31 Mart 2009 Salı

ANNE OBJEKTİFİNDEN :)

Çok sevdiğim zenıth makınemle çektiğim birkaç fotoğraf buldum :)..
manuel şu eski makinalardan enstantene ayarı elle yapılan antikalardan..
antika diyorum çünkü artık tüm makinalar dijital sayılır :)
belki kolay onlarla çekmek şıkk bas düğmeye teknolojı herseyi ayarlıyor..
ama olsun zor oldugu için makinemi çok seviyorum ben :)
ama bozuldugu için 1 senedir hiç fotograf çekemedim ..
buraya eklemek için telefonla çektim fotografları bu yüzden görüntü kalitesi düşük :( oldu..
üzerine koyun bağlanan ,içinde buram buram sigara içilen ve engin nurşani dinlenen köy minübüsünden sarıkamışa giderken bir görüntü :) 3 öğretmenli okulun hem öğretmeni hem hademesi hem müdürüydüm:) bu yüzden sık sık gittiğim milli eğitim binasının duvarından bir mart aşkı görüntüsü :) şu yolun sonu görünmeyen yerden minübüsü kaçırdığımızda yukarı köylerin minübüslerine yetişmek için kar kış demeden yürüdüğümüz 1 kilometrelik yol dan bir görüntü :)
üniversitede final zamanı ağaçlar altında dinlenip,gökyüzünü seyrederken bir görüntü:)
şu yolun sonunun görünmediği fotograftaki yolun başı :)
okul bahçesinden çekilmiş duvardaki kar,tarladaki kar ve gökyüzü birleşmiş gibi olurdu :)
evimizin penceresi bu sonsuzluğa bakardı ...
Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden bir görüntü bahar ve sonbahar bir arada .....

30 Mart 2009 Pazartesi

Asya'dan önce Asya'dan sonra

Fotoğrafları karıştırıken eski resimlere daldım gittim.
.evlenmeden önce ve evlenip Asya da doğduktan sonraki resimlerimi ekledim
eski ben ve yeni ben arasındaki 7 farkı bulmaya çalıştım:)

yıllar çabuk geç-me-

BİR BEN ,BİR MEHMET ,BİR DE BEBEK :)
çok değil iki sene oldu ama 2 gün gibi ne çebuk geçti yıllar
alel acele yapılan hazırlıklar,düğünden 2 gün önce basılan davetiyeler
15 dk tarafımdan çizilip,2 provayla çıkan gelinlik
hava şartları ve aksiliklerde 1.5 saat süren düğün :)
çok hızlı geliştiği için herşey yıllarda çabuk geçti sanırım ..
herşey son hız oldu ama yıllar , siz yavaşlayabilirsiniz ne bu acele?
derken...
şimdi dünya tatlısı bir meleğimiz var
yıllar onun büyüdüğünü görmeme izin ver
çabuk ama
sindire sindire ilerle..

29 MART

29 MART 2009

Dün seçimlerde görevliydim saat 7 de başlayan çalışmamız 11 e kadar sürdü..
çok yorucuydu ama yorgunlugumuza değseydi keşke..
zarfları açıp her ak -ak-ak dediğimizde kapkaranlık bir geleceğe gidişimizi
görmek ne acıydı. omuzlarımızdaki iş yükünden gelen ağırlık,
okuduğumuz sonuçlardan dolayı manevi kaygı

yüküyle dahada artı..
? ? ? ?dünden yorumsuz? ? ? ? ? dün zarflar açılıp pusulalar okunurken
geçersiz oylarda oldu.. geçersiz olmasada bize sorun yaratan zarflar pusulalar oldu. neydi bu durumlar: 1.dışa vurulmuş evet mührü 2.fazlaca ıstampaya bastırılmış ve heryer mürekkep olmuş pusulalar 3.zarfın ağzı sıkıca yalanmış ve yapıştırılan kısıma pusulanında eklendıgı ve açılırken yırtılan pusulalar 4.içinden muhtarlık kağıtlarıda çıkan zarflar 5.yuvarlak yerine parti ambleminin üzerine basılan mühürler bu tür birsürü hatayı ancak bilinçsiz,beceriksi,cahil insanlar yapar gibi geldi bana (cahillik okumayan anlamında değil,ne yaptıgının özgür iradesi olmayan anlamında) şimdi bu sorunlu ve geçersiz zarflarda hangi partiye oy verildiğini yazmama gerek yok sanırım

28 Mart 2009 Cumartesi

bu hikayeye değişmiş mi ne ?

