19 Ağustos 2010 Perşembe

İtiraf ediyorum ben kıskanç bir kadınım

Bazen kıskandığımı hissediyorum seni
düşündüklerini hiç düşünmeden insanın yüzüne yüzüne söyleyiveriyorsun ya
yada sinirlendiğinde hiç sakinleşmeye gerek duymadan deli gibi bağırabiliyorsun ya
işte tam o zaman...
ve sabrını
üşenmedim saydım 23.denemenden sonra bu kuleyi yaptın.
Her defasında tam son kuleye gelmişken devriliveriyordu.
ve söylediğin tek şey ''ooovvvv yeniden yapmam gerekecek:)''oluyordu.
sabrının dibindesin daha neler neler dolduracak o bardağı kimbilir ,ama
şimdilik böyle sabırla devam et bakalım küçük hanımefendi...
Senin yerinde olmayı bazen okadar çok istiyorum ki tazecik yepyeni sıfır:)hasarsız,zaiyatsız:)
Hiç kıskanç bir insan olmadım oysa ne erkeği ne kadını
sen kıskandığım ilk kadın mı oluyorsun şimdi:)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Sevgili Ayçekirdeği;

Eminim;
Köy bakkalında bardakla satıldığın bir camekanda,
kirli kara kuru bir çocuğun cebinde,
gece, kumsal,gitar,bira ,dörtlüsüne eşlik eden iki aşığın avuçlarında,
Hatta televizyon karşısında uyuklayan kocasına sinirlenen bir ev hanımının dizisini izlediği sırada kase içerisinde ,kucağında ,
yemiş olmayı;
yudum tarlalarında yetişip,büyüyüp,koparılıp,
fabrikada işlenip,rafine edilip,
market raflarından mutfağımdaki tavanın içine dökülüp ,
kızım kızım kızarırken içine attığım sulu patateslerin sululuğuna dayanamayıp ,
parmaklarımın üzerine kendini atıp,
ikinci derece bir yanığa sebep olan,
geceyi önce hastane, sonra klimanın dibinde geçirmeme neden olan ayçiçek yağı olmaya tercih edeceğini biliyorum.
Sevgili ayçekirdeği,
namı diğer günebekan,
namı bir diğer çiğdem,
namı diğer diğer çekirdek,
biliyorum senin hiç bir suçun yok.
Bana verdiğin bu inanılmaz acı yüzünden utanması gereken sen değil;
seni ana vatanın Afrika'dan bize getiren İspanyollar.
Yemiş olmaktan seni zorla vazgeçirip sıkıp yağını çıkaran insanlar.
Sulu patateslerle birlikte olmaya zorlayan benim...
Sen masum bir ayçekirdeğinden elde edilmiş ayçiçek yağısın hepsi o kadar
Yoksa parmaklarıma taaaa Afrikalardan gelip ne gibi bir kastın olabilir...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Bayan Baykal:)

Bu ,bugün 38475035803'cü duş alışım
duş alma da ney yahu banyo yapışım
yok oda olmadı yıkanışım:)
Kelimeleri sadece düz ,olduğu gibi anlayan Asya 'ya duş al desem duş başlığını getirir:)
banyo yapmak desem:)
bazen böyle cümlelerimiz oluyor oda saf saf cümleyi gerçek anlamında uyguluyor.
''Hadi Asya at artık şu peyniri ağzına''dediğimde
Asya çataldan peyniri çıkarıp ve eline alıp ağzına doğru atıyor:)
Offff nereye geldim ,tamam tamam vallahi sıcaktan saçmalamam.
Gündüzüm duşta gecem klimada geçiyor bugünlerde.
Sokağa çıkmak mı oda ne?
Aklıma türlü türlü icatlar geliyor ;
kaldırıma yapılmış klimalı tüp geçitler:)
Bizim ev ile market arası klimalı teleferik,
üstü fanusla kaplanmış klimalı bir park,
içinde soğuk su akışı olan giysiler,
Pille çalışan kumandası olan çocuklar,
Her eve bir Katya,ya da Nesrin:P
daha neler neler...
Bunlar yetmezmiş gibi Asya kızın bizim sabır sınırlarımızı sırıkla atlayarak sinir etme rekorunu kırmış olması tuzu biberi oluyor.
Hatmedilen çocuk gelişim kitapları ne yazıkki alınan bir Lustral kadar etkili olmuyor:)
İstisnasız ne söylesek tersini yapıyor,
yemek yemiyor zorlamıyoruz bakalım bu 5.gün:)
Her yemek vakti kimi zaman
''Hayır anne tekerür ederim aç değilim'' diye kibarca
Kimi zamanda tabaklara attığı sağlı sollu tekmelerle bağıra çağıra ,kabaca
Ya da ''Bak şimdi yemek yemeyeceğim pürrrrrt yapıp tüküreceğim'' diyerek pişkince yemeği reddediyor.
evde bir Bayan Deniz Baykal ile yaşıyoruz adeta.
Az kaldı yarında tuttuğum çetelede hayırlar çoğunlukta olursa onurlu bir yönetici pardon anne gibi istifa edeceğim,Bu benim ülkeme yabancı olsada!!!
olmadı harakiri yapacağım.:)
beceremiyorum ben bu anneliği diyip:)
Oda olmadı yakında Asya bir huni takacak zaten kafama:)
Bittim...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Gerçek doktor:)

