30 Kasım 2009 Pazartesi

Zihni sinir Selda 2 ve kapak projesi:)

Kız çocuklarının gözdesidir rengarenk bebekler
çay takımları,süslü çantalar ,peluş oyuncaklar,
evet bende öyle biliyordum ama değilmiş ya Asya kız değil ya da kızların
oynadığı oyuncak erkelerin oynadığı oyuncak diye birşey yok.
Farkında olmadan çocuklarımızı biz yönlendiriyoruz,
kızlar bebekle oynar erkekler topla arabayla oynar diye.
Asya'ya oyuncak konusunda hiç karışmadım ne isterse onunla oynadı.Kitap konusunda yoğun çabalarım dışında:)
Bebeklerle doldurmadım evi yada araba top almamazlık yapmadım.
Aslında çok fazla oyuncağıda yok Asyanın oluklu kartonlar kutular sağolsun genellikle oyuncaklarını ,yapbozlarını,arabalarını,hatta kitaplarını bile ben yaptım.Şuradan bakabilirsiniz.
Varı yoğu kalemlikleri kalemleri kaç tane eskittiğini artık sayamayacağım defterleri,topu,ve vida çekiç,tornavida tarzı çevirmeli,açmalı kapamalı oyunları.
Uğraştıran şeyleri seviyor,çeksin ,taksın, delsin,kapatsın açsın...
Bu oyuncağıda o uyurken yaptım ,uyandığında yeni bir şeyle karşılaşması,
ufak pratik oyunlar hazırlamak hoşuma gidiyor.
Okulda öğlen aralarında,o uyurken ufakta olsa bişeyler yapıp getiriyorum.
Onun her gün mutlaka diğer günlerde karşılaşmadığı yeni bir şeyle karşılaştırmaya gelişimi açısından da özen gösteriyorum.
Bu mutlaka yaptığım bir oyuncak olmuyor hiç görmediği bir resim ,benden hiç duymadığı bir şarkı gibi basit şeylerde olsa uyuduğunda karşılaştığı yeni şeyleri rüyasında görüyor ,öğreniyor diye düşünüyorum.
ve her gece yatmadan şu soruyu soruyorum kendime
Asya için bugün ne yaptım:)
Bunun cevabını verebiliyorsam kendime rahat uykuya dalıyorum.
Oyuncağın ayrıntısına gelirsek, ayrıntı mayrıntı yok işte :)bildiğin kapak:)
Asya kapak açıp kapamayı seviyor elinde su şişeleri krem kutuları sürekli açıp kapıyordu.
Bu sırada ya su dökülüyor ya krem bulaşıyordu her yere.
Bende yapma,etme kızım dememek için etrafta ne kapağı bulduysam kestim (su şişesi,meyve suyu şişesi,tonik,kutu süt)ve kutu kapağına yerleştirdim
Kapağın iç kısmına açıp kaparken içe gitmesin diye poşetle doldurdum ve arka kısmına karton kesip yapıştırdım kapalı bir kutu gibi oldu.
Kapakları fotoda yok daha sonra ip ile takıldıkları yere bağladım böylece kapakların kaybolma durumuda ortadan kalkmış oldu.
Şimdilerde en favori oyuncağı bu
Kapaklarla küçük kasları gelişiyor,eğleniyor,uğraşıyor aynı zamanda renkleri de ayırt etmiş oluyor, kırmızıyı tak kızım yada maviyi tak gibi sözlerle.
Her açma kapamada ise defalarca aynı replikler
açtıkkkk
kapattıııkkk:):):):)

29 Kasım 2009 Pazar

ZİL ÇALDI ...

Problem:
Bayrama bir anne, bir baba, bir Asya gitmiştir.
Asya şeker torbasını,sıkıntı torbasıyla karıştırmış ve bu yüzden bayramda ;
Birinci gün halsizlik,
ikinci gün birinci günden bir burun akıntısı fazla halsizlik,
üçüncü gün birinci günle ikinci günün toplamından bir iştahsızlık ve bir ateş
fazla halsizlik ve grip toplayarak geri dönmüştür...
Asya üç günde torbasında toplam ne kadar sıkıntı biriktirmiştir?
Çözüm:
Halsizlik(+)burun akıntısı(+)iştahsızlık(+)ateş : Huzursuzluk
Huzursuzluk (.) grip:pembe yanak,çatlak dudak,alev alev yanan el ve ayak
Pembe yanak(+)çatlak dudak(+)alev alev yana el ve ayak:uykusuz üç gün ,üç gece
Uykusuz üç gün, üç gece: yorgun,halsiz,gergin üç beden
Neyseki Asya cebine sakladığı iştahsızlık dışında tüm sıkıntılarını Mersin'de unuttu.
Şimdi uykusuzluktan balona dönmüş gözleri,yorulmuş bedenlerin dinlendirme zaman
Teneffüs zili çaldı nihayet.
Problem bitti, yarın masallara kaldığımız yerden devam edeceğiz
iyi geceler:)

28 Kasım 2009 Cumartesi

Önümüzdeki 5000 yıl seni görmek istemiyorum

Herkese iyi bayramlardiyeyim önce
ama bayramların sadece büyüklerin ellerini öperek
etrafta cıvıl cıvıl çocukların rengarenk şekilde gezinmeleri dışındaki diğer
hallerini hiiiiiç sevemiyorum
veeeee et sevdiğim halde öğğğk , böööööğğğğk , ıyyyyyykk , Asya ağzıyla üüveğğğk ne kadar kusma öncesi gelen ses varsa hepsini çıkarabilelecek halde
diyorum ki üzgünüm ama önümüzdeki 5000 yıl sizi görmek
istemiyoruuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuummmm .

26 Kasım 2009 Perşembe

bayram mimi

Grip olmadı
bayramada gitmedi
ama gecikti mimim özürdilerim denizcim:)
hayatınızdaki önemli beş koku yada size bişeyler hatırlatan sevdiğiniz beş koku:)
Bloğu okuyanlar bilir sarıkamış benim dönüm noktalarımdan biridir
Hayatım oradan önce ve sonra diye iki bölümede ayrılabilir neredeyse
bu yüzden bu soruyu düşündüğümde farkettim ki bana kokuların çoğu orayı hatırlatıyor
kitap kokusu:
hayatım boyunca en fazla kitabı orada okudum ben bu yüzden kargo poşetinde köy minübüsüyle gelen kitaplarımdan kalmadır taze kitap kokusu bana
papatesli yumurta:
gece yarısı soba yanarken ve dışarısı buz gibiyken yataktan kalkıp yaptığım için kış günlerini hatırlatır bana.
tezek kokusu:
bir kış tezek ykmaya çalıştığım için sınıfımı hatırlatır.özlerim özlediğim için severim
dalin nerde gelirse gelsin burnuma kızım gelir ilk aklıma :)
caldion:dersane yıllarımda tanışmıştım bu kokuyla hep o koşturmaca gelir aklıma o kokuyu sürdüğümde kimya çalışasım gelir birden:)

25 Kasım 2009 Çarşamba

grev bitti...

Grev bitti.
''Bukadar duyarsız vatandaşlarımız oldukça daha çooook grev yapılır bu ülkede'' ve türevi bir çok kızgın cümle kurup grev gözcümüzüde uyutup geçtim bilgisayar başına
Küçük gözcü dedimde babamla abimin yıllar önce yaşadığı bir olay aklıma geldi.
Yıllar önce babam ücra bir köyde görev yapıyor
kalın kemerlerin takıldığı
ispanyol paça pantolonların
,apartman topukların giyildiği
okunan bir dergi yada dinlenen bir müzik yüzünden yıllarca hapis yatıldığı
sağ solun babamın kollarından tutup hangisisin dediği
''Ya ikiside değilim''(oysa baya baya sola meyilli)dediği halde ''yok hangisisin'' diye sıkıştırıldığı
Akşam bayrağın ipini kendileri koparıp sabah ilçeye ''hoca bayrak asmıyor''diye şikayet edildiği
her gece okul duvarlarına slogan yazıp Sabah babamın ilk işinin okul duvarı boyamak olduğu.
Askerlerin geceleri köyün en yüksek yeri diye lojman salonunda nöbet tutup gözcülük yaptığı.
Babacığımın Selda Bağcan dinleyip kızımın ismi de Selda olsun dediği,
abimede deniz ismini koyacakken,baba baskısıyla Ramazan koyduğu.
''Hocam yarın eylem var kimse derse girmeyecek '' denilip
babamdan başka herkesin ertesi gün derse girdiği,
ve bu yüzden açığa alındığı ,
kimin ne olduğunun belli olmadığı kimseye güvenilemeyen yıllar
Babam ve abim sabah saat dörtte uyanılması gereken uyanılamazsa ilçeye gidilemeyen tek ulaşım aracı yeşil jeepe binip ilçeye inerler.
İnerler, evet köy öğretmenleri genellikle yüksek köylerde oldukları için ilçeye gidilmez ilçeye inilir
onlarda ilçeye iner ve banka önünde maaş kuyruğunda beklemeye başlarlar
Neden nasıl ?
kimden duydu,nasıl aklında kaldı
ve durduk yere maaş kuruğunda söylemek nerden aklına geldi bilinmez
4 yaşındaki abim etraftakilerin kimi kızgın kimi gülümseyen bakışları arasında babam susuturmaya çalışsa da susumadan
yumruğu havada
başlar ,
''FABRİKALAR TARLALAR EMEĞİN OLACAK''
sloganını avazı çıktığı kadar bağırararak atmaya...
:):):):)
ve babam en kısa zamanda tayin ister oradan:)