bugün Asya mı çok özledim ve ona geldiğinde bir sürpriz yapmak için
bir kitap daha yaptım..resimledim,mukavvaya yapıştırıp,ciltledim ve iplerle bağlantı kudum oldu hikaye :)
Ağustos böceği ve Karınca nın hikayesi ama biraz farklı..
Çoğu kişide bulunmayan bir yetenekle saz çalıp,şarkı söyleyen ağustos böceğinin
beceriksiz,tembel bir böcük olarak bilinmesi ve ölmesine gönlüm
razı olmadığı için özür dileyerek yazarından biraz değiştirdim..:) :)
bu hikayeyi öğrencilerimede bu şekilde anlattım..
neden mi? sanatçıların tembel,işe yaramaz,aç insanlar olduğunu düşünmemeleri ve bir müzik aleti çamanın..''agustos böcegi tüm yaz saz çalmış şarkı söylemiş'' sözüyle basite indirgenmesini önleyerek aslında ne kadar güzel ve özel bir şey oldugunun farkındalığına varılması için...
Asya'da bir gün öğretmeni bu hikayeyi anlattığındada ağustos böceğini savunup hikayeye başka bir bakış açısıyla yaklaşılmasını sağlayacak :)
şarkı söyleyen böcükler :)
Çok güzel bir çimenlikte ,çok güzel şarkı söyleyen ve çok güzel saz çalan bir ağustos böceği varmış..
ağustos böceği;
''agu agu agu agustos böceği bugün çok mutluuuu'' diye şarkılar söylüyormuş..
karınca ise sırtında buğday ağustos böceğinin önünden yuvasına yiyecek taşırmış..
ağustos böceği ise karıncanın neden bu sıcakta çalışıp durdugunu düşünüp durmuş..
---bu karınca neden bu kadar ağır bugdayları bu sıcakta taşır ki ?demiş.
yaz bitmiş kış gelmiş..
ağustos böceği etrafta yiyecek bulamayınca anlamış karıncanın niye o sıcakta yiyecek taşıdığını..
karınca nın kapısına gitmiş ve kendisini misafir etmesini istemiş..
karınca hikayenin gidişatına uyarak agustos böceğini kapı dışarı etmişş..
ama durun bir dakika bu hikaye artık asya'nın annesi selda'nın ellerinde:) demiş karınca
hemen kapıyı açmış ve agustos böceğine seslenmiş ve içeri almış..
soguktan üşümüş ağustos böceğine sıcak çikolata ikram etmiş..
ve ona bir öneri sunmuş
---ağustos böceği kardeş seni bir kış misafir ederim ama sende yazları çalışan karıncalara
yorgunlukları gitsin dinlensin diye her akşam konser vereceksin ve bunun karşılığında yiyecek
verelim sana demiş...
ağustos böceği
-- tamam karınca kardeş anlaştık demiş..
ve agustos böceği ve karınca sıcak çikolatalarını saz çalıp şarkı söyleyerek sıcak sobanın yanında yudumlamışlar:)
onlar sıcak yuvalarına asya ve tüm çocuklarda yeni hikayelerine kavuşmuşlar..bu hikayede burda biterrrrr..
ahh hayal gücü ahhh..
buraya yazarken bile hikayeyi biraz daha değiştirdim...

bebek müziğinin faydaları

BEBEK MÜZİĞİNİN FAYDALARI 1- Zihinsel gelişime etkisi; Yapılan araştırmalar, çocuk beyninin gelişiminde özellikle ilk yıllar, müziğin çok önemli bir etken olduğunu ortaya koymuştur. 2- Duygusal gelişime etkisi; Anne karnından itibaren müzik dinleyen bebekler hırçın hareketler yerine daha uyumlu davranış sergilerler. Huzurlu büyüyen bebek için bu ilerleyen yıllarda büyük bir avantajdır. 3- Fiziksel gelişime etkisi; Müzik dinleyen bebekler bazı şarkılarda hareketlenirle r. Büyüdükçe bu hareketlilik el çırpmaya, oynamaya, dans etmeye dönüşür. Dolayısıyla bu hareketlilik bebeğin küçük kas, büyük kas gelişimini sağlar. 4- Sosyal gelişime etkisi; Müzik dinleyen bebekler, melodi, armoni, ritim gibi müziğin en önemli unsurlarını öğrenirler. Bu da ilerleyen yaşlarda onlara mükemmel bir avantaj sağlar .5- Müziğin matematik zekası gelişimine etkisi vardır .6- Müziğin kulak ve dil gelişimine etkisi vardır. 7- Zihinsel gelişimin % 85’ i 8 yaşına kadar, Beyin gelişiminin % 80’ i 3 yaşına kadar tamamlanır. Zeka gelişimini ve beyin gelişimini ilk aylar beslenmeden sonra olumlu etkileyen ilk faktör müziktir .8- ABD’ li Bilim Adamları, prematüre doğan bebekler üzerinde inceleme yaparak Klasik Müziğin iştahı açtığı belirlediler. Amerikalı Doktorlar, Klasik Müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğünü ve yaşamlarının ilk stresten daha hızlı arındığını kaydettiler. Klasik Müzik çalındığında bebeklerin kalp atışları düzene girerken, nefes alıp vermeleri kolaylaşır. Ses çipiyle üretilmiş oyuncakların çoğu hatalıdır. Bebeklerin kulakları için fazla yüksek ve tizdir. Müzik kutularında da aynı tehlike olabilir. Ayrıca bebekte yanlış ton duygusu gelişebilir .2- 24 saat bebeğe müzik dinletmeyin. Aralıklarla dinletin. Sürekli müzik dinleyen bebek müziğe karşı bağışık hale gelir. Bir süre sonra bir gürültü gibi algılar. 3- Her müzik doğru müzik değildir. Klasik Müzik bile olsa. Tempoları çok hızlı ve sert müzikten kaçının. Bebeğin yeni oluşmakta olan çok hassas kulak zarını düşünün. 4- Bebeğin ağlamayı kestiği, uykuya geçtiği ve tepki verdiği şarkıları belirlemeye çalışın. Sevdiği müziği daha fazla dinletin. California Üniversitesinin yaptığı bir araştırma, bazı müzikler ile IQ arasında bir ilişki olduğunu açıkçaortayakoymuştur.Bu testte önce sağ beyin yeteneklerini ölçen sorular sorulmuş, sonra Mozart'ın K448 iki piyanoluk sonatı 10 dakika boyunca dinletilmiştir. Öğrenciler tekrar test edildiklerinde IQ puanlarının önceki teste göre 8-9 puan yükselmiş olduğu görülmüştür.