Bugün büyük gündü.
Şekerin arabası,
Şeker,
‘’Doktorda’’ kitapları
Ve steteskop.
Her şey hazırdı.
Mart ayından buyana hasta olmamıştı.
Doktora gitmemişti.
Tüm doktor özlemini bizi ve şekeri doktor setiyle muayene edip ,iğnesini yapıp
kitaplarnı okuyarak giderdikten sonra işte tüm teoriklerin pratiğe dönüşme zamanıydı
Heyecanlıydı
Gidene kadar soru üstüne soru sordu
Hastaneye gelip ,
Sırasını beklerken kitaplarını okudu
Okuduk diyorum Asya’nın rutine bağladığımız ve kaç defa okuduğumuzu unuttuğum kitaplarını
benim okumama izin vermeden orda ne yazıyorsa bizim okuduklarımızla resim ve yazıları
birleştirip birebir söylemesi okuyor izlenimi uyandırdı yanımızdaki sıra bekleyen küçük kızda,
Hayretler içinde bakarak’’ Kaç yaşındaaaa?’’ diye sordu.
‘’İki’’ dedim.
‘’Ama bu okuyorrrr ‘’diye hayretle annesine baktı.
Gülümsedim ,’’Yok henüz okuyamaıyor sadece çok okuduğumuz için ezberledi o kadar’’
Tam bu sırada ismi söylendi.
Hadi kızım gidiyoruz dediğimde, önce kitapları kaldırdı ,sonra gözlüğünü saçından alıp gözüne
taktı, şekeri kucağına alıp içeri ‘’Merhaba’’diyerek girdi
Doktor çok suratsız ve ilgisiz bir bayandı ve burası özel bir hastaneydi.
Üstünkörü muayene etti çıktık dışarı.
Pek memnun kalmadığım için sağlık ocağındaki doktorumuza götürmek aklıma geldi.
Asya yine aynı tavırlarla içeri girip ‘’Merhaba,tenin adın ney?’’ dediğinde karşısında şeker mi şeker bir hanım duruyordu.
Sohbet ettiler,şekerin ayağının ağrıdığını söyledi doktor önce şekeri ardından da Asya’yı muayene etti.
Kilosu da boyuda ölçülürken doktor tarafından oyunlarla ikna edildi.
Özel hastanedeki çocuk doktoru,sağlık ocağındaki hanımda pratisyendi
Ve okumakla çocukların dilinden anlayan bir doktor olunmayacağıda böylece tarafımızdan teyid edildi.
Asya bile çıkmadan önce
‘’Anne bak güzel doktora geldik,gerçek doktora geldik ‘’dedi.
Gülümsedik çocuk bile anlamıştı doktorlar arasındaki bariz farkı.
Doktor oyunlarının bu hanım sayesinde güzel bir gün şeklinde gerçeğe dönüşmesi onu çok mutlu etti .
Tüm gün ağzında güzel ve gerçek doktora gittiği vardı..
Hala iştahsız veboğazı iltahaplı ama keyfi yerinde
Masalları gerçeğe dönüşmüş gibi sanki ....

