25 Kasım 2009 Çarşamba

grev bitti...

Grev bitti.
''Bukadar duyarsız vatandaşlarımız oldukça daha çooook grev yapılır bu ülkede'' ve türevi bir çok kızgın cümle kurup grev gözcümüzüde uyutup geçtim bilgisayar başına
Küçük gözcü dedimde babamla abimin yıllar önce yaşadığı bir olay aklıma geldi.
Yıllar önce babam ücra bir köyde görev yapıyor
kalın kemerlerin takıldığı
ispanyol paça pantolonların
,apartman topukların giyildiği
okunan bir dergi yada dinlenen bir müzik yüzünden yıllarca hapis yatıldığı
sağ solun babamın kollarından tutup hangisisin dediği
''Ya ikiside değilim''(oysa baya baya sola meyilli)dediği halde ''yok hangisisin'' diye sıkıştırıldığı
Akşam bayrağın ipini kendileri koparıp sabah ilçeye ''hoca bayrak asmıyor''diye şikayet edildiği
her gece okul duvarlarına slogan yazıp Sabah babamın ilk işinin okul duvarı boyamak olduğu.
Askerlerin geceleri köyün en yüksek yeri diye lojman salonunda nöbet tutup gözcülük yaptığı.
Babacığımın Selda Bağcan dinleyip kızımın ismi de Selda olsun dediği,
abimede deniz ismini koyacakken,baba baskısıyla Ramazan koyduğu.
''Hocam yarın eylem var kimse derse girmeyecek '' denilip
babamdan başka herkesin ertesi gün derse girdiği,
ve bu yüzden açığa alındığı ,
kimin ne olduğunun belli olmadığı kimseye güvenilemeyen yıllar
Babam ve abim sabah saat dörtte uyanılması gereken uyanılamazsa ilçeye gidilemeyen tek ulaşım aracı yeşil jeepe binip ilçeye inerler.
İnerler, evet köy öğretmenleri genellikle yüksek köylerde oldukları için ilçeye gidilmez ilçeye inilir
onlarda ilçeye iner ve banka önünde maaş kuyruğunda beklemeye başlarlar
Neden nasıl ?
kimden duydu,nasıl aklında kaldı
ve durduk yere maaş kuruğunda söylemek nerden aklına geldi bilinmez
4 yaşındaki abim etraftakilerin kimi kızgın kimi gülümseyen bakışları arasında babam susuturmaya çalışsa da susumadan
yumruğu havada
başlar ,
''FABRİKALAR TARLALAR EMEĞİN OLACAK''
sloganını avazı çıktığı kadar bağırararak atmaya...
:):):):)
ve babam en kısa zamanda tayin ister oradan:)

24 Kasım 2009 Salı

BU BLOGDA GREV VAR

23 Kasım 2009 Pazartesi

İlk Öğretmenler Günü Hediyem

Daha önce yazdığım bu yazıyı günün anlam ve önemine uygun olduğu için tekrar yayınlıyorum:)
Hava orada yaşayanlara göre her Kasım da olduğu gibi, ona göre hiçbir Kasım da olmadığı kadar soğuktu.
Öyle bir soguk ki burun,kulak,göz ne kadar duyu organı varsa duyarsızlaştıran,
tam karşısında ki duvar köşesini, eski tek kapılı buzdolaplarının haftada bir karlanan buzluklarına benzeten,verilen nefesin geri alınmasına fırsat vermeden kipriklerinde donmasına neden olan bir soğuk.
Oysa onun bildiği soguk en fazla kaban giydirir,biraz da titretirdi içini okadar.
Gözünü açar açmaz meşgul olduğu bu Kasım-soguk muhasebesini beyninin daha sıcak bir köşesinde bırakıp,ikinci el çekyattan bozma sıcak olması gerekenama haliyle sıcak olamayan yatağından doğrulup ,perdeyi araladı.
Pamuk pamuk kar yağıyordu.
Artık kalkıp ,elini yüzünü yıkama vakti gelmiş te geçiyordu.
Ayakları anne evindeyken asla giymediği,giyse de hangi odada unuttugunu hatırlayamadıgı ama son üç aydır sıkı dost olduğu terliklerini aradı,buldu.
Biri kırmızı biri mavi puanlı.
Teklerini bulmaya hiççç uğraşamazdı,öylece geçirdi ayaklarına.
Yerinden kalmadan uzandı sandalye üzerindeki annesinin eski yeşil hırkasına.
Genellikle eski giyinirdi zira ya soba yakarken ya da su getirirken yırtılıp,yanıp,çamur olabilirdi.
Zaten yenide olsa bu olasılıklardan en az bir tanesi kesinlikle gercekleşir ve giysiye kısa zamanda eski sıfatı yapıştırılırdı.
Bir ayağında kırmızıbir ayağında mavi puanlı terlikleri,omuzunda eski anne hırkası,hayli uyumsuz bir kılıkta ilerledi 1 metrekare banyosunayıkadı elini yüzünü şıkır şıkır buzlu suyla.
Sıra tahtasından yapılmış ikili rafından alüminyum çaydanlığını aldı.

Tek başına da kahvaltı yapılmaz ki. Kahvaltı yapmakta ne?Tek başına da kahvaltı edilmez ki.

Yok buda olmadı.Bu kahvaltılıklar tek başına da yenilmez ki diye en doğru cümleyi bulduğunu düşünüp geçiridi içinden. Su için bidona elini attı.Bidon oldugundan ağırdı.Donmuştu :( :(eksi bilmem kaç derecedeki gecede ,yattığı odaya almayı unutmuştu.

İkisini de olduğu yere bıraktı.''Zaten canım çay içmek istemiyor'' dedi. Suya ve çaydanlığa kızgın ve küskün bir dudak büzerek.

Kapı arkasına asılı,dün Meryem'in''Annem tandır yaptı,kete de getirecedim ama yolda Hanoların iti govaladı,düşürdüm üğretmenim''diyerek getirdiği kenarı kurumuş tandır ekmeğiyle tel peyniri sarıp yedi hızlıca. Hızlıca ,herşey hızlıca burda.Tuvalete gitmek hızlıca, el yıkamak ,hele banyo yapmak daha da hızlıca.

Hızlıca eşek alınır komşu ahırdan.Hızlıca bidonlar yüklenir sırtına.Hafta sonları saat 6:00 da minübüse koşulurdu hızlıca. Bu kadar hızlı hareketlerle yaşanan bu yerde ,bir zaman ağır ağır ilerle,geçmek bilmezdi. ''Zaman sen çık aradan.Şimdi hızlı hızlı giyinme ,hızlı hızlı okula gitme vakti ''dedi.

''Personel,kılık kıyafet yönetmeliğine uymaktadır''diye ilçeye gönderdiği 243'e bilmem kaç resmi yazısının aksine.Likralı,ütü izsiz pantalonunu,sıcak suya yıkayıp dahada kalınlaştırdığı,kalın yün kazağını giydi tabi yine hızlıca. Son birkez bakarken aynada yönetmeliğe uymayan kıyafetine,anılı bir gülümseme belirdi yüzünde.

Kendisinin:''Ben çok bakımlı bir öğretmen olacağım.Şıkır şıkır gideceğim her gün okula''sözlerine karşılık

Annesinin:''Korkarım saçını bile taramaya vaktin,fırsatın ve isteğin olmaz''cevabını hatırladı aynada dağınık saçlarını görünce.

Hayır,okadar da bakımsız değilim diye gülümsemesini hemen ciddi bir iafdeyler yer değiştirtti. Bunu ispatlamak istercesine aldığı 60 faktörlük güneş kemini,kar kremi olarakkullanmak üzere sürdü yüzüne.

Evet,şimdi daha iyiydi.Saçlarını da tarayıp toparlarsa şıkır şıkır olmasada ,annesinin dediği gibi bakımsız da olmayacaktı.Birazdan giyeceği kahverengi,tüylü çizmelerini saymazsa:):):)

Çizmeler ayağında ,bir eline kitapları ,bir elinde balta,tek sürgülü tahta kapısını açıp günlük koşturmacasına,hızlıca koştu odunluğa.Yeteri kadar odun ve çıra kırmalıydı.Aslında bu işi Ahmet amcanın oğlu Sedat yapmalıydı.

Dün gelip:''Huğcaaa sen mazutun teneğesi gaç guruş bilinmi?

Çocuk he yaparım demiş amma(çocuk Sedat ta 32 yaşında) olmaz,kurtarmaz 60 lira iki ton oduna''diyip, anlaşmayı bozana kadar.

Ahmet amca onun sözlerini hiç dinlemeden ,mazot fiyatı üzerine tek kişilik konferansını vermiş,onu kırılmamış iki ton odunla baş başa bırakmıştı.