23 Kasım 2009 Pazartesi

İlk Öğretmenler Günü Hediyem

Daha önce yazdığım bu yazıyı günün anlam ve önemine uygun olduğu için tekrar yayınlıyorum:)
Hava orada yaşayanlara göre her Kasım da olduğu gibi, ona göre hiçbir Kasım da olmadığı kadar soğuktu.
Öyle bir soguk ki burun,kulak,göz ne kadar duyu organı varsa duyarsızlaştıran,
tam karşısında ki duvar köşesini, eski tek kapılı buzdolaplarının haftada bir karlanan buzluklarına benzeten,verilen nefesin geri alınmasına fırsat vermeden kipriklerinde donmasına neden olan bir soğuk.
Oysa onun bildiği soguk en fazla kaban giydirir,biraz da titretirdi içini okadar.
Gözünü açar açmaz meşgul olduğu bu Kasım-soguk muhasebesini beyninin daha sıcak bir köşesinde bırakıp,ikinci el çekyattan bozma sıcak olması gerekenama haliyle sıcak olamayan yatağından doğrulup ,perdeyi araladı.
Pamuk pamuk kar yağıyordu.
Artık kalkıp ,elini yüzünü yıkama vakti gelmiş te geçiyordu.
Ayakları anne evindeyken asla giymediği,giyse de hangi odada unuttugunu hatırlayamadıgı ama son üç aydır sıkı dost olduğu terliklerini aradı,buldu.
Biri kırmızı biri mavi puanlı.
Teklerini bulmaya hiççç uğraşamazdı,öylece geçirdi ayaklarına.
Yerinden kalmadan uzandı sandalye üzerindeki annesinin eski yeşil hırkasına.
Genellikle eski giyinirdi zira ya soba yakarken ya da su getirirken yırtılıp,yanıp,çamur olabilirdi.
Zaten yenide olsa bu olasılıklardan en az bir tanesi kesinlikle gercekleşir ve giysiye kısa zamanda eski sıfatı yapıştırılırdı.
Bir ayağında kırmızıbir ayağında mavi puanlı terlikleri,omuzunda eski anne hırkası,hayli uyumsuz bir kılıkta ilerledi 1 metrekare banyosunayıkadı elini yüzünü şıkır şıkır buzlu suyla.
Sıra tahtasından yapılmış ikili rafından alüminyum çaydanlığını aldı.
Tek başına da kahvaltı yapılmaz ki. Kahvaltı yapmakta ne?Tek başına da kahvaltı edilmez ki.
Yok buda olmadı.Bu kahvaltılıklar tek başına da yenilmez ki diye en doğru cümleyi bulduğunu düşünüp geçiridi içinden. Su için bidona elini attı.Bidon oldugundan ağırdı.Donmuştu :( :(eksi bilmem kaç derecedeki gecede ,yattığı odaya almayı unutmuştu.
İkisini de olduğu yere bıraktı.''Zaten canım çay içmek istemiyor'' dedi. Suya ve çaydanlığa kızgın ve küskün bir dudak büzerek.
Kapı arkasına asılı,dün Meryem'in''Annem tandır yaptı,kete de getirecedim ama yolda Hanoların iti govaladı,düşürdüm üğretmenim''diyerek getirdiği kenarı kurumuş tandır ekmeğiyle tel peyniri sarıp yedi hızlıca. Hızlıca ,herşey hızlıca burda.Tuvalete gitmek hızlıca, el yıkamak ,hele banyo yapmak daha da hızlıca.
Hızlıca eşek alınır komşu ahırdan.Hızlıca bidonlar yüklenir sırtına.Hafta sonları saat 6:00 da minübüse koşulurdu hızlıca. Bu kadar hızlı hareketlerle yaşanan bu yerde ,bir zaman ağır ağır ilerle,geçmek bilmezdi. ''Zaman sen çık aradan.Şimdi hızlı hızlı giyinme ,hızlı hızlı okula gitme vakti ''dedi.
''Personel,kılık kıyafet yönetmeliğine uymaktadır''diye ilçeye gönderdiği 243'e bilmem kaç resmi yazısının aksine.Likralı,ütü izsiz pantalonunu,sıcak suya yıkayıp dahada kalınlaştırdığı,kalın yün kazağını giydi tabi yine hızlıca. Son birkez bakarken aynada yönetmeliğe uymayan kıyafetine,anılı bir gülümseme belirdi yüzünde.
Kendisinin:''Ben çok bakımlı bir öğretmen olacağım.Şıkır şıkır gideceğim her gün okula''sözlerine karşılık
Annesinin:''Korkarım saçını bile taramaya vaktin,fırsatın ve isteğin olmaz''cevabını hatırladı aynada dağınık saçlarını görünce.
Hayır,okadar da bakımsız değilim diye gülümsemesini hemen ciddi bir iafdeyler yer değiştirtti. Bunu ispatlamak istercesine aldığı 60 faktörlük güneş kemini,kar kremi olarakkullanmak üzere sürdü yüzüne.
Evet,şimdi daha iyiydi.Saçlarını da tarayıp toparlarsa şıkır şıkır olmasada ,annesinin dediği gibi bakımsız da olmayacaktı.Birazdan giyeceği kahverengi,tüylü çizmelerini saymazsa:):):)
Çizmeler ayağında ,bir eline kitapları ,bir elinde balta,tek sürgülü tahta kapısını açıp günlük koşturmacasına,hızlıca koştu odunluğa.Yeteri kadar odun ve çıra kırmalıydı.Aslında bu işi Ahmet amcanın oğlu Sedat yapmalıydı.
Dün gelip:''Huğcaaa sen mazutun teneğesi gaç guruş bilinmi?