5 Ağustos 2010 Perşembe

Senden kopan ilk parça

Bir otobüs yolculuğunda molada kaybettiğim çantamdan çıkanların tutanağını gören arkadaşım gülmüştü
bundan 3 yıl öncesinin biletleri yemek fişleri ve daha bir çok eski, gereksiz ayrıntıyı
''Sen geleceği yaşamaktan korkuyorsun ,bu yüzden eskiye dair bir şeyler hep elini attığında elinden tutacak yakınlıkta olmalı.''
Hiç düşünmemiştim böyle daha önce .
Ama hep çocuk olurdum
canım yandığında ,
haksızlığa uğradığımda,
yanlış anlaşıldığımda ,
gelecek günden korktuğumda ,
ilk şehre yerleştiğimizde,
sevmemiştim kocaman kocaman otobüsleri,karışık sokakları,
birbirini ardından binbir dolap çeviren kocaman kocaman karışık kafalı insanları,
hepsinden hızlıca uzaklaşır kuytu sesiz bir yer bulup çocuk olurdum ,
kocaman bir kadınken küçücük bir çocuk...
kollarımla dizlerimi sarıp duvar kenarında
başımı dizlerime hiç çıkarmıyacakmış gibi gömen
hiç ses çıkarmadan hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuk.
ben çocukkende sesiz ağlardım bağırıp çağıramadım ,hep susar ,hıçkırıklarımı yutardım.
O tepinilen ağlamaları ya beş ya altıydı düşüp ağlamadığımda büyüdüğüme sevinerek bıraktım.
Oysa sadece çocuklara verilen bir lütufmuş canı yandığında bağıra bağıra ağlamak
Bilsem sevinirmiydim,bu ayrıcalığı elimin tersiyle ittiğim için.
Tek dileğimdi duygusallığının bana benzememesi ama
ama işte sende benim gibi sesiz ağlıyorsun
Dün iki hafta önce kapı arasında kalan tırnağın kendini yeniledi ve eski olanı attı
neşe içinde oynarken kopan tırnağını gördün
sessizce olduğun yere oturdun tırnağına bakıp durdun
''Anne acıyo'' diyerek
ve kakıp odana gitin daha 2 saat önce uyanmana rağmen duvara sesizce bakıp ne dediğimi hiç duymayarak sadece ''Acıyor anne'' diyerek,parmağın yukarıda uykuya daldın.
Sen ağla bitanem bağır çağır
susma ne olur.
Bana benzeme ne olur...
Neyseki hala çabuk unutuyor ve çok çabuk seviniyorsun:)
Sen uyurken tırnağını acıtmadan kopardım.
Uyandığında gösterip bak bu eskidi ve biz sana yeni tırnak aldık sevdin mi diye
çığlık atıp ''Yaşasıııın yeni bir tırnağım oldu'' dedin:)
Senden bir parça koptu bugün benden de sen ağlamadın ama ben dayanamadım o haline..

29 Temmuz 2010 Perşembe

40km'lik bir yolda düşündüklerim,üzüldüklerim,sinirlendiklerim

Altı üstü 40 km'lik bir yolda.
Kırık pencereler gördüm bugün,
yıkık duvarlar ,
boyası solmuş,
dumanı sönmüş bacalar,
üzerinde satılık yazan koca koca fabrikalar.
On -onbeş tane hepsi harabeye dönmüş halde.
Oysa harıl harıl çalışıyordu 4-5 sene öncesinde.
Her fabrika tahmini 1000-2000 işçi çalıştırıyordu bünyesinde.
Ailelerinide sayarsak 3 kişiden,
50.000-60.000 kişi ekmek yiyordu bu yerlerden.
Ve kapandı hepsi birer birer ,kimi BİZİ TEĞET GEÇEN KRİZDEN, kimisi de faili meçhul sebeplerden.
Şimdi şaşırıyoruz annesine babasına kıyan evlat haberleri gördüğümüzde ,
yada sevdiğine, karısına ,kocasına,çocuğuna olmadık işler yapan insanları izlediğimizde.
''Aklı başında değildir ''diyoruz.'' Yoksa kıyar mı insan ,annesine ,babasına,evladına,sevdiğine,kendine''
Evet aklı başında değilller ama neden?
Bu insanlar daha düne kadar akıllı,iş güç sahibiydilerde şimdi mi delirdiler?
Delirttiler...
İşsiz kaldılar hiç yoktan ,
yıllarca tek bildikleri işi yaparken işsiz kaldılar.
Koca koca sorumluluklar altına girdiler ,koca koca borçlar,bunalımlar.
Delirdiler...
Kolaymı her gün ekmek elde giden babanın eli boş eve gelmesi,
Kolay mı sevdiği kızın onu işsiz diye terketmesi,
kolay mı anne babasının ''30 yaşına geldin hala iş güç sahibi olamadın'' demesi.
Şu 40 km arasında bile aileleriye birlikte 60.000 kişi işsiz kalmışken ülkemin tümünü düşünemedim.
Üzüldüm daha 4-5 seneye kadar çalışan en gözde fabrikaları o halde görünce
üzüldüm orda çalışanların ne hale düşmüş olabileceklerini düşündükçe.
Haber izlemiyorum,görmek istemiyorum,canımı sıkmak istemiyorum diyenler
siz görmek istemesenizde ülkenin durumu heryerde gözünüzün içine içine batacak şekilde...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