raimond lap

Raimond LAP’ın müziği; 1- Bebeklerin hassas kulaklarına uygun hazırlanmıştır. Bu özel müzik sadece eğlence için değil, öğrenmek ve gelişmek için kullanılıyor.2- Bebekle iletişim kuran dünyadaki ilk müzik türüdür. Bebeğin kurduğu iletişimi hemen fark edersiniz. Hatta doğumdan üç ay önce bile. Örneğin anne karnında daha aktif hareket eder veya karın sertliğini giderir. Hayatın sonraki yıllarında aynı müziğin bebek üzerinde bir tür sakinleştirici etkisi olacak, bilinçaltında anne karnının güvenliğini çağrıştıracaktır. Bebekler doğumdan üç ay sonra, Raimond LAP’ ın müziğini işitince, bazen daha aktif olacak, bazen ağlamayı kesecek, bazen uykuya dalacaktır. 3- Tekrarlayan melodiler sayesinde müzik hafızası oluşur. Müzik yaratıcılığı gelişir. Bebeğin müzik yeteneği ve yaratıcılığı harekete geçer. Bu müziğin terapi yönü vardır. Sonraki yaşlarda bu müziğin rahatlatıcı etkisi devam edip, çocukların bebekliğindeki huzurlu dönemi bilinç altında sürdürdüğünü görürüz.4- Bu müzik sadece bebeği değil, aile bireylerini de olumlu etkiler. Evdeki atmosfer değişir BESTECİ RAIMOND LAP’IN MÜZİĞİNDE DAHA DA FAZLASI VARDIR Besteci Raimond Lap Kimdir: Hollandalı besteci Raimond LAP 6 yıl konservatuar eğitiminden sonra bestecilik ve aranjör çalışması yaptı. En iyi beste ödülü kazandı. Yıllarca film müzikleri, reklam müzikleri hazırladı. Radyo ve TV’ lere besteler verdi. Raimond Lap 1990 yılında bebekler için müzik yapmaya başladı. Klasik Müziği ve Modern tarzı sentez yaparak, kendine özgü bir müzik yarattı. Amacı bebeklerin hassas kulaklarına uygun bir şekilde, bebeğin entelektüel ve müziksel gelişmesini sağlamak için beynin uyarılmasını gerçekleştirmekti. Aslında Raimond Lap, bu müziği ilk çocuğu için yaptı. Olumlu etkiler üzerine, etrafındaki 50 bebek üzerinde bu gelişimi izledi. 50 aileden gelen çok olumlu tepkiler üzerine bu özel müziği geliştirdi. Besteci yaptığı bu özel müzikle 2 Altın 2 Platin Plak ödülü aldı. 55 ülkede milyonlarca bebek Raimond LAP’ ın müziği ile büyüyor ve bu müziğin olağan üstü avantajlarından faydalanıyor

asya nerde ????

asya nerdeeee?
mehmet televizyonun sesini kıssa.....na
diyecektim ki neden kısılsın ki asya yokki :(
niye yokki?
anneanne ve dede 2 oy 2 oy diyip sandıkların başına gittiler.
özledik mi?
özledik tabi özlenmez mi?
merak ediyor muyuz?
edilmez mi? edilmez asya anneanne ve dedeyle olduğu sürece çok güvende :) :)

26 Mart 2009 Perşembe

marangozum :)

geçenlerde markette kıyıda köşede kalmış bir oyuncak gördüm.
tahta olması dikkatimi çekti ilk olarak..
aa birde baktım ki vidalar,cetvel,çekiç,tornavidalı bir tamir seti :) :)
çok mutlu oldum kendim içinmi,asya içinmi itiraf edemiyorum :)
3 yaş üstü bir oyuncak ama ben yinede aldım şimdilik vidaları çıkarıp takmak
yerine vidaları sadece deliklere yerleştirip çıkarıyor..
söküp takmaları ileriki yaşlarda yapıcaz büyük bir zevkle :)
asya dan çok ben eğlensemde oyuncağın la güzel güzel oynarsın inşallah
bitanem :)

25 Mart 2009 Çarşamba

annemin odama hediyesi

Anem oda için yeni hayvanlar çizmiş bugün çocuklarıyla resim dersinde :) :) :) resim dersi sanki annem için gibi oldu çocuklardan çok resim yapıyor :) :) akşamda resimlerimi götürüp odama astık çok sevdim tedimi tedi tedi tedi :)

24 Mart 2009 Salı

GÜL REÇELİ

Bahar geldi bahçemizde rengarenk kocaman güller açtı..
Asya gülleri dedesiyle topladı ve kokladı bol bol...ama artık güllerin Asya'nın koku alma duyusundan sonra tat alma
duyusuna da hitap etmesi gerekiyordu.. ve annesi gül reçelini yapmaya karar verdi..
malzemeler:
4 adet kocaman güller
6 su bardağı şeker
2.5 su bardağı su
1 adet limon suyu
yapılışı: gül yaprakları alındı güzel ce yıkandı..
beyaz kısımları da ayıklandı
şişeye bir kat gül bir kat şeker konularak dizildi dizme işlemi bitince en üste 1 adet limon sıkıldı.. 2 gün beklemeye alındı. bekleme sonunda su ve şekerin geri kalanı kaynatılıp şurup yapıldı kaynayınca şekerli gül karışımı eklendi.. reçel kıvamına gelince altı kapatıldı misss kokulu gül reçelimiz Asya'nın ve ailesinin afiyetle yemesi için hazır.... afiyet olsun tostiğim :)