Çocuk he yaparım demiş amma(çocuk Sedat ta 32 yaşında) olmaz,kurtarmaz 60 lira iki ton oduna''diyip, anlaşmayı bozana kadar.
Ahmet amca onun sözlerini hiç dinlemeden ,mazot fiyatı üzerine tek kişilik konferansını vermiş,onu kırılmamış iki ton odunla baş başa bırakmıştı.
''Sana da ,oğluna da,mazotuna da'' diye söylenerek kırarken son çırayı,parmağının ucundan beynine hızlı bir acı iletisi ulaştı.
Parmak ucunda ,yarısı ayrılmış et parçası ve kana ,ağzında da acı bir ahhh a dönüştü bu ileti yolculuk sonunda.Baltayla olmazdı,keserle kırmalıydı çırayı biliyordu oysa.
Tekrarladı,''Ahmet amca ,sana da,oğluna da,mazotuna daaa...''
Avucuna aldığı baş parmağını sıkıca tuttu.Minik kan damlaları düşürerek kara,hılıca koştu beyaz badanalı lojmanına.Parmağını sarmaya çalışırken kapı çaldı.
Gelen çocuklar olmalıydı.
''Üğretmenim kapı kapalııı''
'' Evet canım kapalı,alın anahtarı ben geliyorum şimdi''diye uzattı anahtarı.
İlk yardımını da yapıp ,bu güne önce oduncu,sonra hemşire olarak başladı.
Artık asıl görevine dönme ,öğretmen olma zamanıydı.Önce odunluğa uğrayıp kırdığı odunları kucakladı.
Yolda minik eller yardıma uzandı ailelerinin duyarsızlığına inat yapar gibi.
Hepsi yanmayan sobanın başına toplanmıştı içeriye girdiğinde.
Çok bekletmeden yaktı ,artık ustası olmuştu ilk günlerde 20dk yakamadığı sobanın.Sıralar soba kenarına dizildi,çoraplar çıkarıldı.Minik,pis ve morarmaya yakın soğuk ayaklar sıra üzerine ıslanmış yün patikler ve çoraplar soba kenarına dizildi.
Isınıldı ,kurundu teneke sobanın çıtırtısı ve ıslak çoraplardan yükselen,tüyüyle haşlanmış tavuk kokusuna benzer bir kokuyla.Isınan ellerle,kuruyan çoraplar giyilirken Hayat Bilgisi olması gereken derste.
Tek örgülü uzun saçları ve al al yanaklarıyla İlknur belirdi pencerede. Birazdan kapı iki tık tıklanıp tüm sınıfın ''geeeeelllll'' emriyle aralandı.
Biraz önceki gellll korosu:
''İlknur geç kaldın.Geç kaldığın için özür dileee'' diye ikinci emirlerinide verdiler, tek örgülü ,uzun saçlı al yanağa
İki eli önde birleşmiş,baş aşağı,gözler yukarıda ,belli belirsiz
''Geç kaldığım için üzür dilerim üğretmenim''diyerek hemen sırasına koştu. Hasta mı ,diye düşündü.Tamam yanaklar her daim kırmızıydı ama bugün başka bir şey vardı sanki.
Diz çöküp sırasının önüne alnına dokundu.''hasta mısın?''Cevap vermedi. Onun yerine ,her söze verecek bir cevabı olan yüzü orta çilli,kepçe kulaklı,önden iki eksik dişli Cihat:
''Hasta deel üğretmenim .
Dün gördüm babasıynan samgaşa gitti''
Güldü Cihat'a ,İlknur'a dönüp tekrar sordu:
'iyi misin?''Yine cevap yoktu.Hasta da değil çünkü ateşi yoktu.
Dizleri üzerinden doğruluyordu ki,tek örgülü uzun saçlı al yanak ,başını sıranın altına sokup hızlıca çantasından gazeteye sarılı bir paket çıkarıp uzattı. Sıra arkasından bir kol,kafa yok gövde yok!
Bu ne şimdi?Şaşkınlıkla uzatılan paketi aldı.Sıraya oturup ,çenesinden tutup kaldırdı gizlenmiş,utangaç başı.
Gözleri hala sıra altındaki al yanağa sordu:
''Bu ney tatlım?'' ı ıhhhh yine ses yoktu.Üst dişelriyle alt dudaklarını ısırıp,gülümsemeye başladı.Gözleri hala sıra altında.
İlknur ve gözlerini sırayla baş başa bırakıp gazete paketini açtı.Bu da ney?diye düşünürken ,aşağıdan gelen ince bir sesle söylenen sihirli sözcükler tüm sorularının cevabıydı.
''ÜĞRETMENLER GÜNÜN KUTLU OLSUN ÜĞRETMENİM'
''Tek örgülü , uzun saçlı al yanaktan lk öğretmenler günü hediyesini almıştı. Dünyanın en masum sunuluş tarzıyla,en değerli ve ilginç hediyesiydi onun için. Yarısı yenmiş peynirli çubuk kraker. Niye mi değerliydi?
Köy bakkalında bulunmayan peynirli çubuk kraker,belliki dün Sarıkamış tan alınmış.
Bu gün öğretmenler günü ne hediye etsem derken,o gün onun için en değerli şeyini,dün kıyamayıp yarısını yediği krakerinin diğer yarısını almış,kendince paketlemiş ve onunla paylaşmıştı.
Şimdi ne soğuk ,ne Ahmet amca,ne kırılmayan odunlar,ne de kenarı kesilmiş baş parmağı canını sıkabilirdi.Çünkü bu gün bir kez daha farkına vardı ki dünyanın en güzel mesleğini yapıyordu.
İyi ki öğretmendi.İyi ki bu karşılıksız seven minicik yüreklere sahipti.