iki yaş özgüveni

Ne korkmuştum şu iki yaştan
Sinirlendiğinde,hayırların arttığında,söylediğimin tam tersini yaptığında.
Ama bunların büyüyor olmanın bir parçası olduğunu bilmek kızmama değil keyifle seni izlememe neden oldu.
Ve davranışlarının asıl sebeplerini öğrenmem seni de beni de rahatlattı.
Mesela;
Sinirleniyordun çünkü türkçeyi daha tam anlamıyla öğrenenmemiş anlatmak istediklerinle kelimelerini birleştirememiştin.
Anlatamayınca ve ben anlayamayınca tepkin elinde ne varsa atmak suratını asmak oldu,
öğrendim.
Ya hayırların?
İki senedir ben ne dersem onu yaptın yemeğine,altının değişmesine,gezmene nerdeyse hep biz karar verdik..
Ama artık sen kendince kocaman bir bireysin ve şimdi sıra bende diyor ve bizi de buna ikna etmeye çalışıyorsun elbiseni seçmekle,ayakkabılarını giyinmekle,kendin yatmak istemen ve kendin banyo yapmak istemenle, herşeye karşı duruşunla.
öğrendim
Ve artık şu son zamanlarda paylaşmıyorsun oyuncaklarını,izin alındığında biraz yumuşuyorsun ama ı ıhhh.
Vurma gibi bir tepkin yok ama herşeye'' benim ooo'' diye sarılıyorsun.
Biliyorum artık sana ait bir dünyan var sana özel eşyaların ve bu özel eşyalarının oluşunun yeni yeni farkına varırken bunları birden senden izin alınmadan başkasına vermek hoşuna gitmiyor ki elimden en sevdiğim kitabın birden çekilip alınması sanırım benimde hoşuma gitmezdi.
Öğrendim
Bitmek bilmeyen neden? niçin? bu ne soruların:)
Ben daha önce bunları merak ettiğin için sorduğunu düşünürken aslında neden ve niçinlerinin bizi daha çok konuşturduğunu,bu soruları sorduğunda seninle daha fazla iletişim halinde olduğumuzu farketmenden kaynaklandığını öğrendim.
Sen ve senin gibi bir çok yaşıtının yetişkinlerden 10 kat daha fazla kabus gördüğünü
Bu aralar kelimeleri yada kelime sonlarındaki heceleri tekrar etmeyle olan kekelemelerinin beyninin dilinden hızlı kelime cümle oluşturması sebebiyle olduğunu bunun korkulacak bişey olmadığını ,
öğrendim.
Ve daha bir çok davranışının sebebini,nasıl davranmam gerektiğini,hangi tepki ve sözün doğru hangisinin yanlış olduğunu.
Bu kadar ben yaparım ben bilirim ben bir bireyim duydusu içindeyken bile bize ne kadar çok ihtiyaç duyduğunu ve bizi kaybetmekten ne kadar korktuğunu ,
öğrendim.
Nereden mi?
Bir çoğunu annelik iç güdüsüyle doğru yapıyorken ,bir çocuğunu BURADAN yeni öğrendim ve senin davranışlarının asıl nedenlerini öğrenmek seni daha iyi anlamamı ve daha sağlıklı güzel bir ilişki kurmamı sağladı.
İki yaş sendromu yaşayan anneler sizde bir bakın derim:)
Her zaman söylüyorum ,söyleyeceğim ,günde 15 dk lık bir vakit size ayda 250 sayfalık iki kitap okutabilir:) sevgiler