''Sana da ,oğluna da,mazotuna da'' diye söylenerek kırarken son çırayı,parmağının ucundan beynine hızlı bir acı iletisi ulaştı.
Parmak ucunda ,yarısı ayrılmış et parçası ve kana ,ağzında da acı bir ahhh a dönüştü bu ileti yolculuk sonunda.Baltayla olmazdı,keserle kırmalıydı çırayı biliyordu oysa.
Tekrarladı,''Ahmet amca ,sana da,oğluna da,mazotuna daaa...''
Avucuna aldığı baş parmağını sıkıca tuttu.Minik kan damlaları düşürerek kara,hılıca koştu bayaz badanalı lojmanına.Parmağını sarmaya çalışırken kapı çaldı.
Gelen çocuklar olmalıydı.
''Üğretmenim kapı kapalııı''
'' Evet canım kapalı,alın anahtarı ben geliyorum şimdi''diye uzattı anahtarı.
İlk yardımını da yapıp ,bu güne önce oduncu,sonra hemşire olarak başladı.
Artık asıl görevine dönme ,öğretmen olma zamanıydı.Önce odunluğa uğrayıp kırdığı odunları kucakladı.
Yolda minik eller yardıma uzandı ailelerinin duyarsızlığına inat yapar gibi.

Hepsi yanmayan sobanın başına toplanmıştı içeriye girdiğinde.

Çok bekletmeden yaktı ,artık ustası olmuştu ilk günlerde 20dk yakamadığı sobanın.Sıralar soba kenarına dizildi,çoraplar çıkarıldı.Minik,pis ve morarmaya yakın soğuk ayaklar sıra üzerine ıslanmış yün patikler ve çoraplar soba kenarına dizildi.

Isınıldı ,kurundu teneke sobanın çıtırtısı ve ıslak çoraplardan yükselen,tüyüyle haşlanmış tavuk kokusuna benzer bir kokuyla.Isınan ellerle,kuruyan çoraplar giyilirken Hayat Bilgisi olması gereken derste.

Tek örgülü uzun saçları ve al al yanaklarıyla İlknur belirdi pencerede. Birazdan kapı iki tık tıklanıp tüm sınıfın ''geeeeelllll'' emriyle aralandı.

Biraz önceki gellll korosu:

''İlknur geç kaldın.Geç kaldığın için özür dileee'' diye ikinci emirlerinide verdiler, tek örgülü ,uzun saçlı al yanağa

İki eli önde birleşmiş,baş aşağı,gözler yukarıda ,belli belirsiz

''Geç kaldığım için üzür dilerim üğretmenim''diyerek hemen sırasına koştu. Hasta mı ,diye düşündü.Tamam yanaklar her daim kırmızıydı ama bugün başka bir şey vardı sanki.

Diz çöküp sırasının önüne alnına dokundu.''hasta mısın?''Cevap vermedi. Onun yerine ,her söze verecek bir cevabı olan yüzü orta çilli,kepçe kulaklı,önden iki eksik dişli Cihat:

''Hasta deel üğretmenim .

Dün gördüm babasıynan samgaşa gitti''

Güldü Cihat'a ,İlknur'a dönüp tekrar sordu:

'iyi misin?''Yine cevap yoktu.Hasta da değil çünkü ateşi yoktu.

Dizleri üzerinden doğruluyordu ki,tek örgülü uzun saçlı al yanak ,başını sıranın altına sokup hızlıca çantasından gazeteye sarılı bir paket çıkarıp uzattı. Sıra arkasından bir kol,kafa yok gövde yok!

Bu ne şimdi?Şaşkınlıkla uzatılan paketi aldı.Sıraya oturup ,çenesinden tutup kaldırdı gizlenmiş,utangaç başı.

Gözleri hala sıra altındaki al yanağa sordu:

''Bu ney tatlım?'' ı ıhhhh yine ses yoktu.Üst dişelriyle alt dudaklarını ısırıp,gülümsemeye başladı.Gözleri hala sıra altında.

İlknur ve gözlerini sırayla baş başa bırakıp gazete paketini açtı.Bu da ney?diye düşünürken ,aşağıdan gelen ince bir sesle söylenen sihirli sözcükler tüm sorularının cevabıydı.

''ÜĞRETMENLER GÜNÜN KUTLU OLSUN ÜĞRETMENİM'

''Tek örgülü , uzun saçlı al yanaktan lk öğretmenler günü hediyesini almıştı. Dünyanın en masum sunuluş tarzıyla,en değerli ve ilginç hediyesiydi onun için. Yarısı yenmiş peynirli çubuk kraker. Niye mi değerliydi?

Köy bakkalında bulunmayan peynirli çubuk kraker,belliki dün Sarıkamış tan alınmış.

Bu gün öğretmenler günü ne hediye etsem derken,o gün onun için en değerli şeyini,dün kıyamayıp yarısını yediği krakerinin diğer yarısını almış,kendince paketlemiş ve onunla paylaşmıştı.

Şimdi ne soğuk ,ne Ahmet amca,ne kırılmayan odunlar,ne de kenarı kesilmiş baş parmağı canını sıkabilirdi.Çünkü bu gün bir kez daha farkına vardı ki dünyanın en güzel mesleğini yapıyordu.

İyi ki öğretmendi.İyi ki bu karşılıksız seven minicik yüreklere sahipti.

idea,zeynep,şule,doğamın annesi:),aysema öğretmenim,dolunay,zeynep ,gözde,ayşe,pınar, meltemimin annesi ve unuttuğum varsa kendini hatırlatsın

öğretmenler gününüz kutlu olsun arkadaşlarım:)

22 Kasım 2009 Pazar

Şişşşşşşşt

saat:23:00
Ben yapmadım
biraz önce mutfağa gitmedim.
Elime tavayı alıp,
bol soğan doğramadım tereyağının içine.
Soğanlar karemelize olunca
ince ince biber ve 1 domates hiç eklemedim.
Onlar kavrulmadı cızır cızır
ve ben yumurtaları hiç kırmadım.
Birkaç dilim sucuk mu?
Hani nerde?
Pul biber mi?
O da ne?
Bu menemen vari yumurtamın üzerine onu da hiç serpmedim.
Misssss gibi bir koku yayılmadı etrafa
çatalsız ,ekmeği banmadım.
Yemedim.
Şişşşşt bunların hiç birini ben yapmadım.
Siz bunları hiç okumadınız.
Aaaaaa sizmi geldiniz ,hoşgeldiniz,hoşgeldiniz
Eeeee daha daha nasılsınız:):):):)

17 Kasım 2009 Salı

Telaşlı bir gün ertesi ve Asya'dan Atatürrrrrk:)

''öğretmenimmm kafamı bozma canımı sıkma kendine iyi bak hastasın bak yüzünden belli

sen gelmesene okula yatsana evde artık Allah Allahhhhh'' ???:):):) sözüyle gülümsemeye dönüştü yüzümdeki bu gün nasıl geçecek bu can acısıyla ifadesi.

kaşlarını çatıp bana bunları söyledi Ali

Biraz zorlansamda hasta olduğum için beni hiç üzmediler

Ses yapan,ders dinlemeyen olursa hemen

''Şişşşt sus ders dinle öğretmenimiz hasta görmüyormusun üzme''

diye uyarıyorlar,

tenefüs aralarında başımı masaya koyduğumda hemen omuzlarımı tutup masaj yapmaya kalkıyorlar:)

çok tatlı bu minik meleklerim ya

bu arada aşı yazıları geldi

tek tek dağıttım ama hepsi ''çocuğum aşı olmasın ''yazıp geri gönderdiler.

gelen yazıda uzun uzun yararları kısacık zararı anlatılıyoru oda en yumuşak dille

ve altta bir not ;

''görüldüğü üzere aşının yararı yan etkisinde çok daha fazla''

Okulda öyle bir panik havası varki

insanları tedirgin etmeyi başardılar sonunda

minicik minicik beyinler telaş,kaygı ikilem içerisinde daha bu yaşta

her tenefüs ellerini yıkıyorlar derse girmeden önce,hapşuran bir arkadaşlarına öcü gibi bakıp

kendilerini dışarda öpen olursa yüzlerini yıkaya yıkaya eskitiyorlar.

cips yiyen olursa öğretmenim gdo lu o yemesin diye elinden alıp atıyorlar paronayak oldu hepsi

okadar doğru yanlış bilgiye aileden televizyondan sahip oluyorlarki engelleyemiyorum

ilkokula dair hatırladıkları anıları

gdo lu ürünler ,aşı olsammı olmasammı tartışmaları olacak yazık. zaten sınıfımda 5, okulunda nerdeyse yarısı raporlu

Bu kadar skıntılı haberden sonra biraz önce gördüğüm haberle yüzüm güldü ideam iyileşmiş:)

VE BUKADAR SIKINTININ TELAŞIN ARASINDA BENİ GÜLDÜREN TEK VARLIK:) SİZDE GÜLÜMSEYİN ASYA'NIN DİLİYLE ATATÜRK SEVGİSİNİ DİNLEYİP:) video

16 Kasım 2009 Pazartesi

ideam çabuk iyileş:(

''Defalarca yayınlamaya çalıştım ama her defasında bunu reddettin
Bu yazıyı yazmamı istemedin sanki bloggerim
Bende ne görmek ne yazmak istedim inan ama şu an ona ulaşmak adına yapmam gereken başka hiç bir şey gelmiyor elimden.
Sevgili öykü sayesinde bana ulaşan ve ulaştığı anda yıllardır tanıyor hissini bende uyandıran , nadir insanlardan olan
Her geldiğinde asyamı ısırıp yiyen,beni sarıp sarmalayıp kucaklayan
Ve her defasında meltemide alıp geleceğine söz veren ve ertesi gün gelecek hissini bende uyandıran,arkadaşım ,canım,yaramaz kızım,meslektaşım ideam hasta
Yakınımızdakileri sevdiklerimizi bulmayacağını düşündüğüm Hep bir abartı gözüyle baktığım sen
H1N1 KIŞŞŞT ,HOŞŞŞT YADA HER NASIL GİDERSEN ÖYLE GELDİĞİN GİBİ GİT İDEAMIN VÜCUDUNDAN
Ve sen CANIMMMM ÇOK GEÇMİŞ OLSUN GEÇİP GİTSİN VE SEN İSTER HÜZÜN İSTER SEVİNÇ YAZ AMA NE YAZARSAN YAZ ARTIK.SENİ SEVİYORUM…''

15 Kasım 2009 Pazar

Hâletiruhiyem...