asya,duru,musti ve simay 'la birlikte

hafta sonu ilk kuzenin ziyaretine geldi.
kıskandın demek istemiyorum ama kıskandın sanırım ..
hangimiz duruyu kucagımıza alsak onun yanında bitiyordun hemen.
ona dokunmak istiyor aynı zamanda istemiyorsunda .
kendinden büyüklerle çok güzel anlaşıp oyunlar oynuyorsun..kendi yaşıtın ve küçüklerden korkuyor.
onlara karşı olabildiğince temkinli yaklaşıyorsun.
oynamak için bir araya gelip oyu sırasında ,başında ve sonunda tokat ve kafana oyuncaklar yemene ve küçük yaşıtlarına karşı mesafeli duruşuna sepep olan yiğit ve musa yüzünden uzaktan ve dik bakışlarla çocukları süzen bir bebeğe dönüştün..
nasıl düzelir napılır bilmiyorum..
her çocuk vururmuş..
hayır,vurmazmış.
iki gün önce okuldan arkadaşlarımın çocuklarıyla bir araya getirdik asya yı ..
onlarda çocuk ve vurmuyor aksine çok güzel oynuyor ve asya yı sevmeye çalışıyorlar dı.
Asya ise üzerindeki tedirginlikle ellerinden tutmak isteseler bile vuracaklar diye korkup ağlıyordun..
şimdilik korktugun arkadaslarınla bir araya getirmemeyi düşünüyorum geçici çözüm olarak..
ve musti ile simayla daha çok biraraya getirmek.
ilerdede havalar ısındıgında bol bol okula gıdıp ana sınıfındakı cocuklarla oynamasını saglamayı...

23 Mart 2009 Pazartesi

Hayyam der ki

hayyam ne güzel söylemiş
içi temiz olmadıktan sonra
hacı hoca olmuşşsun kaç para
hırka,tesbih,seccade güzel
ama tanrı kanar mı bunlara?

22 Mart 2009 Pazar

BEÖ AKTİVİTELERİMİZ(GEOMETRİK ŞEKİLLER)

GEOMETRİK ŞEKİLLERİ PARÇALA BİRLEŞTİR(YAP BOZ) OYUNU Aslında farkında olmadan bu hafta sonu Asya ile haftanın etkınlıgını yapmışız. .o uyurken materyali hazırlayayım demiştim ama Asya oyununun malzemelerini yapmaya kendiside katılmak istedi .. önce yapımı sonra oyununda katıldı Asya. yaptığımız geometrik şekilleri ve renkleri anlattım. önce aynı renkte meyveler aynı şekillerde nesneleri göstermeyle devam ettik ve oyunumuzun malzemelerıyle renk ve şekilleri söyleyerek yerine yerleştirmesinde önce gösterrek yardım ettım.Sonraki aşamalarda ise beraber ve solo olarak :) parçalarından ayırdıgımız ve çok üzdüğümüz şekilleri tekrar parçalarına kavuşturduk. .ve bu haftaki etkinliğe ilk defa Asya ve bende katıldık. resimleri eklemedim çünkü burda var :) :)

BEÖ VÜCUDUMUZ ETKİNLİĞİ

BEÖ AKTİVİTELERİM(VÜCUDUMUZ) Asya,Besya ve Şeker Vücudumuzu Öğreniyor Bu haftanın etkinliğine uygun olarak oluklu kartondan Asya'nın boyutunda bir maket kestim.Maketin parmalarını, ayaklarını ve son olarak baş kısmına kendi resmini yapıştırarak maketin son halini oluşturduk.. Beraber ellerini,parmaklarını,ayaklarını,başındaki tüm organlarını tek tek gösterdik.. bu organları aynı zamanda kendi üzerimizde ve yine kendi boyutlarındaki oyuncak bebeğinin üzerinde gösterdik adlarını söyledik.. Beraber maketimiz ve bebeğimizin önce altını bağladık Bu Besya'nın ayakları(maketımızın adı besya,bebeğimizin şeker )hadi ayaklarına çorap giydirelimbaşına şapka takalımeline eldiven taakalımbacaklarına pantolonunu giysingibi cümlelerle şeker ve besyamızı giydirdik.Giydirme işleminden sonrahadi besya ağzını aç Asya yemek verecekhadi şeker ağzını aç Asya yemek verecekhadi Asya ağzını aç anne yemek verecek diyerek ağzını gösterdik.. iki elim iki kolum bacaklarım var her insanda bir burun birde ağız var şarkısıyla şarkıda geçen organları gösterdik. .bu maket ve bebekle müthiş anne yaratıcılığına kalmış daha bir çok etkinlikle vücudumuz tanıtılabilir.. şeker ile ağzımızı tanıyoruz bu da vücudumuzu zevli şekilde tanımamıza yardım edecek arkadaşımız Asya'nın kopyala yapıştırı Besya

HARİKA ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR (TİM SELDİN)

MONTESORI EĞİTİMİ HAKKINDA ''HARİKA ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR'' KİTABININ İÇERİĞİ HAKKINDA BİLGİ VE ÖĞRENİLENLER HARİKA ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR KİTABINDAN RESİMLER