20 Temmuz 2010 Salı

30 Sene Sonra Gördüm Mavi Gözlerini Rüyamda

Çevremde dolaşan bir uğultu ne olduğunu bilmediğim.
Karanlık,
onun ayağa kalkmasıyla sırtını yasladığı kırık pencereden geldi aydınlık.
Gözümü aldı karanlıktan sonra o ışık.
Küçük toz zerrecikleri uçuşuyordu odada o ayağa kalktığı anda.
Tanımadım önce ,
fotoğraftaki yeşil ünüformasıyla ,
sarı saçlarını ,
bıyıklarını ,
mavi gözlerini görmemiştim daha.
Düşündüm de hiç görmemiştim ki önce rüyamda.
Sessizce yaklaştı yanıma.
Eli omuzumda,
Gözleri gözlerimde nemli nemli bakıyordu dayanamadım o anda .
Ağladım sarılarak.
Burada olmadığına, burada olmadığı zamanlarda neler olduğuna,emek emek kurduğu ülkesinin gözlerimizin önünde satılıp savılmasına engel olamayışımıza.
Ben değildim suçlusu ama bakamadım gözlerine, gözyaşlarımı sildiği anda.
Tekrar sarıldığımda
''Özür dilerim'' den başka söz dükülemedi dudaklarımdan.
''Geçecek bu günler,herşey çok ama çok güzel olacak''dedi gülümseyerek mavi gözleri ışıl ışıl baktığında .
Uyandım,
hem hüzün hem mutluluk vardı aydınlık odamda.
İçimdeki  burukluk,
boğazımdaki düğüm geçmemişti daha.
Yine de çok ama çok mutlu oldum Atamı ilk defa rüyamda gördüğüme ve bana verdiği umuda...
Ve şaşırdım bu kadar çok söz edilen,çok sevdiğim bir insanın neden 30 yıldır hiç rüyamda olmayışına.
Sahi siz hiç gördünüz mü onu rüyanızda:)

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bin Muhteşem Güneş,İşsizlik,Kpss,Tatil Birbiriyle Alakasız Çok Başlıklı Bir Yazı İşte:)

Tama olarak adlandıramasamda
alışkanlık mı?
bağımlılık mı?
ne olduğunu bilmesem de yazmadan ve okumadan geçirdiğim anlarda aklım hep burdaydı
özledim...
Tatilimiz bitti nihayet şimdi kısa zamanlı aile ziyaretlerindeyiz.
Çok güneşlenmedim,denize girmedim,ya sabah çok erkenden ya da akşam 6 dan sonra denizdeydim, buna rağmen bir kış boyunca silinmesi için uğraştığım lekelerim bir anda tekrar yüzümdeki yerini aldı.
Sıcak buralar hemde çok sıcak iki gündür deli gibi yağmur yağsada fırtınayla karışık yine de çok sıcak.
Bu sıcaklarda en çok tarladaki işçileri ve asvalt işçilerini görmeye,
bizim bir dakika dayanamadığımız güneşin altında akşama kadar çalışmalarına dayanamam.
Ekmek parası, onlar bu işi buldukları için şükrediyorlar belki,işsizlik nasıldır insana ve atrafındakilere nasıl sıkıntı verir bilirim.
Özellikle şu KPSS illetini çıkaranlar 4 sene okulunu okumuşken birde imtahana tutanlar yüzünden sevgilisinden,eşinden ayrılan ,senelerce evde kazanmayı bekleyip bir aile kuramayan arkadaşlarımı düşününce...
Neyse KPSS daha uzun süre başımızı ağrıtacak belli daha nasıl bir hal alır düşünemiyorum.
Bir yandan oku oku diye çocukları sınav üstüne sınav yapıp deli gibi çalıştırırken ,bir yandan okuyanların hallerini görünce,çelişkiler yumağı nasılda sarıyor dört bir yanımızı...
Sıcaklardan KPSS ye geçtim iyimi:)
Dur oradan da ''Bin Muhteşem Güneş''e geçeyim:)
Bitirdim tatilde.
Afganistan'ın savaş günlerinde ki hala Afganistan sancılı günler yaşıyor,Meryem ve Leyla'nın bambaşka hayatlardan gelipte birbirleriyle ansızın yollarının kesişmesini anlatıyor.
O yıllarda çocuk olduğum için o zamanlar haberlerden anne ve babamın konuşmalarından hayal meyal hatırladıklarımı burda anlatılanlarla birleştirince daha çok ilgimi çekti.
Kitabı okuyan bir Avrupalıya hiç tanımadığı bir hayatı anlatsa da bize çok yabancı değil
Kadına yapılan haksız davranışlar,Meryem ve Leyla'nın yaşadığı hayat bir çok türk filmine konu olmuş konu olmasa da konu komşudan duyduğumuz hikayelere benzer hikayeler.
Tabi tek farkla, bu kadınların tek derdi erkelerden gördüğü davranışlar değil yanı başlarında ailelerini yok eden bombalar da .
Kitap çok kafa yormayan sade cümlerlerle akıcı şekilde yazılmış,betimlemeler fazla ama hiç sıkmıyor,hikayeyi gözünüzde çok güzel canlandırabiliyor,Meryemin yanıbaşında oturabiliyorsunuz:)
Ama bir tek şeyi sevmedim kitapta.
Afganistan Sovyetlerin işgalindeyken de,Taliban yönetimindeyken de çok ama çok kötü anlatılırken
Amerika'nın Afganistan'ı işgalinden sonra herşeyin çok daha güzel olduğunun anlatılması.
Amerika'nın bu işgali sırf uygulanan şeriat hükümlerine dayanamayıp zavallı halkı bu zulümden kurtarmak için yaptığının yazılması çok da inandırıcı gelmedi bana.
''Bin Muhteşem Güneş''çok kafa yormadan,sıkılmadan vakit geçirmek için okuyabileceğiniz güzel ve şaşırtıcı sonlara,merak uyandıracak bir hikayeye ve güzel akıcı bir anlatıma sahip kısaca.
Bu kitapta bittiğine göre yenisini sipariş etmeliyim artık
Önerisi olan????