Ne yazacağım ben şimdi?
Klavye üzgünüm ama sende kalem gibi değilsin ki:(
O olsa parmaklarıma dost olur,anlar ne hissettiğini ve kendiliğinden döktürürdü kelimeleri.
A larım daha yana yatık daha titrek,belki düşen bir gözyaşı damlası ile dağılmış bir halde olurdu şimdi.
Ve anlardı beyaz sayfam içimdeki tüm söyleyemediklerimi.
--Niye bukadar önyargılısın be güzelim bas sen tuşlarıma ,teknolojıksek ruhsuzda değiliz ki yazdında ''hüzün,endişe,korku''diye ,biz sevinç diyemi anlattık herkese, hadi bir dene.
Bir yanım dalga geç derken bir yanım ciddiye al dedi
yapamadım ne dalga geçebildim,
nede ciddiye almak işime geldi.
Biz iki gün öncesine kadar,
Asya doğal olarak:)hala herşeyden habersiz.
Yine elinde faturalar geliyor kucağıma
canım acısada indiremiyorum ,indirmek istemiyorum
yada kalemleri elinde ,defteri önünde
''Anne otur buraya'' emrini verdiğinde yok diyemiyorum.
Her şey geçer, buda geçecek biliyorum...
ve sevk aldığım için burun kıvıran müdürümün burnunu kırmak istiyorum
--Bak oldu işte asyaselda hanım kalemin yerini tutamasakta anlatamadık mı songünlerdeki hâletiruhiyeni?
--Heyyyy! Benden de bir dörtlük ekleyin bu yazıya
--Ah Hayyam, can Hayyam sendemi dinlerdin bizi gizliden gizliyee:)
Yıllar günler gibi geçti gider;
Nerde o eski dertler, sevinçler?
Belaya aldırmaz aklı olan:
Bu da her şey gibi geçer, der.
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.

11 Kasım 2009 Çarşamba

''Oku''

14 ay 10 ay
9 ay
''oku''
''oku''
''oku''
En son bu kelimeleri ardı ardına ortaokulda din dersinde öğretmenimizin korkunç bir ses tonuyla hatırladığım anlatımından duymuştum.
Şimdi de son bir haftadır Asyanın şirin sesinden en emirvaki haliyle duyuyorum.
Eline ne geçse iki parmağıyla tutup gözüne yaklaştırıp
mırın mırın okuyor okuyor sonra belli bir süre okuyunca sıkılıp
''oku''
''oku''
''oku''diye bana yada yakınında kim varsa ona yöneliyor ,
ama her defasında ne iki ne dört üç defa oku diyip yanıbaşıma sokulup gözlerini üzerime dikiyor. kendine özel çok kitabı olmasına rağmen o yazılı her kağıdı eline almayı seçiyor,sonra mı?
Sonrası benim-bizim yaratıcılığımıza kalmış.
Artık bir çay poşeti mi takvim yaprağı mı,elektirk faturası mı,market fişi mi bulur getirir oda Asya'nın insafına kalmış.
Tercihim takvim yaprağından yana olsada ,
Geçen gün poşet çay kağıdı buldu önce kendisi okudu mır mır sonra oku emriyle ben başladım.
''içinde kaynamış su bulunan fincana bir poşet çay koyunuz ve 1-2 dakika beklettikten sonra içiniz'' cümlesine bakarak 10 dakikaya yakın meraklı gözlere ve kulaklara Asya prensesin maceralarını anlattım hayal gücümün sınırlarını zorlayarak.
İlk okumamı istediğinde şu yazımda anlattığımda 9 aylıktı,ne kadar sevinmiştim,umarım 4-5 aylıktan bu yana ona kitap okuma çabalarım sonuç verir ve sever derken o sabah okumamı istemişti.
Şimdi keyifle izliyorum ki bu sevgi hala devam ediyor,umarım bu hep böyle ömrü boyunca devam eder...

10 Kasım 2009 Salı

En güzel mim

Defne'nin yaprağı mim uydurmuş.
Ama ne yalan söyleyeyim okuduğum,bana gelen ,gelmeyen en güzel mim.
Kitap mimi okunanlar,okunmuş olanlar,okunmak istenenler bir yandanda ne okusam diyenlere okunan mimden alınan fikirler açısından güzel en güzel mim:) ben beğendim ve cevaplamak istedim.
1.Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu
''Atlantisten İstanbul'a''
El yazması bir kitabın olduğu bir sandığın Atlantisten İstanbul'a 1500 yıllık fantastik yolculuğunu anlatıyor kısaca.
2.En son aldığınız kitap
Atlantisten İstanbula,Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım,Cumhuriyet
3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar içinde en sevdiğiniz
Boyalı Kuş,Mavi Karanlık,Kayıp Romanlar,Tutunamayanlar,Tehlikeli Oyunlar,
4.Bir türlü bitiremediğiniz ,bitirsenizde sizi illallah ettiren kitaplar
''Buddenbroklar''
5.Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap
Cumhuriyet

08 Kasım 2009 Pazar

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır''.

3.Sınıf kışı
Hava soğuk kapı çaldı.
İçeriye giren kısa boylu şişkoca bir müfettiş,
yanında elleri önünde bağlanmış ceket düğmeleriyle oynayan müdürüm ''buyrun efendim ''diyor.
Buyuruyor,
herşeyi ben bilirim ifadesiyle geziniyor,
ve bana
''sen'' diyor''sen kalk bakalım oku İstiklal Marşı'nı ezbere''
Hemen kalkıyorum,biliyorum çünkü , okuyorum 11 kıtayı 12 ye gelince tekliyor kelimelerim karışıyor birbirine
müfettiş kafayı iki yana sallayıp cık cık cık lıyor
bir kaç sorudan sonra çıkıyor.
Öğretmenimiz kızıyor
Ben üzgün yanımdaki Fatmaya diyorum ki
''Şaşırdım Atatürk bana bakınca,şaşırıncada kötü kötü bakı bana ''
''Nasıl yani Atatürk sanamı baktı''
''Evet''diyorum Fatmaya inanmıyor.
Teneffüste sınıfın köşelerine,kenarlarına,sıra altlarına bile giriyoruz nereye gitsek o hep bize bakıyor.
O günden sonra her baktığımda soru bilemediğimde, kaşları çatık bildiğimde ise bana gülümsüyor-DU-
Resmi 3 sene önce değiştirilene kadar .
Artık sınıfta bakmıyorsun ne öğrencilere ne de bana
Uzaklara bakıyorsun küçültülmüş gök mavisi görünmeyen gözlerinle,
ve ben baktığımda sana her sabah hep küstüğünü düşünüp
dönüyorum 3.sınıf kışına...
Sevgimin bloğunda gördüm birmilyon kalemin başlattığı imza kampanyasını ve dedimki benimde imzam olmalı
sizde benimde imzam olmalı diyorsanız buraya bir yorumunuz yeterli.
Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.
Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz.
Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz
.Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor.
Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz.
İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuz
u sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.
10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz.
Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

GELDİLER:)MİMLER

Mim mevsimi başladı ,bana piyango ne zaman vuracak diye beklerken Aynurcum o beklenen haberi verdi işte soruları ve cevaplarım.
1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Siyah-siyah-siyah
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Mağazadan ziyade keşfedilmemiş farklı tarzlarda ürünleri olan sokak arası saklı küçük butiklerimi seviyorum.
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Beni daraltmayan,hareketlerimi kısıtlamaan her şeyi giyebilirim.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler
Deri pantolon giymem sanırım :P
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Hiççç düşünmedim marka takıntım hiç olmadı
7.En fazla yatırım yaptığın sektör?
Kitap:)ona verdiğim paraya hiç acımadım...renkli karton ,boyalar,kırtasiye malzemeleri
8."Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Kitap...
9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Bu konudada hiç takıntım olmadı nerde doyuyorsam orda diyeyim:)