MONTESSORİ

Montessori Metodunda Duyuların Eğitimi. Montessori önce duyunun, sonra zekanın eğitimine odaklanır. Çocuğun duyularını doğal olarak kullandığı ve mükemmelleştirdiği 3-7 yaşları arasında, duyuların gelişiminin önemini vurgular. Bu yaşlar arasındaki yaşam evresi, hızlı bir fiziksel gelişim evresini içerir ve bu zekayla ilişkili olarak duyu etkinliklerinin biçimlendiği zamandır. Bu nedenle duyuların eğitimine bu biçimlendirici zamanda başlamak gerekir. M. Montessori estetik ve ahlâk eğitiminin de duyu eğitimiyle yakından ilişkili olduğuna inanıyordu. Duyu eğitimi, duyuları çoğaltıyor ve uyarıcılardaki ince farklılıkları anlama kapasitesini geliştiriyordu. Bu nedenle çocukların görerek, duyarak, dokunarak, hissederek, hareket ederek öğrenecekleri materyaller tasarladı. Materyaller çocuğun biçim, büyüklük, renk, doku, tat, vb. kavramları ve bunlar arasındaki ilişkileri anlamasını sağlayacak şekilde hazırlanmış; metot çocuğun bu çok çeşitli duyulara yönelik malzemeyi kendi gelişme düzeyine uygun olarak, serbestçe kullanmasına imkan verecek şekilde düzenlenmiştir. Sıklıkla psikometrik materyallerle karıştırılabilen bu materyaller arasındaki temel fark, Montessori materyallerinin ölçüme izin vermemesi, fakat çocuğun duyularını kullanmasına yol açmasıdır. Özürlü çocuklarda eğitimi olanaklı kılan bu didaktik materyaller, normal çocuklarda oto-eğitimi tahrik ederler. Bir alıştırmada özürlü çocuğun sürekli ve faal olarak dikkatini çekmek ve alıştırmayı oluşturan parçaları ona göstermek, hata yaptığı zaman onu düzeltmek ya da kendisinin düzeltmesi için onu teşvik etmek önemlidir. Normal çocukta ise alıştırmaya karşı kendiliğinden bir ilgi vardır. Karışmak isteyen ya da ona yardım etmek isteyen kişiyi reddeder. Hatanın kontrolünü içeren didaktik materyaller normal çocuğa bu fırsatı vererek oto eğitimi gerçekleştirir . Duyuların eğitimi, tekrarlanan alıştırmalar aracılığıyla algının diferansiyel idrakının arttırılmasıdır. M. Montessori bu konuya örnek olarak 10 pembe küpten oluşan bir seriyle yapılan alıştırmayı verir. İlk küpün kenar uzunluğu 10 cm’dir ve her küpün kenar uzunluğu diğerinden 1 cm kısadır. Çocuklar bu küplerle bir kule inşa ederler. Bu küpler yeşil bir halıya atılır ve çocuğun her seferinde en büyük olan küpü alarak bir kule inşa etmesi beklenir. Çocuk kuleyi inşa ettikten sonra yıkar ve bunu defalarca yapar. Sonunda hata yapmadan alıştırmayı tamamlamayı öğrenir.Özetle didaktik materyaller oto eğitimi olanaklı kılar ve duyuların metotlu bir eğitimine izin verir. Bu nedenle duyu eğitiminde, duyunun izole edilmesi önemlidir. Genellikle dokunsal, ısısal, sessel duyuların eğitiminde normal çocuğun gözleri bağlanır. Bir kişinin kendi duyularının farkına varması için önce temizliğe itimat etmelidir. Örneğin eğer çocuğun burnu akıyorsa bütün kokuları alamaz. Yine eğer elleri ve tırnakları kirliyse farklı dokular arasındaki farkı ayırt edemez. Temizliğin sürdürülmesi ve kazanılması motor etkinliği destekler ve motor eğitimin bir parçası olarak hesaba katılır. M. Montessori çiçekleri koklamak, bitkilere bakmak, kuşlarını sesini duymak ve fiziksel alıştırmalar yapmak için açık hava yürüyüşlerine gitmek aracılığıyla bütün duyuları uyarmanın gerekli olduğu görüşündeydi. Dokunsal duyu, ısıl duyu, ağırlık duyusu, tat ve koku duyusu, görme duyusu, işitme duyusu ve renklerle ilgili duyu Montessori eğitiminde duyu eğitim alanlarını oluşturur.Dokunsal DuyuBirisi oldukça pürüzsüz bir kağıtla kaplanmış ya da pürüzsüz bir zemine sahip olana kadar cilalanmış, diğeri zımpara kağıdı ile kaplanmış iki eşit dikdörtgene bölünmüş dikdörtgen tahta, bir önceki gibi üzerinde sırayla değişen pürüzsüz kağıt ve zımpara kağıdı şeritlerle kaplanmış bir tablet, pürüzsüzden kaba zımpara kağıdına