22 Kasım 2009 Pazar

Şişşşşşşşt

saat:23:00
Ben yapmadım
biraz önce mutfağa gitmedim.
Elime tavayı alıp,
bol soğan doğramadım tereyağının içine.
Soğanlar karemelize olunca
ince ince biber ve 1 domates hiç eklemedim.
Onlar kavrulmadı cızır cızır
ve ben yumurtaları hiç kırmadım.
Birkaç dilim sucuk mu?
Hani nerde?
Pul biber mi?
O da ne?
Bu menemen vari yumurtamın üzerine onu da hiç serpmedim.
Misssss gibi bir koku yayılmadı etrafa
çatalsız ,ekmeği banmadım.
Yemedim.
Şişşşşt bunların hiç birini ben yapmadım.
Siz bunları hiç okumadınız.
Aaaaaa sizmi geldiniz ,hoşgeldiniz,hoşgeldiniz
Eeeee daha daha nasılsınız:):):):)

21 Kasım 2009 Cumartesi

Eski-meyen- Aşkım...

''Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce ''
dizelerini senin için söylerdim bilseydim ozamanlar
beni bırakıp gittiğinde,
seni kaybettiğim,köşe bucak arayıp,bulamayıp günlerce ağladığımda,
sonra gittiğin, götürüldüğün,bulunduğun yerlerde mutlu olduğuna inandırğımda kendimi.
Ama nerde olursan ol hep özledim seni.
Evet ,aşıktım sana
olurmu öyle şey deme
gülme,
gerçekten aşıktım sana.
İyi niyetine,
insanlara olan sevgine,hayallerine
ve kötülere karşı dimdik duruşuna
ve sadece sana aşıktım.
Yenilsende yel değirmenlerine benim hep kahramanımdın,
sen Dulcinee du Toboso'ya aşık olsanda ben sana hep aşıktım Don Kişot
Evet,
ben Don Kişot'a aşıktım 48 sayfayı dönüp dolaşıp okuduğum,benim olan ilk kitaba,
o kitaptaki kahramana aşıktım.
Hep komşu oğluna yada sıra arkadaşı ilk aşk olacak değilya
ben ona ilk kitabımın kahramanına aşıktım bundan 20 sene önce.
O yılllarda her cansız eşyama can verdiğimde yaptığım gibi gece üşümesin diye üstünü örtmüş,
çok yan durduğunda canı acımış diye düşünüp yerini konumunu değiştirmiş
canlı bir varlığım gibi bakmıştım onada.
Ama bir gün kaybetmiş günlerce ağlayıp,
''acaba gece üşüdümü'' diye düşünüp tekrar ağlamıştım...
Yıllar sonra indefix 7 sanal kitap fuarında rastladım önce tanımadım değişmiş yüzü rengarenk cıvıl cıvıl bir görünüm yerini ,griyeşil bir hale bırakmış
oda benim gibi yaşlanmış
üzüldüm ama ,yıllar sonra onu bulduğuma okadar sevindimki hemen selam verdim
sohbet ettik biraz ,eski günleri özledik
Ama bana daha çok anlatacak şeyi vardı 48 sayfalık yaşantısının 292 sayfaya çıkmasından anladım.
Sabırsızlıkla ve heyecanla onu artık bana dönmesi için ikna ettim.
Bir haftaya kadar eski günlerdeki gibi hep birlikte olacağızve biz eksik kalan sayfaları beraber yaşayacağız
ve artık beraber yaşlanmaya devam edeceğiz...
Ali abiyle hep aynı hikayelerde karşılaşıyoruz kimi zaman ben, kimi zaman o alıp götürüyor hikayeyle gittiği yerlere Şimdi de Don Kişot'ta yollarımız kesişti bize armağan ettiği bu an hikayesi için teşekkür ederim...
BİR DON KİŞOT HİKAYESİ
4.sınıf. O yıl ingilizce hocası olarak kızıl saçlı, çilli bir kız geldi ve Ali nin küçücük dünyası değişti. Adı Betül dü.
Hayatımda tüm isimleri unuturum da, onun ismini ve yüzünü asla unutmam. Aşık olmuştu Ali ilk kez. Hayatının sonuna kadar Betül den çektiği fotoğraftaki izleri arayacaktı.
Betül hoca tenefüslerde bahçeye çıkıyor, Ali de bir adım ötesinden onu takip ediyordu. Farketmemesi zordu Betül hocanın, Ali nin kendisine olan ilgisini. Betül Hoca tenefüslerde hep bankta Ali nin yanına oturmasına izin verip sohbet ediyordu.
Ali, ondan atlas okumasını, parmağını harita üzerine koyup o ülkeyle ilgili hayaller kurmasını, ingilizce komik kelimeleri ve bir de kızları sevmeyi öğrendi. Özellikle çilli olanlarını. En çok da, rüzgarla gözlüklerinin önüne düşen saçlarını Betül hocanın elleriyle düzelttiği anları seviyordu. Ve ömrü boyunca hep sevecek ve için için bekleyecekti birlikte olduğu kadınlardan o büyülü hareketi.
Bir gün okul çıkışına Betül Hocayı almak için beyaz üniformalı bir deniz subayı geldi. Ali, o günü hiç unutmadı. Betül Hoca nişanlıydı ve o adam da Betül Hocanın Hasan ıydı.
Küstü Ali o günden sonra Betül Hocaya. Pek sokulmuyordu artık aşık olduğu, hocası olan kadının yanına. Dersleri dinlemiyor, sürekli yere bakıyordu. Çağırsa da gitmiyordu.
Atlasını evde bulunmayacak bir yere saklamıştı. Beyaz üniformalı o adamı kıskanmıştı. Aşık olduğu ilk kadını elinden alandı o. Hayatındaki ilk kadını kaybetmişti ve hep de kaybedecekti.
Betül Hoca, Ali'ye neler olduğunu bilse de Ali yıllar sonra ilk aşkının sınıfa gelen o çilli kız olduğunu anlayacaktı. Aylarca tenefüse çıkmadı Ali. Sınıfın penceresinden hep bahçede oturan Betül hocasını seyretti.
Bir gün öğle yemeğinden sonraki ilk derse girdiklerinde, Ali sırasının çekmecesinde güzel bir paket buldu. Sonbahar yaprakları olan paketin üstünde "Ali'ye Betül Hocan" yazıyordu. Açmak için hamle ettiği sırada, derse okul müdürü Selma Hanım girdi ve herkes ayağa kalktı. Yerlerine oturduklarında Ali yavaşça paketi açtı. İçinde Cervantes in o muhteşem eseri DonKişot vardı. Betül Hocanın evlenerek okuldaki görevinden ayrıldığını anlatan sözleriyle Ali elindeki kitapla bir anda yıkıldı. Elinde Betül Hocanın hediyesi Don Kişotu ve sevdiği kadını yitirişi.
Öylece suratına bakıyordu anlamsızca okul müdürü Selma Hanımın. Selma Hanım Ali ye "Elindeki Ne Diye ?" sorduğunda, Ali kitabı arkasına saklayarak sadece "DonKişot" diyebildi.
Selma Hanım, yanına gelip o kitabı kendisine vermesini istedi. Ali, sevdiği kadının elinden alınışı gibi ondan kalan en özel hediyeninde elinden alınacağını hissetti. Hızla sınıftan çıkıp bodrum katında eski sıraların olduğu bölmeye saklandı kitabı ile birlikte.
Sonra Ali yi orda bulup Selma Hanımın önüne çıkarttılar elinde Don Kişotu ile. Koca bir tokattan sonra o yaşta bir çocuğun Don Kişotu okuyamayacağı savıyla sevgili kitabını ve sevgisini söküp aldı Ali nin içinde Selma Hanım.
Ali o günden sonra hep eli gitse de hiç Don Kişot kitabı satın almadı bugüne kadar. Bir gün Ali de Betül Hocanın Hasan ı gibi o beyaz üniformayı giydi. Ve hep hayatı boyunca çilli kızlara farklı bir sevgi ile baktı...
Ve bir de Ali büyüdüğünde anlamıştı ki, Betül Hocası ona;
Doğru, dürüst ve adaletli, haksızlığa karşı savaşçı bir erkek olmayı öğütlerken,Bilinmez ki, belki de Sen benim küçük Don Kişotumsun demişti.
Sevgiyle...

17 Kasım 2009 Salı

Telaşlı bir gün ertesi ve Asya'dan Atatürrrrrk:)

''öğretmenimmm kafamı bozma canımı sıkma kendine iyi bak hastasın bak yüzünden belli

sen gelmesene okula yatsana evde artık Allah Allahhhhh'' ???:):):) sözüyle gülümsemeye dönüştü yüzümdeki bu gün nasıl geçecek bu can acısıyla ifadesi.

kaşlarını çatıp bana bunları söyledi Ali

Biraz zorlansamda hasta olduğum için beni hiç üzmediler

Ses yapan,ders dinlemeyen olursa hemen

''Şişşşt sus ders dinle öğretmenimiz hasta görmüyormusun üzme''

diye uyarıyorlar,

tenefüs aralarında başımı masaya koyduğumda hemen omuzlarımı tutup masaj yapmaya kalkıyorlar:)

çok tatlı bu minik meleklerim ya

bu arada aşı yazıları geldi

tek tek dağıttım ama hepsi ''çocuğum aşı olmasın ''yazıp geri gönderdiler.

gelen yazıda uzun uzun yararları kısacık zararı anlatılıyoru oda en yumuşak dille

ve altta bir not ;

''görüldüğü üzere aşının yararı yan etkisinde çok daha fazla''

Okulda öyle bir panik havası varki

insanları tedirgin etmeyi başardılar sonunda

minicik minicik beyinler telaş,kaygı ikilem içerisinde daha bu yaşta

her tenefüs ellerini yıkıyorlar derse girmeden önce,hapşuran bir arkadaşlarına öcü gibi bakıp

kendilerini dışarda öpen olursa yüzlerini yıkaya yıkaya eskitiyorlar.

cips yiyen olursa öğretmenim gdo lu o yemesin diye elinden alıp atıyorlar paronayak oldu hepsi

okadar doğru yanlış bilgiye aileden televizyondan sahip oluyorlarki engelleyemiyorum

ilkokula dair hatırladıkları anıları

gdo lu ürünler ,aşı olsammı olmasammı tartışmaları olacak yazık. zaten sınıfımda 5, okulunda nerdeyse yarısı raporlu

Bu kadar skıntılı haberden sonra biraz önce gördüğüm haberle yüzüm güldü ideam iyileşmiş:)

VE BUKADAR SIKINTININ TELAŞIN ARASINDA BENİ GÜLDÜREN TEK VARLIK:) SİZDE GÜLÜMSEYİN ASYA'NIN DİLİYLE ATATÜRK SEVGİSİNİ DİNLEYİP:) video

16 Kasım 2009 Pazartesi

ideam çabuk iyileş:(

''Defalarca yayınlamaya çalıştım ama her defasında bunu reddettin
Bu yazıyı yazmamı istemedin sanki bloggerim
Bende ne görmek ne yazmak istedim inan ama şu an ona ulaşmak adına yapmam gereken başka hiç bir şey gelmiyor elimden.
Sevgili öykü sayesinde bana ulaşan ve ulaştığı anda yıllardır tanıyor hissini bende uyandıran , nadir insanlardan olan
Her geldiğinde asyamı ısırıp yiyen,beni sarıp sarmalayıp kucaklayan
Ve her defasında meltemide alıp geleceğine söz veren ve ertesi gün gelecek hissini bende uyandıran,arkadaşım ,canım,yaramaz kızım,meslektaşım ideam hasta
Yakınımızdakileri sevdiklerimizi bulmayacağını düşündüğüm Hep bir abartı gözüyle baktığım sen
H1N1 KIŞŞŞT ,HOŞŞŞT YADA HER NASIL GİDERSEN ÖYLE GELDİĞİN GİBİ GİT İDEAMIN VÜCUDUNDAN
Ve sen CANIMMMM ÇOK GEÇMİŞ OLSUN GEÇİP GİTSİN VE SEN İSTER HÜZÜN İSTER SEVİNÇ YAZ AMA NE YAZARSAN YAZ ARTIK.SENİ SEVİYORUM…''

15 Kasım 2009 Pazar

Hâletiruhiyem...

Ne yazacağım ben şimdi?
Klavye üzgünüm ama sende kalem gibi değilsin ki:(
O olsa parmaklarıma dost olur,anlar ne hissettiğini ve kendiliğinden döktürürdü kelimeleri.
A larım daha yana yatık daha titrek,belki düşen bir gözyaşı damlası ile dağılmış bir halde olurdu şimdi.
Ve anlardı beyaz sayfam içimdeki tüm söyleyemediklerimi.
--Niye bukadar önyargılısın be güzelim bas sen tuşlarıma ,teknolojıksek ruhsuzda değiliz ki yazdında ''hüzün,endişe,korku''diye ,biz sevinç diyemi anlattık herkese, hadi bir dene.
Bir yanım dalga geç derken bir yanım ciddiye al dedi
yapamadım ne dalga geçebildim,
nede ciddiye almak işime geldi.
Biz iki gün öncesine kadar,
Asya doğal olarak:)hala herşeyden habersiz.
Yine elinde faturalar geliyor kucağıma
canım acısada indiremiyorum ,indirmek istemiyorum
yada kalemleri elinde ,defteri önünde
''Anne otur buraya'' emrini verdiğinde yok diyemiyorum.
Her şey geçer, buda geçecek biliyorum...
ve sevk aldığım için burun kıvıran müdürümün burnunu kırmak istiyorum
--Bak oldu işte asyaselda hanım kalemin yerini tutamasakta anlatamadık mı songünlerdeki hâletiruhiyeni?
--Heyyyy! Benden de bir dörtlük ekleyin bu yazıya
--Ah Hayyam, can Hayyam sendemi dinlerdin bizi gizliden gizliyee:)
Yıllar günler gibi geçti gider;
Nerde o eski dertler, sevinçler?
Belaya aldırmaz aklı olan:
Bu da her şey gibi geçer, der.
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.

11 Kasım 2009 Çarşamba

''Oku''

14 ay 10 ay
9 ay
''oku''
''oku''
''oku''
En son bu kelimeleri ardı ardına ortaokulda din dersinde öğretmenimizin korkunç bir ses tonuyla hatırladığım anlatımından duymuştum.
Şimdi de son bir haftadır Asyanın şirin sesinden en emirvaki haliyle duyuyorum.
Eline ne geçse iki parmağıyla tutup gözüne yaklaştırıp
mırın mırın okuyor okuyor sonra belli bir süre okuyunca sıkılıp
''oku''
''oku''
''oku''diye bana yada yakınında kim varsa ona yöneliyor ,
ama her defasında ne iki ne dört üç defa oku diyip yanıbaşıma sokulup gözlerini üzerime dikiyor. kendine özel çok kitabı olmasına rağmen o yazılı her kağıdı eline almayı seçiyor,sonra mı?
Sonrası benim-bizim yaratıcılığımıza kalmış.
Artık bir çay poşeti mi takvim yaprağı mı,elektirk faturası mı,market fişi mi bulur getirir oda Asya'nın insafına kalmış.
Tercihim takvim yaprağından yana olsada ,
Geçen gün poşet çay kağıdı buldu önce kendisi okudu mır mır sonra oku emriyle ben başladım.
''içinde kaynamış su bulunan fincana bir poşet çay koyunuz ve 1-2 dakika beklettikten sonra içiniz'' cümlesine bakarak 10 dakikaya yakın meraklı gözlere ve kulaklara Asya prensesin maceralarını anlattım hayal gücümün sınırlarını zorlayarak.
İlk okumamı istediğinde şu yazımda anlattığımda 9 aylıktı,ne kadar sevinmiştim,umarım 4-5 aylıktan bu yana ona kitap okuma çabalarım sonuç verir ve sever derken o sabah okumamı istemişti.
Şimdi keyifle izliyorum ki bu sevgi hala devam ediyor,umarım bu hep böyle ömrü boyunca devam eder...

10 Kasım 2009 Salı

En güzel mim

Defne'nin yaprağı mim uydurmuş.
Ama ne yalan söyleyeyim okuduğum,bana gelen ,gelmeyen en güzel mim.
Kitap mimi okunanlar,okunmuş olanlar,okunmak istenenler bir yandanda ne okusam diyenlere okunan mimden alınan fikirler açısından güzel en güzel mim:) ben beğendim ve cevaplamak istedim.
1.Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu
''Atlantisten İstanbul'a''
El yazması bir kitabın olduğu bir sandığın Atlantisten İstanbul'a 1500 yıllık fantastik yolculuğunu anlatıyor kısaca.
2.En son aldığınız kitap
Atlantisten İstanbula,Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım,Cumhuriyet
3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar içinde en sevdiğiniz
Boyalı Kuş,Mavi Karanlık,Kayıp Romanlar,Tutunamayanlar,Tehlikeli Oyunlar,
4.Bir türlü bitiremediğiniz ,bitirsenizde sizi illallah ettiren kitaplar
''Buddenbroklar''
5.Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap
Cumhuriyet

8 Kasım 2009 Pazar

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır''.