01 Kasım 2009 Pazar

Kabuk bağlamayan yaralar

''Önce sen'' demişti Zeynep.
At arabasının arkasına asılıp ,
arabacının;
'' İnin kızlar ,düşeceksiniz'' sözlerine aldırmadan,
saçlarımız yarı yağmurlu rüzgarda ıslanarak savrulduğunda ,
ellerimiz ıslak kasaya tutunmaya çalıştığı anda ,
önce sen demişti,
önce sen atla.
Atlamış ,atlamamla yol kenarındaki dikenli çalılıklara yuvarlanmam bir olmuştu.
Zeynep'te ardımdan atlayıp aynı yuvarlanmayla soluğu yanımda almıştı
Üstümüz başımız çamur,yüzümüz gözümüz çizik ama gözlerimizde hınzırlık , dudaklarımızda kıkırdamalar vardı.
İşte o günden kalmaydı dirseğimizdeki yara.
Ağlamamıştım,ertesi günlerde kabuğuyla oynayıp ,kanatıp tekrar kabuk bağlatmıştım.
Sonra tekrar kaldırmış iyileşmesine izin vermemiş,yine kanatmıştım.
Bir çok yarama yaptığım gibi.
Pencere kenarında yağmuru seyrederken, bir at arabasının yoldan geçmesi ve yaramın sızlamasıyla bir bir sıralandı bu geçmiş an kareleri gözümün önüne.
Zeynebi düşündüm sonra,
onunda dirseğindeki iz duruyor mu ?
Onunda başka yaraları oldu mu?
Kabuk bağlamayan yaraları.
Kabuk bağlamasına izin vermediği yaraları,
canını yıllar geçsede acıtıyormu acaba?
Büyüdü mü?
Büyüttümü içindeki çocuğu?
Keşke sorularıma cevap bulabilseydim.
Keşke yanımda olup yaralarımıza gülebilseydik.
Ben ise küçük bir kadın büyüttüm çalılıklara yuvarlanan yeşil gözlü küçük kız çocuğundan ,
küçük bir kadın.
Yaralarının olacağını bile bile çalılıklara atlayan,
atlayıp yaraları olan,
yaralarının iyileşmesine izin vermeden ,durmadan kanatan.
Bunu yapmaması gerektiğini asla öğrenemeyecek,öğrenmek istemeyecek olan küçük bir kadın...

Teşekkür...

Bir dolu teşekkürüm var bu günlerde:)
önce Edam ve Özge-Özlem kardeşlere teşekkür etmeliyim
ucuz ve kaliteli adlı blogdan aldığım ürünler için.
Seçtim, sıcacık telefon konuşmalarıyla yan tükandan alışveriş yapar gibi
samimi diyaloglarla ilk sanal alışverişimi gerçekleştirmiş oldum.
ürünlerim geldi gerçekten kaliteli ve şık ürünler
ayrıca uygunda.
paket içinde gelen iki süpriz hediyem içinde edaya teşekkür ederim çok ince ve zarifti:)
Aşağıdaki tuniği ve daha bir çok güzel ürünü oradan aldım.

İkinci teşekkürüm ise Akıllıbebekten arkadaşım Aynur'a Asya'ya çok eğitici ve eğlenceli bir cd yollamış.

Cd gelir gelmez ilk dersimize başladık bile şekiller:) Asya elinde hiç bırakmadığı kalemi ile kedi yapmaktan daire yapmaya terfi etti nerde yuvarlak birşey görse daire der oldu:) Teşekkürler Aynurcum:)

Aşağıdaki basit tşörtten bozma yelekte yine Eda'nın yazısında gördüğüm bir kendin yap projesiEski yeni farketmez bir tşörtü alıp,kol altlarından ve tek yan dikişten kesiyorsunuz.Boyun ve omuz için tam ortadan 30cm bir çizgi şeklinde kesip, isterseniz benim gibi tekstil boyalarıyla desen verip şık bir şekilde giyebilirsiniz.

Yukarıdaki tunik üzerindeki siyah yelekte aynı şekilde yapıldı.

Ayrıntı için şuraya bakabilirsiniz.

28 Ekim 2009 Çarşamba

???

Nedir cumhuriyet?
şarkı
başbakanın oturduğu ev
yok yok şiir öğretmenim
Kaç tarihinde ilan edildi?
23 nisan
10 kasım
2003...
nerede kuruldu?
yıkıldığı yerde...
Aldığım cevaplar buydu bu sene öğretmenleri olduğum sınıfıma pazartesi cumhuriyet hakkıında ne biliyorlar acaba dediğimde
siz bunları hiç öğrenmedinizmi diyerek açtım gözlerimi hayretle
unutmuşlardır dedim
dışarıdaki sırada bile erkek kız diye ayıran,dolabında dini hikaye kitapları,dergiler bulduğum eski öğretmenlerini suçlamayayım diye, tüm iyi niyetimle..
Ama olmamalıydı 3.sınıfa giden bir öğrenci adı gibi bilmeliydi Cumhuriyeti
sıvadım kolları pazartesiden buyana tüm programı yerle bir edip sadece cumhuriyeti anlattım anlattırdım
Elinde kitapla gelen diğer 3.sınıf öğretmeninin
--hocam ben matemetikten gerimi kaldım ki sen nerdesin dediğinde
hiç matematik işlemedim bu hafta Cumhuriyeti bilmeyen öğrencilerim olacağına varsın toplamayı geç öğrenmiş öğrencilerim olsun hocam cevabı vedim zevkle
ve başladım tekrar zil çaldığında cumhuriyetin getirdiği yeniliklere
Nisanur tahatada kılık kıyafet derken annesi girdi bir hışımla içeriye
--hocam Nisa'yı erkekle oturtuyormuşsunuz
bizde olmaz öyle ben sevmem babasıda sevmez ,erkekle oturmaz ne olur ne olmaz devir bu devir güven olmaz
Nisa'nın yanında oturan Mehmet daha 9'unda ne olabilirki Mehmetle Nisa 'nın aklına ne olabilirler niye getirtilirki
diye düşünürken Nisa karıştı lafa
--Oturmam öğretmenim,konuşmamda,oynamamda sevmem ben erkekleri dedi koca kadın edasıyla boynunu belini kıvıra kıvıra eli belinde
haydaaaa biraz önce kikir kikir gülen sen değilmiydin Nisa birazda dersle ilgilen dediğimde
---E ozaman yanlız oturtayım ben bu kızı devir kötü ne olur ne olmaz kızla oturtursada lezbiyen olur Allah korusun sonra...
demek gelsede içimden lafımın havada kalma ağzımı boşa yorma ihtimalini düşünerek
--Çıkın şimdi ders işliyorum tenefüste konuşuruz diye çıkardım kadını dışarıya
Cumhuriyet,kılık kıyafet,kadın hakları ,modern yaşam diye kendimi
parçalarken tahtada kadın şıçtı batırdı tüm anlattıklarımın içine
amannnn dedim ben kime neyi anlatmaya çalışıyorum
Nisa evde böyle bir anne ve baba varken anlatmak istediğimi nasıl anlasın....

derken geldim kendime ben anlatayımda 30 da 15 inide kurtarsam faydadır diyerek başladım kaldığım yerden yeniliklere kadının dışarı çıkmasıyla...

İçim sızlıyor bu insanlarla karşılaşınca onun verdiği emeklere o nasılki diye düşünüyorum ben böyleyken

bu arada yukardaki foto ne zarif değilmi?

Nisa ile Mehmet'e 23 Nisanda tangomu yaptırsam NE DERSİNİZ:):):):):):):)

Sabah bir öğrencinin andımızı okurken dili sürçtü ve NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENLERE DEDİ güzelde oldu hani bende onun dileği gibi sesleneyim Ne mutlu cumhuriyet çocuğuyum diyenlerin Cumhuriyet Bayramı kutlu , değilim diyenlerede verilen emekler zehirzıkkım olsun....

25 Ekim 2009 Pazar

Değişim başlasın:):):):)

Ben
ben
ben
ben de yaptım:(
ilk diyetime başladım:)
asla başaramaz en fazla 12 saat sonra patatesli yumurtamla salonda belirirdim
yada bol domatesli makarnamla ama o zamanlar en fazla 57 kilo olurdum ve ben asla diyet yapmayacağım derdim sonra
ama 53 kiloyla hamile kalıp,81 kiloyla doğuma giden bir insan olarak
bu ağırlıktan geriye bende kalan anne vücudunu artık sevmez oldum,
anne yüzü ilede (lekeler)savaşa başladım daha önce
yorumlarada bir arkadaş yazmıştı sanırım doktorumunda
tavsiyesiyle unite 4 temizleyici ,krem ve serumu kullanmaya
başladım bakalım ne kadar fayda sağlayacak...
Şu bir haftadır yaptığım diyet ve haftada bir bölgesel zayıflama için sağlık ve estetik merkezine gitmemle şu ana kadar tek seans gitsemde 2 kilo verdim
öyle ölüm diyeti değil
ekmeği çıkarttım hayatımdan
zaten tatlı,çerez,aburcubur düşkünlüğümde olmayınca herşey dahada kolay oldu
ve aslında salata ,çorba,ve az tavuklada doyuluyormuş:)
sabah
şekersiz çay
1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir

1 ince dilim ekmek
domates ,salatalık
saat 10:30
1 porsiyon meyve veya yarım bardak süt
öğle(13:00)
2 kepçe çorba
2 köfte kadar et-tavuk yada balık
yağsız bol salata
1 porsiyon meyve
ikindi(16:00)
2 kepekli grisini+çay
1 porsiyon meyve
akşam(19:00)ki ben asla 5 ten sonraya bırakmam akşam yemeğimi öncede böyleydi
4 yemek kaşığısebze yemeği
yağsız bol salata
yarım kase yoğurt
1 dilim kepekli ekmek
1 meyve
gece eğer acıkılırsa
yarım bardak süt
2grisini
ve uzun bir neyin yerine ne yenir değişim listem

ayrıca şu sitedende faydalı bilgi ve diyet listelerine ulaşabilirsiniz
benim bu diyette değişikliğim ise ekmek sadece bir dilim yada hiç yok
gece sütü yok
akşam yemeğide 17:00 dan sonraya asla kalmıyor
saat 4 gibi yiyorum
ve bölgesel zayıflamaya yönelik sporda yapamıyorum yoğunluktan ve sağlık sebeplerim yüzünden

bu yüzden işte evde minik çözümler buldum
sınıfım 3.katta ben her teneffüs en alt kattaki öğretmenler odasına inip çıkarken 4.kata kadar çıkıp geri iniyorum
sınıftan sandalyeyi attım hiç oturmuyorum

sabah 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra servise biniyorum
ve aslında hiç te zor değilmiş
12 saati atlatmadığı için bilmiyormuşum hiç 1 haftadır gayet rahat ve zindeyim ve bu yemek tarzı bir alışkanlığa dönüşmeye başladı sanırım
bakalım ne zaman patatesli yumurtam elide salona gireceğim
asla yapmam dediğim şeyleri bir bir yapıyorum
evlenmek
çocuk
ve diyet
büyük konuşmamak lazım sanırım....
e artık değişim başlasın bakalım:)ben eski seldayı istiyorum...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Şikayetim var...

Çocuklar durmadan birilerini şikayet eder
bende şikayet etmeyin diye hep söylenirim,ama bu defa ben şikayetçiyim
Her nöbet sonrasında ,ki bu zaman dilimi sadece 1 gün
dış kapıdan girişte her teki bir tarafa ayakkabılarından ,benimkileri çıkaracak yer bulamamaktan
halı saha hışmına uğramış ıslak ve terli tşörtleri,çorapları(devamı yatak odası ve oturma odasını ele geçirmiş durumda)makinanın içi yerine önünde yerlerde bulmaktan
oturma odasında bir elma koçanı,
mutfakta tezgah boyunca sıralanmışi su bardaklarını görmekten,tavada kurumuş yumurta artıklarını ve yayılmış kokusunu duymaktan
pijamaları bir bacağı dışarda bir bacağı içerde şortları yatak kenar ve altlarından çıkarmaktan

Evi sadece benim gibi hissetmekten
bu işlerin benim tekelimde gibi bir durum yaratılmasından
ben söylenirken
aaaa noldu niye sinirlisin bugün denmesinden :)
sonra nasıl hissetmem gerekiyor:/:/
geçenlerde bir evlilik danışmanı konuşuyordu
ona her şeyi söylemeden yapmasını beklemek yanlış söyleyin diyordu ,her defasında olsada söyleyin yapması gerekenleri
şimdi ben karşıma oturtup öğrenci gibi
yediğin tavayı yıkamalısın kokar
pijamalarını düz çıkartıp katlamalısın
çoraplarını 500üncü defa söylememe rağmen kirli sepetine atmalısınmı demeliyim
her defasında
ben bu kadar sabıra sahip değilimki?
hem niye hep kadınlar sabırlı olmak zorundaki evlilik danışmanı sayın psikolog kardeşimmmmm
şimdi kalkıp önerilere uyayım bakalım ona kadar sayıp derin nefes alıp:)
gelecek nöbet dönüşü ne olacak sonra da bekleyip görelim...
bir bloğu olsa oda beni şikayet ederdi başım şişti diye sanırım,iyi ki yok...

20 Ekim 2009 Salı

Buna alışmak istemiyorum...

Alışıyor muyum?
alışılırmı buna bilmiyorum
alışılıyorsa şayet bunu istemiyorum
Seninle ilk karşılaşmamız
aylarca dokunmadan,kokusunu duymadan,sarılmadan ,seni sevecekmi
bilmeden sevilen sevgiliyle asla yanında olamayacağına inanırken artık
bir mucizeyle ilk kelimeler,ilk ses, ilk göz göze geliş gibi heyecanlandırmıştı beni
O andan itibaren soluduğum hava,içtiğim su,yediğim yemek bile eskisinden farklıydı benim için
Sevgilinin ilk seni seviyorumu gibi bir mucizeydi anne demen
ve kaçamak bir öpücüğün verdiği salak gülüşü taşıdım dudaklarımda beni ilk öptüğün gün
Şimdi kaçamak bakışların ne oldu bakışlarına dönüşmesi,
aşkımın canıma, canımın hıı ya dönüşmesi gibi sıradanlaşıyormuki?
İlk adımında çığlık çığlığayken ben,şimdi yürüyor olman,
ilk aguların ağzımı kulaklarıma getirirken,şimdi iki üç kelimelik cümleler kurman ,
50cc sütü içecekmi diye gözünün içine bakarken
şimdi kendi kaşığınla yemen ,
çıngırağını tutabilmeni beklerken şimdi kalem tutabilmen ,
ve tüm bunların oluşumu, gelişimi zamana yayılırken doğal olarak benim eski heyecan tepkilerimi vermemem alışmakmı?
''Beni sevmene alışmak istemiyorum'' demişti-m-
Alışılırsa ve sonuç benzeştirdiğim sevgili gibi olursa,
ben Asya'nın hiçbir anına davranışına sözcüklerine olan heyecanıma alışmak istemiyorum...
Her anın bir mucize gibi yaşanmasını unutmuşken ve şu son 1,5 yıldır her anı mucize gibi yaşamayı tekrar hissetmişken bundan farketmedende olsa uzaklaşmak istemiyorum..
Silkelenip kendime gelmeliyim,ve her anını unutmamak için heyecanıyla birlikte beynime kazımalıyım...
Sonra istensede hatırlanamıyor ne yazık ki....

19 Ekim 2009 Pazartesi

İstek Üzerine Bugünlerde Asya:)

Asya bugünlerde napıyor diyem hemşom Meltem, Funda Ve Melike şerefine Asya:)
Asya bu günlerde anneannesinin yeni taşındığı site bahçesinde
kendinden 8 ay büyük arkadaşlarına taşları toplamayı,duvar kenarlarına '
'Ale del daş disss(Hale gel taş diz)''diyerek taşları dizmeyi ,
onun girmediği ne kadar delik varsa kendiyle birlikte onuda sokmayı öğretiyor:)
Ağaç kenarlarında gezmek yerine tırmanmaya çalışmaya,tırmanamayınca sinirlenmeye,ayağını atıp bin bin diyerek ağaca ben destekli çıkmaya çalışıyor...
Anne genlerinden mi geçmiş ne bayılırım çekice ,penseye,kıl testereye yapı marketlere
Asya da dedesinin tamir çantasından tornavidaları çalıp pencere kenarlarına sokarak aklınca tamir ediyor:)
Yataktan ,komidine,komidinden çalışma masasına çıkıyor
yaramazlık değil ama derdi masanın üzerinde duran namnem(kalemlere ulaşma isteği:)
elinden kalem hiç düşmüyor ne zaman aklına gelse namnem diye dolaşıyor bir öğrencinin bir yılda kullanabileceğinden çok defter eskitti...
kalemi sopa gibi tutunca Asya kalemi düzgün tut kızım dediğimde kalemi parmaklarının ucuna getiriyor
ve çizgi çalışmalarımızdan birincisi :)daireleri ona göre tedilerini çiziyor..
sanırım bana her kedi çiz dediğinde kafasından başladığım için daire çizdiğinde kediye dönüşeceğini sanıp ''kedi çisdimm''diyor:)
AAAA en önemlisi artık çişi geldiğinde söylüyor:)
Yaramaz kelimesini sevmiyorum işe yaramaz gibi geliyor:)
Eskiden sinir olurdum bu yerinde bir dk durmayan çocuklara ama
Amaçsız koşturmuyor, döküp saçmıyor Asya yeni şeyler denemeyi seviyor ve
yerinde durmaması keşfetme isteğinden ileri geliyor ve gerçekten bişeyler
çıkarıyor diyerek avutuyorum mu ki kendimi?:)
yoksa Asya da o eskiden sevmediğim çocuk tiplerinden mi?
İnsanın kendi çocuğu olunca amaçsızca döküp saçıp,ora bura saldırsada sevimli oluyor sanırım:)
(Bu arada kuzgunum,öyküm tüm blog arkadaşlarım:) yarın nöbet günüm beni testere banyomla yalnız bırakmayın :/ :/ :/ :/ )

18 Ekim 2009 Pazar

Ben Anlıyormuşum Şu Moda Denen Şeyden:)