16 Temmuz 2010 Cuma

Bir kaç gün daha....

benim hala umudum var izlesene.com

Son demlerimdeyim...

Yağmur var fırtınayla birlikte

oldukça şiddetli dışarıda.

Ama benim o şiddete inat sessizce, huzurla , bu şarkı kulağımda...

Gözlerim fırtınalı yağmurda olsa da,

Dudaklarım;

''Benim hala umudum var güzel günler bizi bekler'' diye mırıldanmakta..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Yine Yeşillendi Selda'nın Saçları:)

Az kaldı çarşamba günü deniz sefamız sona erecek ve sonra ben hep buralardayım biriktirdim, cebimde hikayelerin hepsi .
Bir tanesi var ki her düşündüğümde gözlerim sulu ama ben hep mutlulukla tebessüm edeceğim.
Odayı boyadım hızımı alamayıp çizdiğimiz taze filiz yeşillerinin birazını da saçıma sürdüm demiştim ya dememişmiydim ya da :)
İşte o yeşillikli saçım:)
kimi ''Deli ''
kimi ''Cesaretlisin'' dedi
kimi ''Koca kadın oldun yakışmıyor'' dedi
Asya ise durup durup
''Anneeee tenin çaçların yesil olmuş,benimkide tuluncu olsun''dedi
Ben mi?
Hepsine hı hı dedim :):):):):):):)
Öpüyoruz sizi, ösledik ...
Az kaldı....

4 Temmuz 2010 Pazar

İşte Odamızzzzve Çizimlerimiz:)

Merhabaaaaa:):)
Teknik sebeplerden dolayı uzunn zamandır bağlanamıyordum ne okuyor ne yazıyordum.
Şimdide bu sorun devam etmekte ama ben kuaför salonundan bildiriyorum.
Asya'nın odasından bahsetmiştim kendi boyutlarında şirin bişey oldu bizde biraz çizip boyadıktan sonra daha da şirin oldu.
Oda bitti şimdi de kuaförde saçlarımı rengarenk boyuyorlar bakalım nasıl olacak yemyeşil dolaşacağım bu yaz:P
Odanın genel görüntüsü bir tek halısı kaldı eklenecek.Çok sade gördüğünüz gibi,karışık olsun istemedim.Odasında mutlu olsun huzur bulsun dedim ki öyle oldu akşama kadar yatağında aşağıdaki vaziyetteyiz:) Yatağı yer ile bir yüksek değil ve gece düştümü kalktımı diye endişelenmiyorum. Dolabı kapaklı tarafta elbise askılığı var yan çekmeceler ise göründüğünden daha uzun. ve biraz küçük olmuş söylediğim ölçülerden ama olsun yetiyor oyuncak rafı.
ve kitaplığı en sevdiği bölüm bu oldu sanırım önünde bir minderi var ama o çoğunlukla kitaplarını alıp yatağında okutuyor,okuyor:)
veeeee işte oda duvarına yaptığımız çizimler:)Sade ve şirin,sadece eklenecek kelebekleri kaldı dalların aralarına onlarda bir haftalık 10 kişilik aile cümbür cemaat gideceğimiz tatilden sonraya artık:)
Bakmayın iki dal gibi durduğuna arkadaşım Zühal ile 11:00 da başlayıp saat 01:00 dan sonra benim saat 4:00da bitirdiğim bir çizim oldu.
Ve örnek olması için bir kaç duvar boyama ve çizim örenkleri...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...