kadar değişen kağıt şeritler dokunsal duyunun eğitiminde kullanılan didaktik materyallerdir. Aşağıda bu didaktik materyallerin günümüzde üretilen örnekleri mevcuttur. Bu ve gösterilecek tüm materyaller Montessori'nin ilk olarak ürettiği aslıyla aynı şekilde üretilmiştir. Montessori'nin ilk ürettiği materyallerin resimleri de mevcuttur, ancak görüntü kalitesi açısından bu resimlerin verilmesi uygun bulunmuştur (Aşağıda geçen materyaller Montessori Materyalleri başlığı altında da bulunmaktadır).Sırayla: 1- İki eşit dikdörtgene bölünmüş bir kısmı pürüzsüz, bir kısmı zımpara kağıdından bir dikdörtgen. 2- Artan pürüzlülükte 4 zımpara kağıdı şeridi. 3- farklı derecelerdeki zımpara kağıtlarının takıldığı 4 çift tahta tablet.Isıl DuyuM. Montessori ısıl duyu eğitimi için farklı sıcaklıkta suyla doldurulmuş minik metal tasların setini kullanmıştır. Bu taslar kapaklıdır ve her birine bir termometre eklenmiştir. Kasenin dış tarafına dokunulduğunda sıcaklığın istenen etkisini verir. Bundan başka çocukların ellerini soğuk, ılık, sıcak suya batırdıkları bir alıştırmada kullanılmıştır. Aşağıda görülen materyal, ısıl duyunun eğitimi için günümüzde üretilen materyallerdendir. Bu set 4 parçadan oluşur ve keçe, tahta, çelik ve arduazdan oluşan her parça 2 tabletten oluşmaktadır. Bu materyal çocukların farklı ısıl iletkenliklerdeki maddelere dokunarak sıcaklık ayrımının farkına varmalarını geliştirir.Ağırlık DuyusuMontessori ilk Çocuk Evi'nde, ağırlık duyusu eğitimi için, altı ve sekiz cm boyutlarında ve 0,5 cm kalınlığında küçük tahta tabletleri kullanmıştır. Bu tabletler üç farklı nitelikteki, morsalkım, ceviz ve çam ağaçlarındandır. Ağırlıkları sırasıyla 24, 18, 12 gramdır ve oldukça pürüzsüzlerdir. Renkleri gözleyen çocuk onların farklı ağırlıklarda olduğunu bilmektedir ve bu alıştırmanın kontrolünü sağlar. Çocuk tabletlerden ikisini eline alır, ondan sonra ağırlığı ölçmek için elini yukarı aşağıya hareket ettirir. Bu hareket yavaş yavaş hissedilmeyecek kadar az olur. Gözler kapanır ve farklı renklerin rehberliği atlanır. Çocuk bunu kendi kendine yapmayı öğrenir ve tahminde bulunmaya ilgi duyar.Tat ve Koku DuyusuM. Montessori duyu eğitiminin bu evresinin en zor olduğunu ve Çocuklar Evi'ndeki ilk deneyimlerinde memnun edici sonuçlar elde etmediğini belirtir. Koku duyusu için canlı çiçeklerin koklanması ve daha sonra çocuğun gözlerinin bağlanarak koklatılan çiçeğin hangisi olduğunu tahmin etmesi beklenir.Tat duyusu için acı, asitli, tatlı ve tuzlu sıvılara dilin dokunması metodu uygulanır. Her testten sonra ağız bir bardak su ile çalkalanır.Boyutların Görsel AlgısıBu eğitim için ilk olarak katı yerleştirmeler kullanılır. Bu materyal her biri 55 cm uzunluğunda, altı cm yüksekliğinde ve sekiz cm genişliğinde olan üç tahta bloktan oluşur. Her blok, karşılık gelen boşluklara oturtulan 10 tahta parça içerir. Bu parçalar silindirik biçimdedir ve tepesinin ortasına yerleştirilen bir düğme ile tutulabilirler. Silinirlerin kutuları görünüş olarak kimyagerlerin kullandıkları kutulara benzer. Serinin birinci setinde ağırlıklar eşit yükseklikte fakat farklı çaptadırlar. En küçük silindir 1 cm çapındadır ve diğerlerinin çapı, 0,5 cm oranında giderek artar. İkinci sette silindirler eşit ve önceki seride bulunan en büyük silindirin yarısına karşılık gelen çapta (27 mm), ancak farklı yüksekliklerdedir. En küçük olanı sadece 1 cm yüksekliğindedir ve her biri beşer mm artar. 10. 55 mm yüksekliğindedir. 3. sette silindirlerin çapları ve yükseklikleri farklıdır. 1. si 1 cm yüksekliğinde ve 1 cm çapındadır. Sonra gelen her birinin yükseklik ve çapı 0,5 mm artar. Bu yerleştirmelerle, çocuk kendi başına çalışır. Nesneleri kalınlıklarına, uzunluklarına ve boyutlarına göre ayırt etmeyi öğrenir. Aşağıda bu materyalin günümüzde üretilen hali görülmektedir.