İki günlüğüne kaçmıştım oralardan ama ertesi gün kaçılan yerlere yeniden yolculuk vardı,yapılması gereken koliler,alınması gereken son eksikler ...
Ayaklarımı sürüyerek arkasından gidiyordum annemin
--ne oldu gelmek istemiyormuydun yoksa?
--yoo oda nerden çıktı?
--ayaklarını sürüye sürüye yavaş yavaş geliyorsunda
--ya bilmem yok aslında niye gelmek istemeyeyim,sanırım alışkanlık
orda(sarıkamışta) yerler buz olunca böyle yürümeye alışmışım,bir an unuttum ayak sürümemde ondan,farkında değildim sen söyleyince ayıktım:)
Annem acır gibi baktı,durdu,
gülmedi oysa komikti büyük bir alışveriş merkezinde cam gibi karoları unutup buzda yürüdüğüm gibi yürümem...
Ayakkabı reyonlarına yöneldim çizme alacaktım birden
gözüm diğer reyona kaydı
---aaa bunlardan lazım bana orda çok gerek oluyor
(kömür taşırken ,balçık olan çamurda su taşırken,hatta okula giderken )
diyerek bırakıp sarıldım sarı naylonlara...
---ee başka bakmayacakmısın?
---yok anne ya onları giyemiyorum orda boşuna eskiyorlar buzda,çamurda...
derken annem ağlamaya başladı
--genç genç kızlar topuklu çizmelere bakıyor yan reyonunda sen sarı çizmelere sarılıyorsun sevinçle,
---eee nolduki ?
---üzülüyorum işte geçiyor ömrün dağda,karda kışta ,çamurda sarı çizmelerle...
Aman anne demiştim anlamamıştım üzüntüsünü ne üzülüyorsun diye söylenmiştim hatta...
(şimdi anne olunca anlarsın kitabıma yeni bir olay daha ekledim)
---oooo bunlar neki benim daha ne ayakkabılarım var (gerçekten de vardı)köyde sarı,mavi,kırmızı lastikler varya ondan işte , diye gülüp güldürme girişimimde sonuç vermedi...
ardındanda yapı markete girip çekiç ve keser almıştım hemde kırmızı saplı:):):)
''Elelem biblo alır sen keser ,çekiç'' diye bidaha ağladı sonra:)
Geçenlerde bir dergide rastladımbu çizmelere moda olmuş,birkaç yerde daha gördüm ,aa aynı benim çizmelerimden:):)..
Anneme koştum gösterdim hemen

--bak bana ağlıyordun o zamanlar şimdi kapış kapış genç kızlar bundan alıyormuş ,modayı yıllar öncesinden takip ediyormuşum da heberin yokmuş diye güldük sonra:):):)

16 Ekim 2009 Cuma

Silaprimasya:)Tşörtü:)

Bende yaptım bende :)ve çok hoşuma gitti ilk kez yaptığım bir şeyi keyifle giyindim,okula bile bununla gittim:)

Sevgili Eda'nın(Stil direktörü) bloğunda gezilme tozulma yazılarında güzel gülümsemesiyle dikkatimi çeken ama bloguna bakmayı sonradan tesadüfen akıl ettiğim ve boynumun tutulmasını sağlayacak bir süre bloğunda kaldığım lacheen'de matmazel tşörtü diye görmüştüm:)

Hemen büyükçe bir tşört buldum kollarını kestim,üzerine bir desen lazımdı:)sevgili primarima'nın galerilerinden bir melek seçtim:)

ki sizde primarima'nın çocukça bir dünyasına uğrayarak tşörtten,bekarlığa veda partileri organizasyonlarına,üç boyutlu tablolara kadar hayal gücünüze kalan bir çok ürüne sahip olabilirsiniz:)

meleği tşört üzerine çizdim orjinalde sarı olan saçları lacheen de pembe saçlı kızı çok sevdiğim için pembe yaptım:)

ve en zevklisi kare kol artıklarından yeşil boncuklu fırfırlardı,onlarıda yapıp askılara ekleyince ortaya şirin ve şık bişey çıktı,fırfır ve diğer ayrıntılar için siteyi ziyaret edebilirsiniz...

13 Ekim 2009 Salı

Anneeeeeeeeeeee!!!

Yurttayım herkesler uyudu,
en alt katta ve cam bölmeli odamda yalnızım
dışarda bir rüzgar var
çift taraflı açılan dış kapımız öne arkaya gelip giderken rüzgarın etkisiyle gırrrç gırrrç sesleri çıkarıyor
karşımdaki tuvalet floransı cızırdaya cızırdaya yanıp yanmama arası kararsız kalıyor testere filmindeki cızırdayarak yanan ve ayaklarından zincirlenmiş adamların olduğu banyo gibi
boş karanlık merdivenler ve upuzun bir koridor var kafamı arkaya çevirdiğimde
ve duymadığımı bildiğim ama duduğumu sandığım ayak sesleri
her an omzuma dokunacak sandığım bir el
abimin çocukken anlattığı saçma salak tek ayaklı ayşe hikayesi bile geldi
aklıma :/
biraz önce sanal alemde geyiğin dibine vurduğumuz güdüğümde,
meb in yasakladığı bloğuma bu saatte kavuşmamı sağlayan ülküm de ,
tatlı tatlı sohbetiyle beni burdan alıp götüren öyküm de yok
tırstım mı ne?
şimdide benmi ağlasam anneeeeee diye:):):):)
anneeeeeeeeeee.......................
ve selda'nın son cümleleri bu olur anneeeee....................
o geceden sonra ondan bir daha haber alınamaz sır olur................
tamam abarrtım farkındayım:):)
şimdi yatıyorum haydi iyi geceler:)
geçti sanmayın ama hala korkuyorum...
(resmi bile parmaklarım gözümün önünde yükledim)

08 Ekim 2009 Perşembe

Bir Günde Üç Hikayeden Birincisi

İlk karşılaşma ve seneler öncesine dönüş sendromunu bir kenara bırakıp sorumluluklarımı almalıydım, valizimi bıraktım tanıştım ,kaynaştım yıllar öncesindeki yurt şakalarını yapmaya cesaret edende olmadı:):):) Yemeklerini yedirip,anti bit şampuanlarını şişe şişe aşağı banyoya taşıyıp,bir bir saçlarına döküp banyo yapmaları için dizi dizi duşakabinleriyle onları başbaşa bıraktım.Kaşınarak yukarı çıktım.. Cam bölmeli ,37 ekran televizyonlu ,tahta kahverengi sandalyeli ve masalı odamda izin ve nöbet defterlerimide doldurup ,
arkama yaslanmamla sonunda bitti nefesimi vermem bir oldu...
Tam ohhhhh nefesimide alıp verecektim ki kapıyı tıklatıp sarı saçları yemyeşil kocaman gözleriyle Ayşegül kapıdan uzattı kafasını..
--Girebilir miyim?
--Gel canım
--Şey öğretenim ben şimdi biraz önce bakkala gittim ,telefon bozukmuş
--Eeee
--Şey annem hasta ,yani hasta değilde biraz rahatsız,yani rahatsızda değilde işte....
--Tamam Ayşegül tamam numarayı söyle bakalım:)
--Aslında çok hasta değilde ordada kesik olunca haber almadım merak ettim yoksa aslında bakkaldan...
--Tamam Ayşegül numara???
Ayşegül numaraları söyledi söylerken de ekledi ''yengemlerin bu numara çağıracağız gelecek 5 dk sonra,köyde başka telefon yok''...
Hala bu telefonla yan evden çağırma devri kapanmamış diyerek onun yaşlarındayken sınıfça muhtarlığa telefon görmeye gidişimizi
köydeki tek bakkal'ın çocuk gönderip lojmana ''sizi çağırıyorlar telefona 5 dk sonra arayacaklar''diye nefes nefese kalışını hatırlayarak Ayşegül'ü annesine , yengesi aktarmalı bağladım...
--Alo!
--...
--Anne ben Ayşegül,öğretmenin telefonu çabuk konuş
--Halin vaktin nasıl?İyimi?
--Sinirlenme tamammı?Kızma hiçbirşeye
--Bak söz ver ama sinirlenme
--Dişin nasıl oldu gittinmi doktora?
--...
--Git tamam mı?Geldiğimde çürük diş görmeyeyim,çektir hepsini inci gibi gül bana...
--...
--ben iyiyim merak etme,yemeğimi yedim banyomu yaptım,kitaplarımı kapladım.
--...
--ya iyiyim dedim ya merak etme(derken gözleri doldu)
--Tamam annecim öpüyorum,sağlığına dikkat et emi sinirlenme kimseye,benide merak etme
demesiyle kapatması,
kapatmasıyla ağlaması
ağlamasıyla hızla odadadan çıkıp merdivenlere koşması,
onun bu haliylede benim ağlamam bir oldu.
Daha 10 yaşındaydı ve
gözyaşlarını dudaklarını ısırarak tutmuş ,
en neşeli sesiyle annesiyle tıpkı bir anne gibi konuşmuştu...