3.Sınıf kışı
Hava soğuk kapı çaldı.
İçeriye giren kısa boylu şişkoca bir müfettiş,
yanında elleri önünde bağlanmış ceket düğmeleriyle oynayan müdürüm ''buyrun efendim ''diyor.
Buyuruyor,
herşeyi ben bilirim ifadesiyle geziniyor,
ve bana
''sen'' diyor''sen kalk bakalım oku İstiklal Marşı'nı ezbere''
Hemen kalkıyorum,biliyorum çünkü , okuyorum son kıtaya gelince tekliyor kelimelerim karışıyor birbirine
müfettiş kafayı iki yana sallayıp cık cık cık lıyor
bir kaç sorudan sonra çıkıyor.
Öğretmenimiz kızıyor
Ben üzgün yanımdaki Fatmaya diyorum ki
''Şaşırdım Atatürk bana bakınca,şaşırıncada kötü kötü bakı bana ''
''Nasıl yani Atatürk sanamı baktı''
''Evet''diyorum Fatmaya inanmıyor.
Teneffüste sınıfın köşelerine,kenarlarına,sıra altlarına bile giriyoruz nereye gitsek o hep bize bakıyor.
O günden sonra her baktığımda soru bilemediğimde, kaşları çatık bildiğimde ise bana gülümsüyor-DU-
Resmi 3 sene önce değiştirilene kadar .
Artık sınıfta bakmıyorsun ne öğrencilere ne de bana
Uzaklara bakıyorsun küçültülmüş gök mavisi görünmeyen gözlerinle,
ve ben baktığımda sana her sabah hep küstüğünü düşünüp
dönüyorum 3.sınıf kışına...
Sevgimin bloğunda gördüm birmilyon kalemin başlattığı imza kampanyasını ve dedimki benimde imzam olmalı
sizde benimde imzam olmalı diyorsanız buraya bir yorumunuz yeterli.
Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.
Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz.
Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz
.Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor.
Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz.
İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuz
u sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.
10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz.
Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

GELDİLER:)MİMLER

Mim mevsimi başladı ,bana piyango ne zaman vuracak diye beklerken Aynurcum o beklenen haberi verdi işte soruları ve cevaplarım.
1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Siyah-siyah-siyah
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Mağazadan ziyade keşfedilmemiş farklı tarzlarda ürünleri olan sokak arası saklı küçük butiklerimi seviyorum.
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Beni daraltmayan,hareketlerimi kısıtlamaan her şeyi giyebilirim.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler
Deri pantolon giymem sanırım :P
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Hiççç düşünmedim marka takıntım hiç olmadı
7.En fazla yatırım yaptığın sektör?
Kitap:)ona verdiğim paraya hiç acımadım...renkli karton ,boyalar,kırtasiye malzemeleri
8."Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Kitap...
9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Bu konudada hiç takıntım olmadı nerde doyuyorsam orda diyeyim:)

1 Kasım 2009 Pazar

Kabuk bağlamayan yaralar

''Önce sen'' demişti Zeynep.
At arabasının arkasına asılıp ,
arabacının;
'' İnin kızlar ,düşeceksiniz'' sözlerine aldırmadan,
saçlarımız yarı yağmurlu rüzgarda ıslanarak savrulduğunda ,
ellerimiz ıslak kasaya tutunmaya çalıştığı anda ,
önce sen demişti,
önce sen atla.
Atlamış ,atlamamla yol kenarındaki dikenli çalılıklara yuvarlanmam bir olmuştu.
Zeynep'te ardımdan atlayıp aynı yuvarlanmayla soluğu yanımda almıştı
Üstümüz başımız çamur,yüzümüz gözümüz çizik ama gözlerimizde hınzırlık , dudaklarımızda kıkırdamalar vardı.
İşte o günden kalmaydı dirseğimizdeki yara.
Ağlamamıştım,ertesi günlerde kabuğuyla oynayıp ,kanatıp tekrar kabuk bağlatmıştım.
Sonra tekrar kaldırmış iyileşmesine izin vermemiş,yine kanatmıştım.
Bir çok yarama yaptığım gibi.
Pencere kenarında yağmuru seyrederken, bir at arabasının yoldan geçmesi ve yaramın sızlamasıyla bir bir sıralandı bu geçmiş an kareleri gözümün önüne.
Zeynebi düşündüm sonra,
onunda dirseğindeki iz duruyor mu ?
Onunda başka yaraları oldu mu?
Kabuk bağlamayan yaraları.
Kabuk bağlamasına izin vermediği yaraları,
canını yıllar geçsede acıtıyormu acaba?
Büyüdü mü?
Büyüttümü içindeki çocuğu?
Keşke sorularıma cevap bulabilseydim.
Keşke yanımda olup yaralarımıza gülebilseydik.
Ben ise küçük bir kadın büyüttüm çalılıklara yuvarlanan yeşil gözlü küçük kız çocuğundan ,
küçük bir kadın.
Yaralarının olacağını bile bile çalılıklara atlayan,
atlayıp yaraları olan,
yaralarının iyileşmesine izin vermeden ,durmadan kanatan.
Bunu yapmaması gerektiğini asla öğrenemeyecek,öğrenmek istemeyecek olan küçük bir kadın...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...