İşitme DuyusuÇok küçük çocuklarda dilbilimsel eğitim çok önemlidir. Böyle alıştırmaların bir başka amacı çocuğun kulağını seslere eğitmektir. Küçük sesleri ayırt etmeye ve sesleri kıyaslamaya alıştırılır. M. Montessori sesleri ayırt etmek için Pizzoli'nin küçük düdük serilerini kullanmıştır. Ses tonları içinse farklı maddelerle doldurulmuş küçük kutular kullanmıştır. Sesler kutuların sallanmasıyla meydana gelir ve her kutu farklı maddelerle dolu olduğu için farklı sesler çıkarır. Bu materyal çocuğun işitsel duyusuna ve hafızasına incelik kazandırır; kıyaslama ve derecelendirme fırsatı sağlar. Kullanılan bir diğer yöntemse sınıfta sessizliği sağladıktan sonra davul vb. kullanılarak ses meydana getirilmesidir. İşitsel duyunun eğitiminde kullanılan bir diğer araç ise sessizlik oyunudur. Bu oyun sessizlik ilkesi bölümünde açıklanacaktır.Montessori Programının Genel AmaçlarıMontessori programlarının genel amaçları çocuğun okula karşı pozitif bir tutum takınması, öğrenme sevgisi göstermesi, öz disiplin göstermesi, öz motivasyonlu olması, bağımsız olarak hareket edebilmesi, tekrardan ve çalışmaktan keyif alması, kendine güven geliştirmesi, konsantrasyon alışkanlığı kazanması, kalıcı merakının beslenmesi, iç güvenin ve düzen duygusunu geliştirmesi ve oyun oynamak yerine çalışmayı seçmesi olarak sıralanabilir. Bu amaçlardan bazıları şöyle açıklanabilir:Çocuğun okula karşı pozitif tutum geliştirmesi: Montessori Metodunda eğitim aktivitelerinin çoğunun bireysel olması sebebiyle, çocuk kendisine çekici gelen eğitim işiyle ilgilenir. Çocuk kendi hızında çalışır ve işini istediği kadar tekrarlar. Böylelikle denemeleri başarılarının dizisi haline gelir. Bu şekilde çocuk öğrenmeye karşı pozitif tutum edinir.Her çocuğa kendine güvenini geliştirmesi için yardımcı olunması: Montessori okullarında çalışmalar tasarlanırken, her yeni adım çocuğun zaten hakim olduğu alanlar üzerine inşa edilir. Böylelikle sık sık tekrarlanan başarısızlıkların olumsuz etkileri ortadan kalkar.Her çocuğun konsantrasyon alışkanlığı kazanmasında yardımcı olunması: Etkili eğitim, dikkatli dinleme alışkanlığını ve söylenen / uygulanan şeye dikkat etmeyi gerektirir. Yapılan dikkat toplayıcı deneyimler süreciyle çocuk uzun süren dikkat alışkanlığı oluşturur, böylece konsantrasyon yeteneğini arttırır.Kalıcı merakın beslenmesi: Sürekli ve kalıcı merak sürekli öğrenmenin ön koşuludur. Çocuğa uyarıcı öğrenme durumlarının zengin bir çeşitliliği arasında nitelikleri ve ilişkileri keşfetmesi için fırsatlar sağlanmalıdır. Böylelikle merak gelişir ve yaratıcı öğrenmede temel unsur kurulur.Çocukta düzen duygusunun ve iç güvenin geliştirilmesi: İyi düzenlenmiş ve zenginleştirilmiş ancak basit bir çevre sayesinde çocuğun düzen ve güvenlik ihtiyaçları yoğun bir şekilde tatmin edilir.Girişimde bulunma ve sürdürme alışkanlıklarının geliştirilmesi: Çekici materyaller ve eğitim etkinlikleri çocuğun iç . ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Çocuk kendi kendine yaptığı etkinliklerden zevk almaya alışır. Giderek bunlar inisiyatif alışkanlığına yol açar.Montessori Eğitim KademeleriMontessori metodu ilk uygulamalarında okul öncesine yönelik olmakla beraber zamanla lise eğitimine kadar uygulama alanı bulmuştur. Montessori eğitim kademeleri okul öncesi eğitiminde 0-3 ve 3-6 olarak ikiye ayrılabilir. 0-3 yaş 0-14 ay infant (=bebek) ve 14-36 ay toddler (=yeni yürümeye başlayan çocuk) olarak ikiye ayrılır. İlkokul ise 6-12 yaşı kapsar ve yaş gruplanması gereğiyle iki kademeye ayrılmaktadır. Ortaokul ve lise ise zaten üç yıllık bir aralığı kapsadıkları için tek kademelidir. Montessori ortaöğretimi Maria Montessori tarafından Erdkinder (=toprak çocukları ) olarak adlandırılmıştır.

montessorı gelişim evreleri

Montessorı Gelişim Evreleri
Montessori çocuğun yaşamını yeniden doğum olarak
adlandırdığı kendine özgü ihtiyaçları olan dönemlere ayırır.
birinci Evre: 0-6 Yaş
İkinci Evre: 6-12 Yaş
Üçüncü Evre: 12-18 Yaş
Birinci Evre: 0-6 YaşBu evre 0-3 ve 3-6 olma üzere iki evreye ayrılır.
0-3 yaş arası çocuk M. Montessori tarafından “ruhsal embriyo” olarak tanımlanır..
Bu psiko-embriyonik aşamada çeşitli güçler birbirinden ayrı ve bağımsız olarak gelişir:
kol ve bacak hareketleri, duyusal hareketler, dil.
İkinci alt dönemde (3-6 yaş) zihin yapısı hâlâ aynıdır,
ancak çocuk yetişkinden etkilenmeye başlamaktadır.
Doğumdan 3 yaşına kadar bilinçsiz emici zihnin zamanıyken,
3-6 yaş arası bilinçli emici zihnin zamanıdır.
0-3 yaşında meydana gelen tüm ayrı embriyonik gelişimler son bulmalı;
bireysel kişiliğe hizmet etmek için bütünleşmeli ve beraber işlemelidir.
Montessori 3-6 yaş arasındaki bu periyodu karakterin biçimlenmesi için
embriyonik periyot olarak tanımlar
.- Ruhsal EmbriyoAna rahmindeki gelişim sürecini tamamlayıp
dünyaya gelen bebek M. Montessori’ye göre “ruhsal embriyo”dur.
Bu Montessori metodunun temel unsurlarından birisidir.
Ruhsal embriyonun gelişmesi için,
fiziksel embriyoda olduğu gibi sevginin sıcaklığıyla hayat verilen,
bütünüyle kabul edildiği ve asla ket vurulmadığı,
dış bir çevreye ihtiyaç vardır.
Yetişkinin yapması gereken bu ruhsal embriyoya saygı göstermek,
fiziksel ve ruhsal olarak gelecek kişiliği belirleyen
yaratıcı aşamada bilimsel araçların da yardımıyla
çocuğun ruhsal ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak,
onun için hayatî bir çevre hazırlamaktır.
- Emici ZihinBebeklikten itibaren çocuğun öğrenmesindeki karmaşık süreçler,
yetişkinin zihninde oluşan yolu takip etmezler.
Küçük çocukta bilinçsiz bir zihinsel aşama vardır.
Bu “emici zihin” olarak adlandırılır.
Bu emici zihin istekli bir çabayla değil,
“duyarlı dönem” olarak adlandırılan iç duyarlılıkların rehberliğine göre kurulur
ve bu duyarlılıklar sadece belirli bir zaman için sürer.
M. Montessori zekadaki farklılığı açıklamak için dilin kazanımı örneğini kullanır.
Çocuk bir dili, yetişkinlerin bilinçli zihinsel
yeteneklerinin çabasıyla öğrendiği gibi öğrenmez.
Bilinçsiz zihin yetişkinlerin farklı dilleri öğrenmek için yaşadığı zorlukların hiç birini göstermez.
Bütün dil basitliğinden ya da karmaşıklığından
bağımsız olarak daima aynı zaman aşamasında kazanılır.
Bilinçsiz etkinlik aşamasında, dil kalıcı olarak zihne kazınır ve bir karakteristik olur.
Bir kişinin ana diline eklemek isteyeceği hiçbir dil ise bir karakteristik olamaz.
Bu durum bilinçli zihniyle bir dil öğrenmek zorunda olan yetişkinde oldukça farklıdır.
Karmaşık bir dili öğrenen öğrenciler beş, altı, hatta sekiz yıl çalışırlar
ve yine de mükemmelce öğrenemezler.
Yani bir kişinin ana dili bilinçli hafızaya emanet edilemez,
ana dil yukarıda bahsedilen “mneme” aracılığıyla öğrenilir.
- Duyarlı AşamalarDuyarlılık dönemleri, çocukta bir ruhsal dünya yaratmaya yönelik yaratıcı bir içgüdü, aktif bir güçtür;
özgül yeteneğin elde edilmesiyle sınırlandırılmıştır:
bu yetenek ya da karakteristik elde edilir edilmez duyarlılık da kaybolmaktadır
Bu güdüler izlenmedikleri takdirde, işe yaramaz ve battal olurlar.
Bu duyarlı aşamalar ve yaş dönemleri şöyledir:
Hareket (0- 1 yaş).
Dil (0-6 yaş).
Küçük Nesneler (1-4 yaş).
Düzen ( International Montessori Council düzen için duyarlı dönemi 2-4 yaş olarak verirken,
M. Montessori düzen için duyarlı aşamanın 1 yaşında başladığını ve 2 yaşında kesin olarak kendini gösterdiğini ifade eder.
Bu dönemim aralığını ise 1-2 yaş olarak verir).
Müzik (2-6 yaş).
Zarafet ve kibarlık (2-6 yaş).
Duyuların incelik kazanması (2-6 yaş)
.Yazı yazma (3-4 yaş).
Okuma (3-5 yaş).
Uzamsal ilişkiler (4-6 yaş).
Matematik (4-6 yaş).
Çocuğun duyarlılık dönemlerinde çevresi iç ihtiyaçlarına uyduğu sürece,
bütün bunlar sessizce ve hiç dikkati çekmeden olup bitecektir.
Çocuğun iç işlerini köstekleyen bir durum olduğundaysa yetişkinlerce “
huysuzluk” olarak adlandırılan umutsuz yakınmalar ortaya çıkar.
Bu durumun ortaya çıkmaması için
yetişkinin yapması gereken çocuğun gelişiminin dış belirtilerine özenli bir saygı ve dikkat göstermek
ve çocuğa biçimlenmesi için kendi başına sağlayamayacağı gerekli araçları sunmaktır.
İkinci Evre: 6-12 Yaşİkinci evre 6 yaşından 12 yaşına kadar olan dönemdir. Bu evrede çocuklar kavramsal kaşiflerdir.
Hayal güçlerini ve soyutlama güçlerini geliştirir;
bilgilerini dünyalarını genişletmek ve keşfetmek için kullanırlar.
Soyut aklın organize edildiği tekbiçimli gelişmenin durgun evresidir.
Çocuğun zihinsel ve fiziksel ufku açılır;
eğer fırsat varsa ve koşullar uygunsa çocuğun keşfedebileceği değerlerin sınırı yoktur.
Gelişimin bu düzeyi için M. Montessori kapsamlı bir eğitime,
engin bir kültüre, geniş sosyal ilişkilere ve açık bir çevreye vurgu yapmıştır.
Bu evrede çocuk bütün ahlâkî sorunları keşfetmek ister,
dünyanın doğa ve insanlık tarafından yapımını anlamak için isteklidir
. Bu gelişim döneminde fiziksel olarak büyük değişimler geçirir, bağımsızlık kazanmak ister.
Bu eğitim düzeyinde verilen materyaller yeterli olmamasına rağmen gereklidir.
Eğitimin bir önceki aşamasında materyal bireysel kişiliğin temellerinin atılması için yardım ederken, bu aşamada kültürün kazanılması için yardım eder.
Ahlâkî düzeyde ise bu dönemdeki çocuk adaletsizliğe karşı sivri bir duyguya sahiptirler.
Üçüncü Evre: 12-18 YaşBu dönem 12-15 ve 15-18 olmak üzere 2 devrede incelenebilir.
Önemli fiziksel değişimler yaşanır.
Çocuklar sosyal konumlarını anlamaya çalışırlar ve topluma doğrudan katkı sağlamak isterler.
Onları bir okul programına bağlayan çalışmalar bu aşamada verilemez.
Kendileri araştırmak ve bizzat yaşamak isterler.
Ergenler sadece çalışmamalı, ayıca kendi çalışmalarıyla parada kazanmalıdırlar.
Bu şekilde öz saygı kazanırlar.
Kültürel gelişimini, üretme, çalışma ve deneme metotlarıyla,
onu cezbeden toplumun çeşitli yüzlerinin deneyimlerini yaşayarak sürdürmeli; kendini yaratabilmeli ve yönlendirebilmelidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...