07 Ekim 2009 Çarşamba

Yurt günlüğü 1

Yurtta ilk günüm
elimde bavulum,kaygılı,ne ile karşılaşacağım bakalım bakışlı geri geri giden adımlarla girdim beyaz demir kapıdan içeri..
Gri karo merdivenler ,koridora dizili uzun ve yüksek asma kilitli demir dolaplar ,8 ranzalı odalar,çamaşır haneler ,revir,sıra sıra banyolar...
Elimdeki bavulu biryere bırakmayı akıl bile edemeden dolaştım her yeri ,buda kim yeni mi bakışları üzerimde...
tıpkı yıllar öncesindeki gibi,
tek fark
Artık yoklamayı veren değil ,alan olmam
Yemek saatinde sıraya giren değil ,sıraya dizen olmam
Kat telefonuna çağırılan değil çağıran olmam
Dışarı çıkmak için izin isteyen değil istenen olmam
artık öğrenci değil öğretmen olmamdı
ama bu bile pas kokulu soğukluğu değiştirmeye yetmedi
hangi tarafta olursan ol yurt aynı yurttu...
yeni okulum yatılı bölge okulu ,haftada bir gece nöbetim var kızlar koğuşunda
ve herbirinin yüzünde hüzünlü hikayelerim
anlatılmayı bekleyen ilerleyen zamanlarda...

06 Ekim 2009 Salı

Cevap: çapkın bir göz kırpışı

Akşamdan kalma
uykum var
annemi özledim
gözüm şiş
şişşşt dağıtırım ulennn
alllo bişey mi var kardeşşş
bakışları diye aklınızdan geçsede değil:):):)
Asya göz atma işini gözlerini kısıp ikisinide kırpıştırarak yapıyor ve çok komik oluyor
Asya hadi göz at bakalım diyince:):)
iki gözü kısık sarhoş gibi dolaşıyor ardındanda yanaklarımızı sıkıp uyyyyyy pıstık pıstıkkk(fıstık)
diyerek kendince bizi seviyor..
Buda annemi sıkıştırmadan önceki göz atıp birazdan fıstıkkk diyeceğim bakışı...

05 Ekim 2009 Pazartesi

Bugün Hep Asya Tek Asya

Annem saçalrını örmüş hemde balık sırtı hemde 3 tane:)
uzayacağına hiç ihtimal vermediğim ve buyüzden uzun süre elbiseyi yakıştıramayıp giydirmediğim asyamın..

Sonra objektiflere bu bakışı atmış poz ver diyince

Asya bu ne hal???

ne olmuş dersiniz???

Ne yapmış:):):)

a)Akşam biraz fazla kaçırmışım:)bakışı

b)çooook uykum var çooook atla zıpla yorulmuşum yav:)bakışı

c)şişşt alooo naber bişey mi var kardeşşş:)bakışı

d)hiç biri bu işin içinde başka iş var:)

tahminleri alayım yazacağım:):):)

Seni özledim:(:(

Pazartesi ama onlara bulduğumuz ev hala boşalmayınca kızım da mersinden gelmedi
ve ondan gelen yeni fotoları oturup sevdim bende
zaten bir hayvan aşığı olan kızım güvercinlerin içine dalınca çıldırmış:):):)
üzerindekiler bayramlıkları:)
siyah ve gri aşığı olan ben
neden çocuklara gökkuşağı renkleri harici kıyafetler yapmıyorlar diyordum ki görür görmez hemen aldım...
annem dantel tül karışımı bir uçuş uçuş bir eteği almaya yeltensede son anda engelledim...
ı ıhhh olmuyor konuyu değiştirme çabamda yerini bulmuyor ,fotoğraflar daha çok özletiyor:(:(:(

02 Ekim 2009 Cuma

Al İLK'ini vur SON'una

Miskinliği,halsizliği,kolunu kaldıramama hallerini İLK'inin üzerine atmıştım
Şimdi dalgınlığı,unutkanlığı,melankolik depresif hallerimi ve kel olduğum
kabuslarını günlerdir üst üste görmeme neden olan saç dökülmelerimide izninle
senin üzerine atabilirmiyim SONBAHAR...
Biliyorum çok üstüne geliyorum bu aralar tüm olumsuzlukların faturasını sana kesiyorum
Oysa sen ilkokulda Cemile öğretmenimin Hayat Bilgisi dersinde anlattığı gibi
yaprakların döküldüğü,okulların açıldığı,
odun kömür alınıp kışa hazırlıkların yapıldığı...
ilkbaharında olduğu gibi çılgınca olmasada, masum huzur dolu bir aşk mevsimisin(burayı hiç anlatmazdı öğretmenimiz ben ileriki sonbahar konumda ucundan kıyısından çouklara çıtlatsammı ki:):):):...
ama bu defa bana kızma Sonumbaharım ben kuaförün yalancısıyım...
''sonbaharda ,
saçların dökülmesi normal'' dedi
ama bu normal durum biraz daha devam ederse avuçlarımda anormal sayıda saç teli ile kel kalacağım...
Eğer sensen bunun nedeni Sonbahar ,
kışı sevmesemde o gelmeli
senle öpüşüp koklaşıp bir an önce veda şarkıları söylenmeli
Hayatın her anında olduğu gibi bundada geçiş dönemleri sıkıntılı oluyor ,
yazdan kışa -kıştan yaza geçmek gerçek anlamda da mecaz anlamda da zor belliki...

Olmadıııı:(:(

EVET!!!
Beklenen oldu ve uzatmalı şehre tayin hayalimle aramızdaki son bağlarıda kopardık
o kendi yoluna ben kendi yolumayım artık
sudan çıkmış balık gibi ortada kaldım yada kaba tabirle g... gibi:)açıkta
e çıkmaz çıkmaz selda neden açıkta kalasın,neden balıksın?
Aslında sorun çıkacağından çok umutlu olmamdı,
buna neden ise 8'inde istediğimde çıkması ve ardından iptal edilip yeniden istenmesi söylenip ve yeniden istediğimde yani şu gün çıkmaması...
üzülmedim desem yalan olur üzüldüm,hem de çok...
ama bugünlerde bu konu ile ilgili duyduğum ve söylediğim tek söz
HAYIRLISI!!!
ve herkesin ilk aklına gelen ilkinde çıkıp şimdi çıkmayınca torpil patlaması:):)
Bu arada Asya hala mersinde annenemlere başka bir ev tuttuk temizleyeceğiz onlarda ordan eşyaları yüklenip pazartesi gelecekler ve ben onu çok
özledim hayatımda hiç kimseyi hiç bir şeyi özlemediğim kadar...
telefonla konuşuyoruz sadece
hasta olmuş
--alooo diyor
--nasılsın iyimisin kızım ?diyorum
--iiii diyor:)
--ne oldu hastamısın diyorum
--ufff oldu atiş(ateş)çıktı diyor
telefonla konuşmayı pek sevmiyor bu yüzden
---öptü diyip kapatıyor :)
böylece özlem daha da büyüyor:(:(

29 Eylül 2009 Salı

Taze biber salçalı ,ceviz yaprağı kokulu ,saat 6 nefesim...

Erken kalkmayı sevmeme halim,sokak kapısını açıp saat 7 havasını içime çektiğimde son bulur.
Osaatte toprak daha bir başka kokuyor sanki.
Yüzler daha bir başka gülüyor,ya da bana öyle geliyor:)
İşe yetişme ortak amacı ortada biryerlerde buluşturuyor ve tanımadık günaydınlar tanıdık gibi dökülüyor dudaklardan...
Bu gün erken dediğim saatten çok daha erken kalktım saat 6 havasıyla çıktım kapıdan.
''Bu sene kış çabuk geldi üşüdük üşüdük''sözüyle baktım sağa
Tanımadık bir ''günadın'' ve ''evet çok sağuk'' karşılığımla devam ettik yola..
''Kars daha soğukmuş , kar yağmış,nasıl yaşıyorlar orda'' şaşırmasıyla gülümsedim,
Ben dalıp giderken Kars kelimesiyle o yıllara verdiğim belli belirsiz ''bilmem'' cevabını duymadan çoktan yönelmişti o fırın kapısına...
Oralarda ne hissettiğimi,nasıl hissettiğimi ilk günki heyecanı yada acısıyla şu anda hissedebilmemin tersine,
o soğukta ne yaptığımı nasıl yaşadığımı anımsayamayarak bilmem cevabıyla yürüdüm,yürüdüm,yürüdüm...
ne kadar yürüdüğümü bilmeden tıpkı nasıl yaşadıklarını bilmem dediğim gibi sessizce ve dalgın...
Ta ki taze çekilmiş biber,damlara serilmiş biber salçası kokusu keskin bir şekilde ciğerlerime dolana kadar...
Hazır dolmuşken çekeyim dedim içime söylediği gibi burnumdan alıp ağzımdan vererek göğsümü doldura doldura...
Yürüdüm ,nefes alıp vermelerim ve çocukluğumda yere sarkan dallarından tırmandığım ceviz ağaçları eşlik etti bana yolun solunda...
.Taze bir filiz ceviz yaprağı koparırken ,bir saatlik yürüyüşüm gönüllü servis arkadaşımın şaşkın ve orda ne aradığımı ima eden bakışlarıyla ve araba penceresinden kafasını uzatmasıyla son buldu...
Ayaklarım yerden kesildiğinde ciğerlerimde taze biber salçası havası,
parmak uçlarımda ceviz yaprağı kokusu,
içimdeki seste ''Bunu birdaha yapmalı'' diyordu...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Bunalık bulanık...

Bir bulanıklık bir tuhaflık
hastalık,yoğunluk,özlem,havalar ah havalar sözünün altına saklandığım saklansamda kaçamadığım bir tuhaflık
beni benden korkutan bir tuhaflık
elime kalem kağıdı aldığımda 30 sn yazmaya sayfanın yukarısından mı başlanıyordu? yoksa aşağısından mı diye ciddi ciddi düşünmeme neden olan,yazmayı unutturan bir tuhaflık
gözümün kapalı oldugunu görmememin imkansız olduğu kapıya
açıkmışasına ,burnumu morartacak hızda çarpmama neden olan bir tuhaflık
hararetle bir olay anlatırken bir an duraklayıp,dalıp sonra karşımdakinin
''eeedevam et''dediğinde
''neye''???
diye sormama neden olan bir unutkanlık...
bi bahanede siz bulunda rahatlatın beni
yoksa aklımdan şüphe etmeme neden olacak bu bulanıklık...

27 Eylül 2009 Pazar

Ben geldim,neler getirdim...

Ben geldim
özlendim mi bilmem,
ama ben çok özledim...
Sel suları ölümler kalımlar acılar bırakmıştım
günler geçti, bana aylar geçmiş gibi gelsede ,günler geçti
ama ateş hala düştüğü yerde yakıyor ilk günki gibi.
zaman denen şey ise
hayat devam ediyor sözünü yine yinelettirdi
hayat bizim içinde devam etti
hiç yemediğim kadar şeker yedim
asyamı süsledim bayram şekeri gibi
ev ev gezip gülümsettim her çizgide bir ömür gizleyen yüzleri
ama eskisi gibi olmadı hiç birşey olmayacakta belliki...
evdeyim artık,perşembe günü her zamanki heyecanla sabah uyanıp sevinçle okuluma gidemedim..
çünkü başka bir okuldayım artık
başka öğrencilerim var
başka öğretmen arkadaşlarım
yine bir hoşçakal dedim ve yine yeni bir merhaba
sarıldım ağladım eski öğrencilerime
üzüldüm yukardaki kışın çektiğimiz kareleri görünce
sarıldım öptüm yeni öğrencilerimi
onlar içinde zor oldu benim içinde
asıl zor olan bu öğrencilerimlede ne kadar kalacağım da belli değil
yeni açılan okullara tayin istedim
asya için bizim için daha büyük bir şehire
ama Eylül 8 de belli olacak tayinim 16'sına ertelendi
16'sında açıklanacak tayinim 25'ine
25'ine belli olacak tayinim kimbilir bilmem kaçına beklemedeyim...
oysa bun tayin okul açılmadan belli olmalıydı
adı eğitim olan kurumda eğitimin düşünülmemesi
şimdi açıklansa tayinim ev bul taşın derken 1 ay geçecek
bu ne demek?
1 ay tayin istediğim okul kapalı kalacak demek
1 ay o okuldaki çocukların başka okulda okuması demek
1 ay sonra arkadaşlarını öğretmenlerini bırakıp başka bir öğretmene alışmaları demek
1 ay geriden gelmek demek
1 ay bana alışmış öğrencileri bırakmak
1 ay sonra onlarıda başka öğretmene emanet etmek demek
belirsizlik,düzensizlik ,dengesizlik demek...

20 Eylül 2009 Pazar

kurtarın bloggerimi

bir süre daha yokum sanıım proxy den sınırlışekilde girebildim ama ne dogru düzgün yorum yayınlayabildim ne de yazabildim,ne resim yüklenebiliyor,ne yazı rengi var nede başkabir eklenti boş bir sayfa var karşımda... giren yazan nasıl yazıyor bilmiyorum bilen varsa banada öğretsin... ne kadar arama motoru varsa yükledim dns ayarlarıyla uğraştım ama internetteki 222 ile aşlayan kodlara geçersiz diyor.. yasaklandı yazıları okudum ama yasaklansa diğeryazan arkadaşlar nasılyazıyor.. ben sayfamı özledim yazı yazmayı yazı yazanları okumayı o blog bu blogdolaşmayı :(:(:(:(:( kendimi günlük karmaşamdan kurtarıp buraya atmayı özledim.... gelen ve bizi bulamayan tüm dostlara sevgiler... bayramınız kutlu olsun bloggerim artık sorunsuz benim olsun :( :( :(:(

17 Eylül 2009 Perşembe

bunu yapan iki kişi biri erkek biri dişi,ya o , o bunu istermiydi????

Bir kadın bir erkek aşktır onları birleştiren yada aşk zannederler hoşlanırlar severler gözleri hiç bir şeyi görmez gördükleri gösterdikleri sadece gülen yüzleridir sevmediklerini,kızdıklarını,öfkelerini bilmezler zaten öfkelenmezlerde...
kızmazlarda...
paylaştıkları zaman kızmaya öfkelenmeye yetmez
Dışardan bakıldığında görülen koca koca iğneler batsada birbirine,
acısını bilmez
aşktan başka bir duygu hissetmezler...
telaş içinde yapılan eğlenceler son bulup aynı evde tüm zamanı birlikte geçirecekleri güne kadar...
gün biter günler biter bir kısır döngü içinde tekrarlanır herşey ve herşey eskisi gibi değildir...
yada eskidende böyledir yeni farkederler...
gülen yüzler asılır
aşk sözcükleri biter
ben haklıyım, sen haklı
ben üstünüm, sen üstün
benim sözüm ,senin sözün
benim doğrum, senin doğrun
benim annem ,senin annen
gelir günlerin devamında
sırtlar dönülür yastıklar ayrılır
ki o yastıkta uyumak hoş bir hayalken
eskiden...
işte tam bu anda araya girer bilen kişiler
''çocuk yapın siz,çocuk evliliği pekiştirir
çocuk evin neşesidir,
çocuk birbirinize bağlar sizi''
dinlerler,
iki ayrı yastık bir umutla,bir çocukla birleşir.
sevgisiz birleşen yastıktan sevgi dolu habersiz masum bir yüz belirir...
sevilir heyecanlandırır güldürür bir müddet
ama bir müddet
sonra evdeki sevgi dolu gülen sadece çocuk olur
iğneler acısını yeniler
sözler kelime eksiltmeden devam eder
yastıklar ayrılır
tek fark anne yastıgında bir gülen bebek
ne değişti?
hiç bir şey...
düzeldi mi ,bağlandılar mı birbirlerine?
hayır...
şimdi herşey daha da zorlaşmadı mı?
evet...
ikiyken mutsuz insan sayısı
üçe çıkmadı mı?
mutsuz bir çocuk yetiştirmek ayrılmaktan daha mı kolaydı?
doğan bebek evliliği kurtarır mı çıkarır mı gün yüzüne?
yoksa daha da mı dibe çeker?...
bu gün söylenen sözcükle belirdi bu sorular beynimde
''çocuk yapsalar bi belki iyi olurdu?''
olur mu?
bence olmazdı,bir çok insanda olmadığı gibi...
yanılıyor muyum??? (bu arada herkeste olan sorun bendede oluyor ve bloglara giremiyorum girsemde sınırlı 1-2 dk umarım düzelir ..bu yüzden bir müddet isteksiz ara veriyorum verdiriryorlar google amcalar sevgiler)

15 Eylül 2009 Salı

ASYAXP...

asya xp sıfır geldi bize ,yukardaki görseli ise geldiği gün indirdik: )
çok olmadı daha 17 ay önce aldık
sıfır dedim ya hiç bir program yüklenmemişti
sadece ağlama,emme ve uyuma programı şirkettendi bedava:)
aylar geçti yeni programlar kurmaya çalıştık ara ara
gülme
emekleme
alkış
yürüme
öpme
getirme
götürme
okuma
top sürme
yemek yeme
çiş yapma
kelimeleri öğrenme
bazılarını yükledi zamanından önce bazılarında hata mesajı verdi
bazen virüs kaptı
şurup ,nane limon antivirüs programını yükledik
başarıyla karantinaya alındı...
artık tüm programlar sorunsuz çalışıyor çiş ve kaşık tutumanın yeni sürümü gelirse daha güzel olacak ama bekliyoruz.
algılamada ise bazı komutlarda hatalar veriyordu
ama artık bu programında %70'i yüklendi gibi
asya xp git şortunu getir?
gider odasından çekmeceden şortunu alır
asya xp kumanda nerde kızım?
gider sakladığı yerden getirir
asya xp televizyonu aç?
önce büyük düğme sonra küçük düğmeye basarak açar
asya xp kitaplarını sepetine koy
kitaplar yerden toplanıp sepete dizilir
asya xp yat yemek yiyeceğiz
hemen yastık getirilip uzanılır ..
asya xp terliklerini ters giyindin
hemen çıkarılıp düzgün giyilir
asya ekmek alıcaz ne gerekli?
paya paya dede verrrr:)
asaya xp öp annecim beni
hemen ballı ballı öpülür
eee sevgili Bil Geyts
varmı sende böyle tatlı bir pc:)
Allah bize en güzel seriden verdi programlarıda bedava zamanla yüklendi
umarım ilerdede mutluluk,huzur,sağlık programları hep güncellenerek sorunsuz çalışır:)
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin